1 Güçlü yönlendirici kimdir?
2 O'nun dışında bir ilah olmayan Allah'tır. O, daima diri olan ve varlığı ayakta tutandır [2:255, 20:111].
3 3:3-4: Kitabı sana gerçek bir amaçla, önündekini tasdik edici olarak indirdi. Önceden, insanlar için bir yol gösterici olan Tevrat'ı ve İncil'i indirmişti. Doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıranı da indirmişti. Allah'ın ayetleri hakkındaki gerçekleri örtenler var ya, onlara şiddetli bir azap vardır. Allah üstündür, suçun tam karşılığı olan cezayı verme ilkesine sahiptir.
4 3:3-4: Kitabı sana gerçek bir amaçla, önündekini tasdik edici olarak indirdi. Önceden, insanlar için bir yol gösterici olan Tevrat'ı ve İncil'i indirmişti. Doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıranı da indirmişti. Allah'ın ayetleri hakkındaki gerçekleri örtenler var ya, onlara şiddetli bir azap vardır. Allah üstündür, suçun tam karşılığı olan cezayı verme ilkesine sahiptir.
5 Göklerde ve yeryüzünde hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
6 O, size rahimlerde nasıl gerekli görüyorsa öyle şekil verendir. O, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olanın dışında bir ilah yoktur.
7 3:7-8-9: O, kitabı sana indirendir. Ondan bir kısmı muhkemdir [sıkıca bağlanmış, gevşemesi ve bozulması engellenmiş, dış etkilere karşı korunaklı kılınmış] ayetlerdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de benzeşenlerdir [39:23][1]. Kalbinde eğrilik olanlara gelince, ondan [benzeşenlerden] fitne aramak [insanları doğru olanından ayırıp kendi anlayışlarına uydurmaya çalışmak] ve o fitneye en uygun yorumu, bağlantıyı kurmak için, onun benzeşeninin peşine takılırlar [2]. Onun, ayetler arasındaki bağlantılarla en doğru yorumunu Allah ve: ''Ona inanıp güvendik, hepsi Rabbimizin katındandır. Rabbimiz, bize yolu göstermenin ardından kalbimizi eğriltme. Bize katından rahmetini bahşet, sen çokça bahşedensin. Rabbimiz, sen hakkında hiçbir kuşku olmayan bir gün için insanları toplayıcısın. Allah vaadini değiştirmez.'' diyen, o ilimde derinleşmiş olanların [4:162] dışındakiler bilmez [3]. Ve sağlam duruşluların dışındakiler bu bilgiyi kullanmazlar.
8 3:7-8-9: O, kitabı sana indirendir. Ondan bir kısmı muhkemdir [sıkıca bağlanmış, gevşemesi ve bozulması engellenmiş, dış etkilere karşı korunaklı kılınmış] ayetlerdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de benzeşenlerdir [39:23][1]. Kalbinde eğrilik olanlara gelince, ondan [benzeşenlerden] fitne aramak [insanları doğru olanından ayırıp kendi anlayışlarına uydurmaya çalışmak] ve o fitneye en uygun yorumu, bağlantıyı kurmak için, onun benzeşeninin peşine takılırlar [2]. Onun, ayetler arasındaki bağlantılarla en doğru yorumunu Allah ve: ''Ona inanıp güvendik, hepsi Rabbimizin katındandır. Rabbimiz, bize yolu göstermenin ardından kalbimizi eğriltme. Bize katından rahmetini bahşet, sen çokça bahşedensin. Rabbimiz, sen hakkında hiçbir kuşku olmayan bir gün için insanları toplayıcısın. Allah vaadini değiştirmez.'' diyen, o ilimde derinleşmiş olanların [4:162] dışındakiler bilmez [3]. Ve sağlam duruşluların dışındakiler bu bilgiyi kullanmazlar.
9 3:7-8-9: O, kitabı sana indirendir. Ondan bir kısmı muhkemdir [sıkıca bağlanmış, gevşemesi ve bozulması engellenmiş, dış etkilere karşı korunaklı kılınmış] ayetlerdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de benzeşenlerdir [39:23][1]. Kalbinde eğrilik olanlara gelince, ondan [benzeşenlerden] fitne aramak [insanları doğru olanından ayırıp kendi anlayışlarına uydurmaya çalışmak] ve o fitneye en uygun yorumu, bağlantıyı kurmak için, onun benzeşeninin peşine takılırlar [2]. Onun, ayetler arasındaki bağlantılarla en doğru yorumunu Allah ve: ''Ona inanıp güvendik, hepsi Rabbimizin katındandır. Rabbimiz, bize yolu göstermenin ardından kalbimizi eğriltme. Bize katından rahmetini bahşet, sen çokça bahşedensin. Rabbimiz, sen hakkında hiçbir kuşku olmayan bir gün için insanları toplayıcısın. Allah vaadini değiştirmez.'' diyen, o ilimde derinleşmiş olanların [4:162] dışındakiler bilmez [3]. Ve sağlam duruşluların dışındakiler bu bilgiyi kullanmazlar.
10 Gerçekleri örtenlerin malları ve evlatları, Allah'tan gelebilecek hiçbir şeyi gideremez [1]. İşte onlar, ateşin yakıtırdırlar [2].
11 Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibi [8:52-54]. Ayetlerimiz hakkında yalana sarıldılar. Allah da onları suçlarıyla tutuverdi. Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir.
12 Gerçekleri örtenlere de ki! ''Mağlup edileceksiniz ve cehenneme toplanacaksınız. Ne sıkıntılı bir beşiktir.''
13 İki birliğin karşılaşmasında, kesin olarak size bir ayet vardır. Bir birlik Allah yolunda çarpışıyordu. Diğeri de gerçekleri örtendi. Onları göz görüşüyle iki katı görüyorlardı. Allah gereğini yapanı yardımıyla güçlendirir [8:62]. İleri görüş sahipleri için kesinlikle bunda bir ibret vardır.
14 Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılmış altın ve gümüşten, belirlenmiş gözde atlardan [16:8], etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlardan ve ekinlerden kimilerini tutkuyla sevmek, o insanlara çekici gösterildi [1]. İşte bunlar, dünya hayatının bir yararlanmasıdır. En iyi dönüş yeri ise, Allah'ın katındakidir [18:46, 28:60].
15 De ki! ''Size bundan hayırlısını haber vereyim mi? Rablerinin katında vahyin sınırlarına uyup korunanlar için [3:133], orada kalıcılar olarak altından nehirler akan bahçeler, tertemiz eşler [eşlik edenler] ve Allah'ın rızası vardır [9:72]. Allah, kullarını hakkıyla görendir.
