1 Ey insanlar! Sizi tek bir candan oluşturan, eşini de ondan oluşturan [1], ikisinden bir çok erkek ve kadın yayan Rabbinizin sınırlarına uyup korunun. Onunla birbirinize dileklerde bulunduğunuz Allah'ın ve akrabalık bağlarının sınırlarına uyup korunun [2]. Allah, üzerinizde daima gözetim altında tutandır.
2 Yetimlere mallarını verin [4:6]. Temiz ve faydalı olan ile pis ve zararlı olanı değiştirmeyin. Onların mallarını sizin mallarınıza katarak nasiplenmeyin. Bu, büyük bir vebaldir [6:152].
3 Yetimler konusunda hakkaniyetli davranamamaktan korkarsanız, size göre uygun ve faydalı olan [soruna katkı sunan][1] kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın [evlenin veya evlendirin][2]. Eğer adaleti sağlayamamaktan korkarsanız [4:129], tekini veya yeminlerinize / antlaşmanıza sahip olanları…[3]. Bu, ihmalkar olmamanıza daha uygundur.
4 Kadınlara, onlara olan sadakatinizin ispatını [mehirlerini] içtenlikle verin. O verdiğiniz şeyden, kendileri size bir fayda sağlarlarsa, onu afiyetle nasiplenin [4:24].
5 Allah'ın sizi kaim kıldığı [korumanız altına verdiği] mallarınızı aklı ermezlere [olgunluğa ulaşmamışlara] vermeyin. Onlarla, onların rızkını temin edin ve onlara, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun söz söyleyin [kırıcı, kaba, aşağılayıcı olmayın].
6 Nikaha [çağına] ulaştıkları zamana kadar, yetimleri olgunlaştırıcı sınavlara tabi tutun. Onlarda bir olgunluk hissederseniz, onlara mallarını hemen verin [1]. Büyümelerinden dolayı, onu ölçüsüzce ve acelece nasiplenmeyin. Kendine yeten iffetli davransın. Kim yoksulsa, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun olarak nasiplensin. Mallarını onlara verdiğinizde, üzerlerine şahit tutun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
7 Anne baba ve akrabaların bıraktığı şeylerden, erkekler için bir nasip vardır. Anne baba ve akrabaların bıraktığı şeylerden, ondan az olsa da, çok olsa da, kadınlar için de ayırılması zorunlu bir nasip olarak, bir nasip vardır [1].
8 Taksim edilmesi esnasında, yakınlık sahiplerini, yetimleri ve ihtiyaç sahiplerini ondan rızıklandırın ve onlara, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun söz söyleyin.
9 Arkalarından zayıf bir soy bırakmaları durumunda onlar için korku duyanlar, yakınlık sahipleri, yetimler ve ihtiyaç sahiplerine olan tutumları hakkında da Allah'a karşı derin saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşıyarak Allah'ın sınırlarına uyup korunsunlar ve belgeli söz söylesinler.
10 Yanlış yaparak yetimlerin mallarını nasiplenenler var ya, onlar ancak karınlarında bir ateş nasiplenmiş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe yaslanacaklardır.
11 Allah size evlatlarınız hakkında yükümlülük verdi: Erkeğin payı, iki kız kadardır [1]. Eğer onlar, [hepsi] kadın [olmak üzere] ikinin üstünde iseler, bırakılan şeylerin üçte ikisi onlarındır. Eğer tek bir [kadın] ise, yarısı onundur. Eğer [ölenin] çocuğu varsa, bıraktığı şeylerden anne babanın her biri için altıda bir [pay] vardır. Eğer ölenin çocuğu yoksa ve varisi anne babası ise, annesi için üçte bir pay vardır. Eğer onun kardeşleri varsa, annesinin payı altıda birdir. [Bu paylaşım] Vasiyet ettiği vasiyetin veya borcun ödenmesinin ardından yapılır. Babalarınız [büyükleriniz] ve oğullarınızın [çocuklarınızın] hangileri size menfaat olarak daha yakın olduğunu kestiremezsiniz. [Bu paylaşımın] Yerine getirilmesi Allah'tan bir zorunluluktur. Allah, daima bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
12 Eğer onların çocukları yoksa, eşlerinizin bıraktığı şeylerin yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktığı şeylerden dörtte biri sizindir. [Bu paylaşım] Vasiyet ettiği vasiyetin veya borcun [ödenmesinin] ardındandır. Sizin çocuğunuz da yoksa, bıraktığınız şeylerden dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınız şeylerden sekizde biri onlarındır. [Bu paylaşım] Vasiyet ettiği vasiyetin veya borcun [ödenmesinin] ardındandır. Eğer erkek veya kadın, birinci derece yakını [eşi, anne babası, çocukları] olmadığı halde [4:176] miras bırakıyor ve bir erkek kardeşi veya bir kız kardeşi varsa, onlardan her biri için altıda bir [pay vardır]. Eğer onlar bundan daha çok iseler, onlar üçte birine ortaktırlar. [Bu paylaşım da] Kimseye zarar verilmeden, vasiyet ettiği vasiyetin veya borcun [ödenmesinin] ardındandır. Allah'tan bir yükümlülüktür. Allah bilgedir, yumuşak davranandır.