16 Onlar: ''Rabbimiz, inanıp güvendik, suçlarımızı bağışla, bizi ateşin azabından koru [2:201, 3:191]'' derler.
17 Onlar, dirençli olanlar [3:146], özü sözü doğru olanlar [2:177], Allah'a gönülden boyun eğenler [39:9], infak edenler ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir [51:18][1].
18 O'nun dışında bir ilah olmadığına, Allah, görevli güçler / haberci ayetler [1] ve hakkaniyeti ayakta tutan ilim sahipleri şahittir [2]. Adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olan O'nun dışında bir ilah yoktur.
19 Allah katında din İslam'dır [1]. Kitap verilenler, kendilerine ilim gelmesinin ardından, aralarındaki aşırı sapkınlığın dışında bir sebepten ihtilafa düşmediler [2]. Kim Allah'ın ayetleri hakkında gerçekleri örterse, Allah hesabı seri olandır.
20 Eğer seninle tartışırlarsa de ki! ''Ben tüm ilgimi, sevgimi, teveccühümü Allah için İslamlaştırdım [1], bana uyanlar da.'' Kitap verilenlere ve verilmeyenlere [Mekkelilere]: ''Siz de İslamlaştınız mı?'' de! Eğer İslamlaştılarsa, kesin olarak doğru yolu görürler. Eğer yüz çevirirlerse [dikkate almazlarsa], sana düşen ancak duyurmaktır. Allah, kullarını hakkıyla görendir.
21 Allah'ın ayetleri hakkında gerçekleri örtenler, nebileri haksız yere etkisiz hale getirenler [1] ve insanlardan hakkaniyetli olmayı emredenleri etkisiz hale getirenler var ya, onları can yakıcı bir azapla müjdele.
22 İşte onlar, dünya ve ahirette amelleri boşa gidenlerdir ve onlara yardımcılardan da yoktur.
23 Kitaptan bir nasip verilenlere dikkat etmedin mi? Aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına davet edilirler. Sonra onlardan bir kesim, geri durup duyarsız kalarak yüz çevirir [1].
24 Bunun nedeni, onların: ''Sayılı günler dışında ateş bize asla temas etmez.'' demeleridir [2:80-81]. Uydurmakta oldukları şeyler onları dinlerinde aldatmıştır.
25 Hakkında hiçbir kuşku olmayan bir günde onları topladığımızda ve her benliğin kazandığı şeyler onlara yanlış yapılmadan tastamam ödendiğinde [halleri] nasıl olacak?
26 De ki! ''Mülkün sahibi Allah'ım, gerekli gördüğün kimseye mülkü verirsin ve gerekli gördüğün kimseden mülkü çeker alırsın. Gerekli gördüğün kimseye üstünlük verirsin ve gerekli gördüğün kimseyi zelil edersin. Hayır elindedir. Sen her şeye bir ölçü koyansın.''
27 ''Geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokarsın. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarırsın. Ve gerekli gördüğünü hesapsız rızıklandırırsın.''
28 İnanıp güvenenler, inanıp güvenenlerden önce gerçekleri örtenleri yakınlar, müttefikler edinmesinler [1]. Takiye yaparak onlardan korunmanız dışında [16:106], kim bunu yaparsa, Allah'tan hiçbir şeyi yoktur. Allah sizi, kendisine karşı sakındırıyor. Varış yeri Allah'adır.
29 De ki! ''Göğüslerinizdekini gizleseniz veya onu açığa vursanız, Allah onu bilir. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyleri de bilir. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.''
30 Her benliğin hayırdan ve kötülükten yaptığı şeyleri hazır olarak bulduğu gün [1], onunla [kötülükleriyle] kendi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu eder. Allah sizi, kendisine karşı sakındırıyor. Allah, kullarına karşı şefkatlidir.
31 De ki! ''Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.''
32 De ki! ''Allah'a ve elçisine itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, Allah, gerçekleri örtenleri sevmez [1].''
33 Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerinde seçkin kıldı [1].
34 Birbirinin soyundan olarak. Allah işitendir, bilendir.
35 Hani İmran'ın kadını: ''Rabbim, ben karnımdakini hür olarak sana adadım, benden kabul et. Sen işitip bilensin.'' demişti.
36 Onu doğurduğunda: ''Rabbim, onu kız doğurdum.'' -Allah onun doğurduğu şeyi daha iyi biliyor-[1] ''Erkek kız gibi değildir. Ona Meryem ismini verdim. Onu ve soyunu, atıp tutan şeytandan sana sığındırıyorum.'' dedi.
37 Onu iyi bir kabul edişle kabul etti. Onu iyi bir bitki olarak bitirdi [1] ve ona Zekeriya'yı sorumluluğunu üstlenen kıldı. Zekeriya mihraba [özel odasına] girişinin her defasında, orada bir rızık bulurdu. ''Ey Meryem, bu sana nereden?'' dediğinde: ''O, Allah katındandır.'' derdi [2]. Allah gerekli gördüğünü hesapsız rızıklandırır.
38 Orada Zekeriya Rabbine dua etti: ''Rabbim, bana katından temiz, faydalı bir soy bahşet. Sen duaya kulak verensin [19:5, 21:89].'' dedi.
39 Mihrapta [özel karargahında] eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetini yürütürken, haberci ayetler ona: ''Allah seni, Allah'tan gelen takdir edilmiş hükmü doğrulayıcı, efendi, kendisine sahip olan ve salihlerden bir nebi olacak olan Yahya ile müjdeliyor [19:7].'' diye seslendiler.
40 ''Rabbim, bana büyüklük kesin olarak ulaşmışken ve kadınım da çocuktan kesilmişken [19:8] benim nasıl delikanlım olur?'' dedi. İşte böyle…[1] Allah, gerekli gördüğünü yapar.'' dedi [19:9].
41 ''Rabbim, benim için bir ayet kıl.'' dedi. ''Ayetin, işaret dışında insanlara üç gün konuşmamandır [1]. Rabbinin verdiği bilgileri aklından çıkarmadan kullan ve sabah akşam [devamlı] O'nun belirlediği yörüngede hareket et.'' dedi [19:10].
42 Hani haberci ayetler: ''Ey Meryem! Allah seni seçkin kıldı, seni temizledi ve seni alemlerin kadınlarının üstünde seçkin kıldı [1].'' demişti.
43 ''Ey Meryem! Rabbine gönülden bağlan, otoritesine boyun eğ, ilahlıkla ve rablikte Allah'ı birleyenlerle birlikte, sen de ilahlıkta ve rablikte Allah'ı birle.”
44 İşte bu, görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyenin doğru haberlerindendir, onu sana vahyediyoruz. Hangileri Meryem'in sorumluluğunu üstleneceği konusunda kalemlerini atarken [kura çekerken], sen yanlarında değildin. Davalaştıklarında da sen yanlarında değildin.
45 Hani haberci ayetler: ''Ey Meryem! Allah seni, adı Meryem oğlu İsa Mesih olan, O'ndan takdir ettiği bir hükümle [4:171] müjdeliyor. Dünya ve ahirette yüz akıdır ve yakınlaştırılanlardandır [3:55, 4:158].'' demişti.
46 Yüksek makamda ve yetişkin biri olarak insanlara kelam eden salihlerdendir.
47 ''Rabbim, bana bir beşer temas etmemişken [1] benim nasıl bir evladım olur?'' dedi. ''İşte böyle…[2] Allah, gerekli gördüğünü oluşturur [19:20-21]. Bir işi gerçekleştirmeyi hükme bağladığında, ona ancak ol der ve olmaya başlar.'' dedi.
48 Ona kitabı [yasaları] ve adaleti sağlayan en doğru hükümleri, Tevrat'ı ve İncil'i öğretir.
49 İsrailoğulları'na bir elçi olarak [43:59]: ''Ben kesin olarak Rabbinizden bir ayet ile geldim. Size çamurdan kuş şekli gibi [toprak kap, güveç] bir şey [tütsü, buhur] oluştururum. Ona üflediğimde, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde uçup giden olur [hastalıklar, zararlı haşereler uçup gider]. Görme sorunları olanları ve yılan, akrep sokmalarını [2] uzaklaştırırım [tedavi ederim], Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde [manevi] ölülere hayat veririm [8:24]. Nasiplendiğiniz ve evlerinizde depoladığınız şeyler konusunu size haber veririm [bilgilendiririm]. Eğer inanıp güveniyorsanız, işte bunda size kesinlikle bir ayet vardır [5:110].'' dedi.
50 ''Tevrat'tan önümde [İncil'de] yer alanları tasdik edici olarak [5:46, 61:6] ve size haramlaştırılanların [1] bazılarını [2] helal kılmak için, size Rabbinizden bir ayetle geldim. Allah'ın sınırlarına uyun ve bana itaat edin [43:63].''
51 ''Allah, benim Rabbim ve sizin Rabbinizdir, O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur [1].''
52 İsa, onlardan gerçeği örtmeyi hissedince: ''Allah'a yardımcılar kimdir [1]?'' dedi. Havariler: ''Allah'ın yardımcıları biziz. Allah'a inanıp güvendik. Bizim Müslimler [2] olmamıza şahit ol.'' dediler [5:111, 61:14].
53 ''Rabbimiz, indirdiğine inanıp güvendik, elçiye uyduk, bizi şahitlerle birlikte yaz [5:82-83-84].''
54 Onlar planlarını uyguladılar, Allah da planını uyguladı. Plan uygulayanların hayırlısı Allah'tır [8:30].
55 Hani Allah: ''Ben, seni vefat ettirenim [4:158, 5:117], seni kendime derece olarak yükseltenim [3:45, 4:158][1], gerçekleri örtenlerden seni temizleyenim ve sana uyanları kıyamet gününe kadar gerçekleri örtenlerin üstünde tutanım. Sonra dönüşünüz banadır. İhtilafa düşmüş olduğunuz şeyler hakkında aranızda hükmümü veririm.'' demişti.
56 Gerçekleri örtenlere gelince, onlara dünyada ve ahirette şiddetli azabı tattırırım. Onlara yardımcılardan da yoktur.
57 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapanlara gelince, onların karşılıkları tastamam verilir. Allah, yanlış yapanları sevmez.
58 İşte bu, sana okuyup aydınlattığımız, ayetlerden ve adaleti sağlayan en doğru hükümlerin öğretisindendir.
59 Allah katında İsa'nın örneği, Adem'in [ademoğlunun] örneği gibidir. Onu topraktan oluşturdu. Sonra ona ''Ol!'' deyince olmaya başladı [1].
60 Gerçek Rabbindendir. Sakın tartışmaya girenlerden olma [1]!
61 İlimden sana gelenin ardından, kim seninle onun [İsa'nın] hakkında tartışırsa de ki: ''Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım. Sonra, Allah'ın dışlamasının yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dileyelim.''
62 Kesinlikle o gerçeğin anlatımı budur. Allah'ın dışında ilah diye bir şey yoktur. Kesinlikle Allah, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olanın ta kendisidir.
63 Eğer yüz çevirirlerse, Allah bozguncuları bilendir.
64 De ki! ''Ey Kitap Ehli! Allah'ın dışında kimseye kulluk etmememiz, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamamız, Allah'ın yanı sıra birbirimizi rabler edinmememiz olan aramızdaki eşit kelimeye [ilkeye] gelin.'' Eğer yüz çevirirlerse, ''Şahit olun, biz Müslimleriz [1]'' deyin [29:46].
65 Ey Kitap Ehli! Tevrat ve İncil onun ardından indirilmemiş gibi, İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz [2:140, 3:67]? Aklınızı kullanmaz mısınız?
66 İşte siz bunlarsınız. Hakkında ilminiz olan şey hakkında tartıştınız. Peki, hakkında ilminiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz [2:140].
67 İbrahim, Yahudi de, Hristiyan da olmadı. Fakat o, bütün şirk unsurlarından arınmış [1] bir Müslim'di [2]. O, ortak koşanlardan olmadı.
68 İnsanların İbrahim'e daha yakın olanı; ona uyanlar, bu Nebi ve inanıp güvenenlerdir. Allah, inanıp güvenenlerin yakını, yol göstericisidir.
69 Kitap Ehli'nden bir tayfa, sizi saptırmayı arzu eder [1]. Onlar, kendilerinin dışındakileri saptıramazlar. Fakat, şuurunda değildirler.
70 Ey Kitap Ehli! Şahit olduğunuz halde [3:86-99], niçin Allah'ın ayetleri hakkındaki gerçekleri örtüyorsunuz [3:98]?
71 Ey Kitap Ehli! Niçin hakka batıl elbisesi giydiriyorsunuz ve bile bile hakkı gizliyorsunuz [1]?
72 Kitap Ehli'nden bir tayfa: ''Dönsünler diye, inanıp güvenenlere indirilene günün başında inanıp güvenin, sonunda gerçekleri örtün.'' dediler [1].