13 İşte bu, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, orada kalıcılar olmak üzere, onu altından nehirler akan bahçelere sokar. Hak edilen muazzam kazanç işte budur [33:71][1].
14 Kim Allah'a ve elçisine asi olursa ve O'nun sınırlarını çiğnerse, orada kalıcı biri olarak onu ateşe sokar. Ve ona, küçük düşürücü bir azap vardır [4:42].
15 Kadınlarınızdan aşırılığa, hayasızlığa [eşcinselliğe] yanaşanların aleyhine sizden [müminlerden] dört şahit tutun. Şahitlik ederlerse, bu manevi olarak ölü olmak, çürümüşlük onları ahlaken üstün bir seviyeye getirinceye kadar [1] veya Allah onlara bir yol [çözüm] kılıncaya kadar, onları [tedavi için] kurumlarda [2] tutun.
16 Sizden ona [eşcinselliğe] yanaşanlara [erkeklere] eziyet edin. Hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelirler ve kendilerini düzeltirlerse, onları kendi hallerine bırakın [1]. Allah, hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul eden, merhamet edendir.
17 Hatadan kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yöneliş, cahillikle bir kötülük yaptıktan sonra [6:54], çok vakit geçirmeden hatadan kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yöneliştir. Allah, o, hatalarından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul eder. Allah bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
18 Onlardan birinin, ölüm esnasına kadar kötülükler yapıp: ''Ben hatamdan kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yöneldim.'' demesi ve gerçekleri örtenler olarak ölenlerinki, hatadan kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yöneliş değildir [10:91, 40:84-85]. İşte onlar, kendilerine can yakıcı bir azap hazırladıklarımızdır [1].
19 Ey inanıp güvenenler! Kadınlara zorla varis olmanız [mallarına el koymanız] size helal değildir. Açıkça bir aşırılığa, hayasızlığa yanaşmaları dışında, onlara verdiğiniz şeylerin bazısını götürmeniz için onlara baskı yapmayın. Onlarla, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde iletişim kurun. Onlardan hoşlanmadıysanız, hoşlanmadığınız şey hakkında Allah bir çok hayır kılabilir [2:216].
20 Bir eşin yerine bir eş değiştirmek istediyseniz ve onlardan birincisine kantarlarca mal verdiyseniz, ondan hiçbir şeyi almayın. Onu, açıkça zarara neden olmakla ve büyük bir iftirayla alır mısınız [1]?
21 Birbirinizin en içli dışlısı olmuştunuz ve sizden katı, bağlayıcı bir söz almışlardı. Bu durumda, onu nasıl geri alırsınız?
22 Geçmişte olanlar dışında, babalarınızın nikahladığı kadınlardan nikahlamayın. O, bir aşırılık, hayasızlık ve nefret uyandıran kötü bir yoldur.
23 Anneleriniz [büyük anneleriniz], kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, sizi emziren süt annelerinizden olan süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri [büyük anneleri], kendisiyle ilişkiye girdiğiniz kadınlardan, sizin çatınız altında yetişip büyüyen üvey kızlarınız -ki, onlarla [anneleriyle] ilişkiye girmemişseniz, aleyhinize bir günah yoktur,- sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşin arasını birleştirmeniz [eşinizin peşine baldızınızla evlenmeniz], geçmişte olanlar dışında, size haram kılınmıştır. Allah, daima bağışlayandır, merhamet edendir.