73 Ve: ''Dininize uyanların dışındakilere inanıp güvenmeyin.'' dediler. De ki! ''Doğru yolu gösteren, Allah'ın gösterdiğidir [2:120, 6:71]. Size verilenin benzerinin birine verilmesinden [1] veya Rabbinizin katında sizinle tartışıyorlar [2:76] diye bunu söylüyorsunuz.'' De ki! ''Armağan Allah'ın elindedir, onu gerekli gördüğüne verir. Allah, genişletendir, bilendir.
74 Rahmetini gerekli gördüğüne tahsis eder. Allah, muazzam bir armağan sahibidir [2:105].
75 Kitap Ehli'nden, ona kantarla emanet versen, onu sana iade eden kimseler de vardır [3:110-113-199]. Onlardan, bir dinar versen, devamlı başına dikilmedikçe onu sana iade etmeyen kimseler de vardır. İşte bu, onların: ''Ümmilerin aleyhimize bir yolu yoktur.'' demelerindendir [1].
76 Bilakis, kim sözünü tastamam yerine getirir [1] ve vahyin sınırlarına uyup korunursa, Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanları sever.
77 Allah'a verdikleri sözü [16:95] ve yeminlerini az bir değere satanlar var ya [1], işte onlar, ahirette oluşturulanlardan payları olmayanlardır. Kıyamet günü, Allah onlara kelam etmez, onları gözetmez ve onları arındırmaz [2:174]. Onlara can yakıcı bir azap vardır.
78 Ve onlardan bir kesim, kitaptan olmadığı halde kitaptan hesap etmeniz için, kitap hakkında dillerini eğip bükerler. Ve o, Allah katından olmadığı halde: ''O Allah katındandır'' derler. Ve onlar, Allah hakkında bile bile yalan söylerler [1].
79 Allah'ın, bir beşere kitap, yasama, yürütme imkanı ve nebilik vermesinden sonra insanlara: ''Allah'ın yanı sıra benim için de kulluk edenler olun.'' demesi olur şey değildir. Fakat, ''Öğrettiğiniz ve ders aldığınız kitap gereğince, kendinizi Rabbine adayanlar olun.'' der.
80 Size, güçlü insanları [zorbaları, diktatörleri, putlaştırılmış insanları] ve nebileri rabler edinmenizi emretmez. Sizin Müslimler [1] olmanızın ardından, gerçekleri örtmenizi mi emredecek [2]?
81 Hani Allah: ''Size kitaptan [yasadan], adaleti sağlayan en doğru hükümlerden verdim de, sonra size, beraberinizde olanı tasdik edici bir elçi geldiğinde, kesinlikle ona inanıp güveneceksiniz ve kesinlikle ona yardım edeceksiniz.'' diye nebilerin bağlayıcı sözünü almış [33:7], ''Kabul ettiniz mi? İsr'i üzerinize aldınız mı?'' demişti. ''Kabul ettik.'' demişlerdi. ''Öyleyse şahit olun. Ben de sizinle birlikte şahitlerdenim.'' demişti [1].
82 Bunun ardından, kim yüz çevirirse, işte onlar, yoldan çıkanlardır.
83 Kendileri de O'na döndürülecekken, göklerde ve yeryüzünde olan kimseler, isteyerek ve istemeyerek O'nun için İslamlaşmışken, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar [1]?
84 De ki! ''Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve Rablerinden nebilere verilene inanıp güvendik [1]. Onlardan birinin arasında fark görmeyiz [2]. Biz O'nun için İslamlaştıranlarız [3][2:136].''
85 Kim İslam'dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir [1]. Ve o, ahirette kaybedenlerdendir.
86 İnanıp güvenmelerinin ardından gerçekleri örten bir halka Allah nasıl yol göstersin [4:137]? Onlara apaçık kanıtlar gelmiş ve elçinin hak olduğuna şahit olmuşlardı [3:70-99]. Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez [2:258].
87 İşte onların karşılıkları, Allah'ın, haberci ayetlerin ve insanların tamamının dışlamasının onların üzerine olmasıdır.
88 Orada kalıcıdırlar [2:217]. Onlardan azap hafifletilmez ve onlar gözetilmezler [16:85].
89 Bunun ardından, hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler ve düzeltenler bunun dışındadır. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
90 İnanıp güvenmelerinin ardından gerçekleri örten, sonra, gerçekleri örtmesini daha da arttıranların, hatalarından dönüp Allah'a itaate yönelişleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar, sapıkların ta kendileridirler [1].
91 Gerçekleri örtenler ve gerçekleri örtenler olarak ölenler, yeryüzü dolusu kadar altını fidye olarak verseler, onların hiçbirinden asla kabul edilmeyecektir. İşte onlara, can yakıcı bir azap vardır ve onlara yardımcılardan da yoktur.
92 Sevdiğiniz şeylerden infak edene kadar erdeme ulaşamazsınız [2:177-267, 76:8]. İnfak ettiğiniz ne varsa, Allah onu bilir.
93 ''Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in kendine haram kıldıklarının dışındaki her yiyecek İsrailoğulları için helaldi.'' dediler [1]. De ki! ''Eğer doğru sözlüler iseniz, Tevrat'ı getirin ve onu okuyun.''
94 Bunun ardından, kim yalanı Allah'a iftira atarsa, işte onlar, yanlış yapanların ta kendileridirler.
95 De ki! ''Allah doğruyu söyledi. Öyleyse, bütün şirk unsurlarından arınmış bir şekilde [1], İbrahim'in inanç sistemine, yaşam tarzına [2] uyun. O, ortak koşanlardan değildi.
96 İnsanlar için ilk kurulan kurum, Bekke'deki [1], bereketli, alemlere yol gösterendir.
97 Orada apaçık kanıtlı ayetler ve İbrahim makamı [kıyam ettiği yer] vardır. Oraya kim girerse, güvende olur [2:125]. Yoluna gücü yeten kimsenin, Allah için kurumu haccetmesi [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma organizasyonuna] katılması, insanların üzerinde bir görevdir [1]. Kim gerçeği örterse, Allah'ın, alemlerden bir şeye ihtiyacı yoktur [kendine yetendir].
98 De ki! ''Ey Kitap Ehli! Niçin Allah'ın ayetleri hakkındaki gerçekleri örtüyorsunuz [3:70]? Allah, yaptıklarınıza şahittir.''
99 De ki ! ''Ey Kitap Ehli! Şahitler olduğunuz halde [3:70-86], onda eğrilik arayarak, inanıp güvenen kimseleri Allah'ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.''
100 Ey inanıp güvenenler! Kitap verilenlerden bir kesime itaat ederseniz, inanıp güvenmenizin ardından, sizi gerçekleri örtenlere döndürürler [1].
101 Size Allah'ın ayetleri okunurken ve elçisi içinizdeyken, nasıl gerçekleri örtersiniz? Kim Allah'a tutunursa, dosdoğru yol kendisine gösterilmiştir [1].
102 Ey inanıp güvenenler! Nasıl vahyin sınırlarına uyup korunmanız gerekiyorsa, hakkıyla vahyin sınırlarına uyup korunun. Ve Müslimler [1] olmanız dışında sakın ölmeyin.
103 Topluca Allah'ın ipine tutunun ve ayrışmayın [1]. Siz düşmanlarken, Allah'ın kalplerinizin arasını alıştırdığı ve O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiğiniz [8:63, 49:10] ve ateşten bir çukurun kenarındayken, sizi oradan kurtardığı Allah'ın nimetini aklınızdan çıkarmayın. Doğru yolu görün diye, Allah size ayetlerini işte böyle açıkça ortaya koyuyor.
104 Sizden, hayra çağıran, herkesçe kabul edilen ortak iyiyi emreden, herkesçe kabul edilen ortak kötüden engelleyen [1] önderli bir topluluk olsun [2:143, 7:159-181]. İşte onlar, başarıya ulaşanların ta kendileridir.
105 Kendilerine apaçık kanıtlar gelmesinin ardından ihtilafa düşüp ayrışanlar gibi olmayın. İşte onlara, dehşet bir azap vardır [1].
106 Kimi yüzlerin beyazlaştığı, kimi yüzlerin siyahlaştığı gün. Yüzleri siyahlaşanlara gelince, inanıp güvenmenizin ardından gerçekleri örttünüz öyle mi? Gerçekleri örttüğünüz şeylerden dolayı azabı tadın [1]!
107 Yüzleri beyazlaşanlara gelince, onlar, Allah'ın rahmeti içerisindedirler. Onlar, orada kalıcı olanlardır.
108 İşte bunlar, sana gerçek bir amaçla okuyup aydınlattığımız Allah'ın ayetleridir. Allah, alemlere yanlış yapmak istemez.
109 Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler O'nundur. Ve işler O'na döndürülür.
110 Siz, insanlar için çıkarılmış, herkesçe kabul edilen ortak iyiyi emreden ve herkesçe kabul edilen ortak kötüden engelleyen [1] ve Allah'a inanıp güvenen hayırlı bir önderli topluluk oldunuz [2:143, 7:159-181]. Kitap Ehli de inanıp güvenirse, onlar için de hayırlı olur. Onlardan inanıp güvenenler vardır [3:75-113-199]. Çoğu ise, yoldan çıkmıştır.
111 Eziyetin dışında size bir darlık veremezler. Sizinle çarpışsalar, arkalarını dönüp uzaklaşırlar. Sonra yardım da olunmazlar [59:11-12-13].
112 Allah'ın ipine ve insanların ipine bağlı kalanların dışında olanlar [1], nerede rastlansalar zillete mahküm olmuşlar, Allah'ın hoşnutsuzluğuna uğramışlar ve yoksulluğa mahküm olmuşlardır. İşte bu, onların Allah'ın ayetleri hakkındaki gerçekleri örtmelerinden ve haksız yere Allah'ın nebilerini etkisiz hale getirmelerindendir [2]. İşte bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendir.
113 Onların hepsi aynı değildir [3:75-110-199]. Kitap Ehli'nden, gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyup boyun eğen, dik duruşlu bir önderli topluluk da vardır.
114 Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenirler, herkesçe kabul edilen ortak iyiyi emreder, herkesçe kabul edilen ortak kötüden engellerler [1] ve hayırlarda yarışırlar. İşte onlar, salihlerdendir.
115 Hayırdan yaptıkları şeyler, asla örtülmez [görmezden gelinmez]. Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanları bilendir.
116 Gerçekleri örtenlerin malları ve evlatları, Allah'tan gelebilecek hiçbir şeyi gideremez [1]. İşte onlar, ateşin arkadaşlarıdır. Onlar, orada kalıcı olanlardır.
117 Bu dünya hayatında infak ettikleri şeylerin örneği, kendilerine yanlış yapan halkın ekinine isabet edip, yıkıma uğratan dondurucu bir rüzgarın örneği gibidir [2:264-266, 8:36]. Allah onlara yanlış yapmadı. Fakat onlar, kendilerine yanlış yaptılar.
118 Ey inanıp güvenenler! Kendi seviyenizde olmayanları karındaş [sırdaş] edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten geri durmaz, sıkıntıda olmanızı arzu ederler. Nefretleri ağızlarından açığa çıkmıştır, göğüslerinde sakladıkları ise daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanırsanız, kesin olarak ayetleri size açıkça ortaya koyduk.
119 Siz bunlarsınız ki, onları seversiniz [60:1]. Onlar ise, siz kitabın tümüne inanıp güvendiğiniz halde sizi sevmezler [5:82]. Sizinle karşılaştıklarında: ''İnanıp güvendik.'' derler, geçip gittiklerinde ise, size olan öfkelerinden parmaklarını ısırırlar [2:14-76, 5:61]. De ki! ''Öfkenizle ölün!'' Allah göğüslerde olanı bilendir.
120 Size bir iyilik temas etse, onlar kötüleşir, eğer size bir kötülük isabet etse, onunla ferahlarlar [9:50]. Eğer dirençli olursanız ve vahyin sınırlarına uyup korunursanız, onların planları hiçbir şekilde size darlık veremez. Allah, yaptıkları şeyleri kuşatandır.
121 Hani sen, inanıp güvenenleri [Uhud'da], çarpışmak için mevzilerine yerleştirmek üzere ahalinden erkenden ayrılmıştın. Allah, işitendir, bilendir.
122 Hani, sizden iki tayfa [3:153], Allah onların yakını, yol göstericisi olduğu halde, telaşa kapılmıştı [3:152]. Artık, inanıp güvenenler, Allah'a güvenip dayansınlar.
123 Siz Bedir'de zillette iken, kesin olarak Allah size yardım etmişti [8:17-43]. Karşılığını vermeniz için, Allah'ın sınırlarına uyup korunun.