24 Ve yeminlerinize / antlaşmanıza sahip olanlar dışında [1], kadınlardan, korunan [evli] kadınlar da [haram kılınmıştır]. Allah'ın size yasasıdır. Korunarak ve iffetsizlik yapmadan, malınızla bunun ötesini aramak size helal kılındı. Onlardan karşılıklı hoşlandığınız şeyle, zorunlu bir gereklilik olarak karşılıklarını [mehirlerini] verin. Zorunlu gerekliliğin [mehrin] yerine getirilmesinin ardından, aranızda rıza gösterdiğiniz şeyler hakkında [4:4] size bir günah yoktur. Allah, daima bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
25 Sizden, korunan mümin kadınları nikahlayacak genişliğe gücü yetmeyen kimse, yeminlerinize / antlaşmanıza sahip olan yanınızda çalışan inanıp güvenen genç kızlarınızdan [evlensin]. Allah, inanıp güvenmenizi daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. Korunan, iffetsizlik yapmayan ve gizli dost edinmeyenleri, ahalisinin izniyle nikahlayın. Herkesçe kabul edilen ortak iyiye göre karşılıklarını [mehirlerini] verin. Koruma altına girdiğinde [evlendiğinde] bir aşırılığa, hayasızlığa yanaşırlarsa, onlara, diğer korunan [evli] hür kadınlara verilen azaptan yarısı verilir. İşte bu, sizden sıkıntıya düşmekten endişe eden kimseler içindir. Dirençli olmanız sizin için hayırlı olandır. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
26 Allah, size açıkça ortaya koymak, sizi, sizden öncekilerin uygulamalarına yönlendirmek ve size merhametiyle yönelmek ister. Allah, bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
27 Allah size merhametiyle yönelmek isterken, tutkularına uyanlar ise, dehşet bir meyledişe [sapıklığa, küfre] meyletmenizi isterler.
28 Allah, sizden hafifletmek ister. İnsan zayıf oluşturulmuştur.
29 Ey inanıp güvenenler! Rızanızla yaptığınız, [batıl yollarla olmayan] ticaret olması dışında, mallarınızı aranızda batıl yollarla nasiplenmeyin [4:161]. Kendinizi mahvetmeyin. Allah, size karşı daima merhametlidir.
30 Kim, saldırganca ve yanlış yaparak bunu yaparsa, ileride onu ateşe yaslayacağız. Bu, Allah'a daima kolaydır.
31 Ondan engellendiğiniz büyük şeylerden [suçlardan] uzak durursanız, sizden kötülüklerinizi örteriz ve sizi saygın bir giriş yerine girdiririz [1].
32 Allah'ın, bazınızın bazınıza fazlalık olarak verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkekler için kazandıkları şeylerden bir nasip vardır. Kadınlar için de kazandıkları şeylerden bir nasip vardır. Allah'ın armağanından isteyin. Allah, her şey hakkında daima bilgi sahibidir.
33 Anne baba ve akrabaların bıraktıkları şeylerden hepsi için, yerine geçecek kimseler [varisler] tayin ettik. Sözleşmelerinizin bağladığı [söz verdiğiniz, senetli, borçlu olduğunuz] kimselere nasiplerini verin. Allah, daima her şeye şahittir.
34 Allah, bazısını bazısına fazlalıklı kıldığı şeylerle mallarından infak ettiklerinden dolayı, erkekler kadınlar üzerinde koruyup gözeticidirler [1]. Düzeltici kadınlar; Allah'a gönülden boyun eğen, Allah'ın koruduğu şey nedeniyle [24:4], görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen [namusuna leke sürebilecek] şeyler için koruyucudurlar. Nuşuzundan [2] korktuğunuz kadınlara öğüt verin. Onları yattıkları yerden uzaklaştırın [3], onlara örnekler vurgulayın [4]. Eğer size gönülden uyarlarsa, aleyhlerine bir yol aramayın. Allah, daima yücedir, büyüktür.