124 Hani inanıp güvenenlere: ''Rabbinizin, indirilen meleklerden [1] üç biniyle [bir çoğuyla] imdadınıza yetişmesi [8:9] yetmez mi?'' diyordun.
125 Elbette. Dirençli olursanız ve vahyin sınırlarına uyup korunursanız, şu an baskınlarından biriyle gelseler, belirlenmiş haberci ayetlerden beş bin tanesiyle [daha çoğuyla] Rabbiniz imdadınıza yetişir [1].
126 Allah onu, size bir müjde olması ve onunla kalplerinizin tatmin olması dışında bir sebepten yapmadı. Adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olan Allah'ın katının dışında bir yardım yoktur [8:10].
127 Gerçekleri örtenlerin bir kenarını bölmesi veya onları tepeleyip amaçlarına ulaşamayanlar olarak geri dönmeleri için [yaptı 8:7-8].
128 O işten [1] sana düşen bir şey yoktur. Ya hatalarından dönüp itaate yönelişlerini kabul eder veya onları azaba uğratır [9:106]. Onlar, yanlış yapanlardır [3:152][2].
129 Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah'ındır. Gereğini yapanı bağışlar, gereğini yapanı azaba uğratır. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
130 Ey inanıp güvenenler! Kat kat arttırılmış olarak ribadan [2:275…279] nasiplenmeyin! Allah'ın sınırlarına uyup korunun ki, başarıya ulaşasınız.
131 Gerçekleri örtenler için hazırlanmış ateşe karşı korunun [2:24].
132 Allah'a ve elçisine itaat edin ki merhamet olunasınız [9:71].
133 Rabbinizden bağışlanmaya ve vahyin sınırlarına uyup korunanlar için hazırlanmış [3:15], genişliği gökler ve yeryüzü kadar olan cennete yarışın [57:21].
134 Onlar; varlıkta ve yoklukta infak edenler, öfkelerini yutanlar [42:37], insanlardan geleni affedenlerdir. Allah, iyileştirenleri sever [2:195].
135 Onlar, bir aşırılık, hayasızlık yaptıklarında veya kendilerine yanlış yaptıklarında [42:37, 53:32], Allah'ı ve mesajlarını hatırlarlar ve suçları için bağışlanma dilerler. Allah'ın dışında suçları kim bağışlayabilir? Ve onlar, yaptıkları o şeylerde bile bile ısrar etmezler.
136 İşte onların karşılıkları, Rablerinden bir bağışlanma ve orada kalıcılar olarak altından nehirler akan bahçelerdir. Çalışanların karşılığı ne güzeldir [29:58, 39:74].
137 Şüphesiz, sizden öncekilerin uygulamaları gelip geçti [1]. Dolaşın yeryüzünde de, yalana sarılanların akıbeti nasıl olmuş bir gözlemleyin.
138 Bu, insanlar için, gerçekleri ortaya koyma ve vahyin sınırlarına uyup korunanlar için bir yol gösterici ve bir öğüttür [24:34].
139 Gevşemeyin ve hüzünlenmeyin. Eğer inanıp güveniyorsanız, üstün gelenler siz olursunuz [1].
140 Size bir yara temas ederse [3:172], kesinlikle onun benzeri, o halka da temas etmişti. Biz o günleri, Allah'ın inanıp güvenenleri bilmesi [1] ve onlardan şahitler edinmesi [2:143] için insanlar arasında işte böyle dolaştırırız. Allah, yanlış yapanları sevmez.
141 Ve, Allah'ın inanıp güvenenleri arındırması ve gerçekleri örtenleri mahvetmesi için.
142 Yoksa, sizden ellerinden geleni yapanları ve dirençli olanları Allah bilmeden, cennete girmeyi mi hesap ettiniz [1]?
143 Ona karşılaşmadan önce, kesin olarak ölümü temenni ediyordunuz. Onu kesin olarak gördünüz ve siz bekliyorsunuz.
144 Muhammed, bir elçinin dışında bir şey değildir. Kesin olarak ondan önce de elçiler gelip geçmiştir [46:9]. Eğer o, ölür veya etkisiz hale getirilirse, topuklarınızın üstünde geri mi döneceksiniz? Kim topuğu üstünde geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde darlık veremez. Allah, verdiği nimetlerin karşılığını verenlerin karşılığını verecektir.
145 Bir canın, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesi dışında ölmesi mümkün değildir. Belirlenmiş son süresinin bir yasası vardır [13:38][1]. Kim dünyadaki karşılığını isterse [2], ona ondan veririz. Kim ahiretteki karşılığını isterse de, ona ondan veririz. Nimetlerin karşılığını verenlerin karşılığını vereceğiz.
146 Nebilerden niceleri, bir çok kendini Rabbine adayanlarla birlikte çarpıştı. Allah yolunda onlara isabet eden şeylerden dolayı gevşemediler, zayıflık göstermediler ve boyun eğmediler. Allah direnenleri sever [1].
147 Ve: ''Rabbimiz, suçlarımızı ve işimizde ölçüyü kaçırdıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabitle ve gerçekleri örtenler halkına karşı bize yardım et [2:250-286].'' demelerinin dışında bir sözleri olmadı.
148 Allah onlara, dünyadaki karşılığını ve ahiretteki karşılığının en iyisini verdi. Allah, iyileştirenleri sever.
149 Ey inanıp güvenenler! Eğer gerçekleri örtenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınızın üstünde eski halinize geri döndürürler [1]. O taktirde, kaybedenlere dönersiniz [2].
150 Bilakis, sizin yakınınız, yol göstericiniz Allah'tır. Ve O, yardım edenlerin hayırlısıdır.
151 Hakkında bir yetki indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmalarından dolayı, gerçekleri örtenlerin [1] kalplerine korku bırakacağız. Barınakları ateştir. Yanlış yapanların bulunduğu yer ne sıkıntılıdır.
152 O'nun koyduğu kurallar çerçevesinde onları kırıp geçirdiğinizde, Allah kesin olarak size vaadini doğruladı [3:125]. Ta ki, sevdiğiniz şeyi [zaferi] size göstermemin ardından, iş hakkında telaşa kapılıp anlaşmazlığa düştüğünüzde itaatsizlik edene kadar. Sizden kiminiz dünyayı isterken [1], kiminiz ahireti istiyordu. Sonra, yıpratıp olgunlaştırarak kalitenizi ortaya çıkaran bir sınava tabi tutmak için sizi onlardan çevirdi [savaşın seyrini değiştirdi]. Ve sizden kesin olarak sildi [sizi affetti]. Allah, inanıp güvenenlere karşı armağan sahibidir [3:122-128].
153 Hani Elçi, diğerlerinizin [3:122] arasında sizi çağırırken, kimseye geri bakmadan yükseğe doğru tırmanıyordunuz. Elinizden gidene ve size isabet edene üzülmeyesiniz diye, bu yaptığınızın karşılığını da size gam üstüne gamla verdi [1]. Allah, yaptığınız şeyler hakkında haberdar olandır.
154 Sonra gamın ardından, üzerinize bir güven, sizden bir tayfayı kaplayan hafif bir uyku hali indirdi. Bir tayfanın da, benlikleri onları cahiliye dönemi zannına; Allah hakkında gerçek dışı zanlar beslemeye sürükledi [2:214, 33:10]. ''Bu işten bize bir şey [söz hakkı] var mı?'' diyorlardı. De ki! ''Bu işin tamamı Allah'a aittir.'' Benliklerinde olanı gizliyorlar ve sana açmıyorlardı. ''Bu işten bize bir şey olsaydı, buralarda etkisiz hale getirilmezdik.'' diyorlardı. De ki! ''Allah, göğüslerinizde olanı ortaya çıkarmak ve kalplerinizde olanı arındırmak için; evlerinizde olsanız da, Allah'ın yasasına göre [1] etkisiz hale gelecek olanlar, kesinlikle yataklarına [ölecekleri yere] çıkıp gelirlerdi [2]. Allah, göğüslerde olanı bilendir.
155 İki cemaatin karşılaştığı gün sizden yüz çevirenleri, o şeytan [3:175] ancak, kazandıkları şeylerin bazılarıyla [hatalarıyla] kaydırdı. Ve Allah, kesin olarak onlardan sildi [affetti 3:128-152]. Allah, bağışlayandır, yumuşak davranandır.
156 Ey inanıp güvenenler! O yerde yol tepen veya gazaya giden kardeşleri için: ''Bizimle olsalardı ölmezler ve etkisiz hale getirilmezlerdi.'' diyen gerçekleri örtenler gibi olmayın [3:168]. Allah bunu, kalplerinde bir pişmanlık kılmak için yaptı [1]. Hayat veren de, öldüren de Allah'tır. Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.
157 Eğer Allah yolunda ölür veya etkisiz hale getirilirseniz [1], Allah'tan olan bağışlanma ve rahmet, onların topladığı şeylerden hayırlıdır.
158 Ölseniz de, etkisiz hale getirilseniz de, Allah'a toplanacaksınız.
159 Allah'tan bir rahmetle onlara yumuşak davrandın. Eğer, kaba, katı kalpli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi. Onlardan sil [affet], onlara bağışlanma dile ve işte onlarla istişare et [42:38]. Karar verdiğinde de, Allah'a güvenip dayan. Allah, kendisine güvenip dayananları sever.
160 Allah size yardım ederse, size galip gelecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, onun ardından kim size yardım eder? İnanıp güvenenler, yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.
161 Bir nebinin yolsuzluk yapması olur şey değildir [1]. Kim yolsuzluk yaparsa, kıyamet günü, yolsuzluk yaptığı şeyle gelir. Sonra, herkesin kazandığı şeylerin karşılığı tastamam verilir ve onlara yanlış yapılmaz.
162 Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'tan bir hoşnutsuzluğa uğrayan ve barınağı cehennem olan kimse gibi olur mu? Ne sıkıntılı bir varış yeridir.
163 Onların Allah katında dereceleri vardır. Allah, yaptıkları şeyleri hakkıyla görendir.
164 Kesinlikle Allah, inanıp güvenenleri; onlara ayetlerini okuyup aydınlatan, onları arındıran, onlara kitabı [yasaları] ve adaleti sağlayan en doğru hükümleri öğreten, kendilerinden bir elçi görevlendirdiğinde, onları memnun etmiştir [2:129-151, 62:2]. Önceden kesinlikle apaçık bir sapıklığın içerisindeydiler.
165 İki katını isabet ettirdiğiniz musibet [1], size isabet ettiğinde: ''Bu nasıl oldu?'' mu dediniz? De ki! ''O, kendiniz yüzündendir.'' Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
166 İki cemaatin karşılaştığı gün size isabet eden şey, inanıp güvenenleri bilmesi için Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde olmuştur [1].
167 Ve nifak sokanları [münafıkları] bilmesi için. ''Gelin Allah yolunda çarpışın veya savunma yapın.'' dendiğinde: ''Biz çarpışmayı bilseydik, kesinlikle size uyardık.'' dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, gizledikleri şeyleri daha iyi biliyor.
168 Kardeşleri için: ''Bize itaat etselerdi etkisiz hale getirilmezlerdi.'' diyenlere [3:156] de ki! ''Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın.''
169 Allah yolunda etkisiz hale getirilenleri sakın ölüler hesap etme [1]. Bilakis diridirler, Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.
170 Allah'ın, armağanından onlara verdiği şeylerle ve arkalarından kendilerine katılmamış olanlar için, onlara bir korkunun olmadığını ve onların hüzünlenmeyeceğini müjdeleyerek ferahlarlar [36:26-27].
171 Allah'ın nimetini, armağanını ve Allah'ın, inanıp güvenenlerin karşılığını zayi etmemesini müjdelerler.
172 Onlara isabet eden o yaranın [3:140] ardından, Allah'a ve elçisine icabet edenlere, onlardan iyileştirenlere ve vahyin sınırlarına uyup korunanlara muazzam bir karşılık vardır.
173 Onlar ki, insanların onlara: ''İnsanlar kesin olarak size karşı birlik oldular, onlara karşı endişe edin.'' demesi, onların imanlarını arttırdı ve: ''Allah bize yeter, ne güzel dayanaktır.'' dediler [33:22].
174 Allah'tan bir nimet ve armağanla, kendilerine bir kötülük temas etmeden döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah, muazzam bir armağan sahibidir.
175 O [münafık] şeytan [3:155], ancak yandaşlarını korkutur [16:100]. İnanıp güveniyorsanız, onlardan korkmayın, benden korkun.
176 Gerçekleri örtmede yarışanlar [5:41] seni hüzünlendirmesin. Onlar, Allah'a hiçbir şekilde darlık veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemeyi istiyor [3:178-197]. Onlara, dehşet bir azap vardır.
177 İnanıp güvenmeye karşılık gerçekleri örtmeyi satın alanlar, Allah'a hiçbir şekilde darlık veremezler. Onlara, can yakıcı bir azap vardır.