35 Eğer aralarının bozulmasından korktuysanız, erkeğin ahalisinden bir hakem ve kadının ahalisinden bir hakem görevlendirin. İkisi, bir düzeltme isterlerse, Allah aralarını uzlaştırır. Allah, daima bilendir, haberdar olandır.
36 Allah'a kulluk edin ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Anne babaya, yakınlık sahiplerine, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yakınlık sahibi komşuya, uzak komşuya, yakınınızda olan arkadaşa, yol oğluna, yeminlerinize / antlaşmanıza sahip olanlara iyilik yapın [2:83]. Allah, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez [31:18, 57:23].
37 Onlar, cimrilik edenler, insanlara cimriliği emredenler [1] ve Allah'ın onlara armağanından verdiği şeyleri gizleyenlerdir. Gerçekleri örtenler için küçük düşürücü bir azap hazırladık.
38 Mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak edenler [1], Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyenlerdir. Şeytan, kimin yakın arkadaşı olursa, o [şeytan], kötü bir yakın arkadaştır [2].
39 Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenselerdi ve Allah'ın onları rızıklandırdığı şeylerden infak etselerdi aleyhlerine miydi? Allah, onları daima bilendir.
40 Allah, zerre ağırlığınca yanlış yapmaz. Bir iyilik olsa, onu kat kat arttırır ve katından muazzam bir karşılık verir.
41 Her önderli topluluktan şahidini getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit olarak getirdiğimizde halleri nasıl olacak [1]?
42 Gerçekleri örtenler ve elçiye isyan edenler [4:14], o gün yerle bir olsalar arzu ederler. Tek bir konuyu bile Allah'a gizleyemezler.
43 Ey inanıp güvenenler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünüb iseniz de; yolculukta olmanız dışında, yıkanma durumunda olana kadar, salata [o yükümlülüğe] yaklaşmayın / toplum içine çıkmayın. Eğer, hasta veya hareketli bir iş üzerindeyseniz veya sizden biriniz tuvaletten geldiyse veya kadınlara temas edip su bulamamışsa, temiz bir toprağa yönelip yüzlerinizi ve ellerinizi silin. Allah, daima affedendir, bağışlayandır [1].
44 Kitaptan kendilerine bir nasip verilenlere dikkat etmedin mi? Sapıklığı satın alıyorlar ve yolu şaşırmanızı istiyorlar [1].
45 Allah, düşmanlarınızı daha iyi bilir. Yakın, yol gösterici olarak Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.
46 Yahudilerden bir kısmı, kelimeleri yerlerinden [gerçek anlamlarından] kaydırırlar [2:75, 5:13-41] ve din hakkında, saldırganca dilleriyle eğip bükerek: ''İşittik ve isyan ettik [2:93].'', ''Kulak vermeden dinleyin.'', ''Bize riayet et.'' derler. Onlar: ''İşittik ve itaat ettik, kulak ver ve bizi gözet.'' deselerdi, kesinlikle onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu [2:104]. Fakat, gerçekleri örtmeleriyle Allah onları rahmetinden dışlamıştır. Azı dışında inanıp güvenmezler [2:88-89].
47 Ey kendilerine kitap verilenler! Bazı yüzleri silip arkalarına döndürmeden veya sebt ashabını [cumartesi yasağını çiğneyenleri][1] rahmetimizden dışladığımız gibi, rahmetimizden dışlamadan önce [2:89], beraberinizde olanı tasdik edici olarak indirdiğimiz şeye inanıp güvenin [2:41-91]. Allah'ın emri daima yerine getirilendir.
48 Allah, O'na ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun altındakileri, gerekli gördüğü kimse için bağışlayabilir [4:116]. Kim Allah'a ortak koşarsa, dehşet bir şekilde zarara neden olan şeyler uydurmuş olur [1].
49 Kendilerini arındıranlara [1] dikkat etmedin mi? Bilakis Allah, gereğini yapanı arındırır. Ve onlara, kıl kadar bile yanlış yapılmaz.