178 Gerçekleri örtenler, onlara süre vermemizin kendileri için bir hayır olduğunu hesap etmesinler. Ancak, zararlarına neden olacak şeyleri arttırması için onlara süre veriyoruz. Onlara, küçük düşürücü bir azap vardır [3:176-197].
179 Allah, inanıp güvenenleri, temiz ve faydalı olandan, pis ve zararlı olanı ayırana kadar, üzerinde olduğunuz durumda bırakacak değildir [1]. Sizi, görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen konusunda aydınlatacak da değildir. Fakat Allah, elçilerinden gerekli gördüğünü seçer [72:26-27]. Öyleyse, Allah'a ve elçisine inanıp güvenin. İnanıp güvenirseniz ve vahyin sınırlarına uyup korunursanız, size muazzam bir karşılık vardır.
180 Allah'ın onlara armağanından verdiği şeyler hakkında cimrilik edenler [1], o cimriliklerinin onlara hayır olduğunu hesap etmesinler. Bilakis o, onlara şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yeryüzünün mirası Allah'ındır. Allah, yaptığınız şeyler hakkında haberdar olandır.
181 ''Allah yoksuldur, biz zenginiz [5:64].'' diyenlerin sözünü şüphesiz Allah işitmiştir. Söyledikleri şeyleri ve nebileri haksız yere etkisiz hale getirmelerini [1] yazacağız ve: ''Kavurucu azabı tadın.'' diyeceğiz.
182 İşte bu, ellerinizin takdim ettiği şeyler yüzündendir. Allah, kullarına yanlış yapan değildir [8:51, 22:10].
183 Onlar, ''Ateşin nasiplendiği [1] bir kurban getirene kadar hiçbir elçiye inanıp güvenmememiz konusunda Allah bize ahitte bulundu [1.Krallar 18:16-40].'' diyenlerdir. De ki! ''Şüphesiz benden önce bir elçi, apaçık kanıtlarla ve söylediğiniz şeyle gelmişti. Öyleyse, doğru sözlüler iseniz, onları niçin etkisiz hale getirdiniz?''
184 Seni yalancı saydılarsa, kesin olarak senden önceki, apaçık kanıtlarla, hikmet yüklü sayfalarla ve aydınlatıcı kitapla gelen elçiler de yalancı sayılmıştı [35:25].
185 Her can ölümü tadıcıdır [1]. Kıyamet günü karşılıklarınız tastamam verilir. Kim ateşten uzak tutulursa ve cennete sokulursa, kesin olarak kazanmıştır. Dünya hayatı, aldatıcı bir yararlanmanın dışında bir şey değildir [2].
186 Kesin olarak mallarınızla ve canlarınızla yıpratıp olgunlaştırarak kalitenizi ortaya çıkaran sınavlara tabi tutulacaksınız [2:155]. Kesin olarak sizden önce kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan bir çok eziyet verici sözler işiteceksiniz. Dirençli olursanız [3:146] ve vahyin sınırlarına uyup korunursanız, işte bu, kararlılık gerektiren işlerdendir.
187 Hani Allah kitap verilenlerden, kesinlikle onu insanlar için açıkça ortaya koyacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz diye bağlayıcı bir söz almıştı [35:32, 40:53]. Onlar ise onu [sözlerini], az bir bedel karşılığı sattılar ve sırtlarının ötesine attılar [3:77]. Ne sıkıntılı bir alışveriş yaptılar [1].
188 Başardıkları şeylerle şımaranlar ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenleri bir şey hesap etme. Onların, azaptan kurtaracak güvenli bir yerde olacaklarını da hesap etme. Onlara, can yakıcı bir azap vardır.
189 Göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'a aittir. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
190 Göklerin ve yeryüzünün oluşturulmasında, gece ve gündüzün ardı ardına gelmesinde, sağlam duruşlular için kesinlikle ayetler vardır.
191 Onlar ki, ayaktayken, otururken ve yanları üzerinde [her durumda] Allah'ı ve mesajlarını akıllarından çıkarmayıp yeri geldiğinde yerine getirirler [4:103], göklerin ve yeryüzünün oluşturuluşu hakkında devamlı düşünürler. ''Rabbimiz, bunu boşuna oluşturmadın [38:27]. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederiz, bizi ateşin azabından koru [2:201, 3:16].''
192 ''Rabbimiz, sen kimi ateşe sokarsan, kesinlikle onu rezil edersin [9:63, 16:27]. Yanlış yapanlar için bir yardımcı yoktur.''
193 ''Rabbimiz, biz, -Rabbinize inanıp güvenin- diye, inanıp güvenmek için seslenen bir sesleniciyi işittik ve hemen inanıp güvendik. Rabbimiz, suçlarımızı bağışla, kötülüklerimizden ört ve bizi erdemlilerle vefat ettir [12:101].''
194 ''Rabbimiz, bize elçilerin üzerinden vaat ettiğini ver ve kıyamet günü bizi rezil etme. Sen, vaat ettiğini değiştirmezsin.'' derler.
195 Bunun üzerine Rableri onlara icabet eder: ''Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyete uğrayanlar, çarpışanlar ve etkisiz hale getirilen [1] sizden erkek veya dişiden [49:13] -ki birbirinizdensiniz[2], çalışanın çalışmasını zayi etmeden [3], kesinlikle onların kötülüklerinden örterim ve Allah katından bir karşılık olarak, kesinlikle onları, altından nehirler akan bahçelere sokarım. Allah. En iyi karşılık, O'nun katındadır.
196 Gerçekleri örtenlerin beldelerde dönüp durması seni aldatmasın [40:4].
197 Az bir yararlanmadır. Sonra barınakları cehennemdir [3:176-178]. Ne sıkıntılı bir beşiktir.
198 Fakat, Rablerinin sınırlarına uyup korunanlar var ya, onlara Allah katından bir ikram olarak, orada kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçeler vardır. Erdemliler için, Allah'ın katındakiler hayırlı olandır.
199 Kitap Ehli'nden öyle kimseler de vardır ki [3:75-110-113], Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah'a derin saygı duyarak rızasını kaybetme endişesi taşıyanlar olarak inanıp güvenirler. Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmazlar. İşte onlar var ya, onların karşılıkları Rableri katındadır [2:62, 5:69]. Allah, hesabı seri olandır.
200 Ey inanıp güvenenler! Dirençli olun [3:146] ve dirençli olmakta yarışın. Kenetlenin ve Allah'ın sınırlarına uyup korunun ki başarıya ulaşasınız.