50 Yalanı Allah'a karşı nasıl uydurduklarını bir gözlemle. Açıkça zarara neden olarak o yeter.
51 Kitaptan kendilerine bir nasip verilenlere dikkat etmedin mi? Cipt'e [puta, kahinlere, hurafelere] ve tağuta [dine ekleme çıkarma yapıp bardağı taşıran otoritelere] inanıp güveniyorlar. Ve gerçekleri örtenler için: ''İşte bunlar, yol olarak inanıp güvenenlerden daha doğru yoldadır.'' diyorlar.
52 İşte onlar, Allah'ın rahmetinden dışladıklarıdır. Allah, kimi rahmetinden dışlamışsa, ona asla bir yardımcı bulamazsın.
53 Yoksa, onların mülkten bir nasibi mi var? O taktirde, insanlara hurma çekirdeğinin oyuğunu dahi vermezler.
54 Yoksa onlar, Allah'ın armağanından verdiğini mi kıskanıyorlar [1]? Şüphesiz, İbrahim ailesine, kitabı ve adaleti sağlayan en doğru hükümleri verdik. Ve onlara, muazzam bir mülk [yönetim imkanı / alanı] verdik.
55 Onlardan kimisi ona inanıp güvendi, kimisi ondan alıkoydu [57:26]. Çılgın bir yer olarak cehennem yeter.
56 Ayetlerimiz hakkında gerçekleri örtenleri ileride ateşe yaslayacağız. Ciltlerinin tamamen yandığı her defasında, azabı tatmaları için, onların ciltlerini başkasıyla değiştireceğiz. Allah, daima üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
57 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanları, orada ebedi olarak kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçelere sokacağız. Onlara orada tertemiz, faydalı eşler [eşlik edenler] vardır. Onları koyu bir gölgeliğe sokacağız.
58 Allah, emaneti ehline teslim etmenizi [1] ve insanlar arasında hakemlik yaptığınızda, adaletle hükmetmenizi emrediyor [2]. Allah, onunla size ne güzel öğüt veriyor. Allah, daima işiten, hakkıyla görendir.
59 Ey inanıp güvenenler! Allah'a ve elçisine ve sizden olan iş / yetki sahiplerine [4:83] itaat edin. Bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz ve Allah'a ve ahiret gününe inanıp güveniyorsanız, onu Allah'a ve elçisine yönlendirin. Hayırlı ve çözüme ulaşmanın daha iyi yolu olan işte budur.
60 Sana ve senden önce indirilene inanıp güvendiklerini iddia edenlere dikkat etmedin mi? Onu görmezden gelmekle emrolundukları halde [1], tağutu [dine ekleme çıkarma yapıp bardağı taşıran otoriteleri] aralarında hakem yapmak istiyorlar [2]. Şeytan onları uzak [dönüşü olmayan] bir sapıklığa saptırmak istiyor.
61 Onlara: ''Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin.'' dendiğinde, münafıkların senden geri çekildikçe geri çekildiklerini görürsün [1].
62 Ellerinin takdim ettiklerinden dolayı başlarına bir musibet isabet ettiğinde bak nasıl oldu? Sonra sana gelip: ''Biz iyileştirmek ve uzlaşının dışında bir şey istemedik.'' diye Allah'a yemin ediyorlar.
63 İşte onların kalplerinde olanları Allah biliyor. Onları umursama ve öğüt ver. Ve onlara, kendileri hakkında en etkili sözleri söyle.
64 Biz hiçbir elçiyi, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde, kendisine itaat edilmesi dışında göndermedik [4:80][1]. Kendilerine yanlış yaptıklarında, sana gelip Allah'a bağışlanma dileselerdi ve elçi de onlara bağışlama dileseydi, kesinlikle Allah'ı, hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul eden ve merhamet eden olarak bulurlardı [2].
65 Hayır! Rabbin şahit olsun ki, aralarındaki çekişmeli, dallı budaklı şeyler hakkında seni hakem kabul edip, hükme bağladığın şeylerden benliklerinde bir güçlük bulunmadan, tam bir teslimiyetle selameti sağlamadan / teslim olmadan inanıp güvenmiş olmazlar [1].
66 Biz onların aleyhine, kendilerini etkisiz hale getirmeyi veya yurtlarından çıkmayı yazsaydık, onlardan azı dışındakiler onu yapmazlardı. Eğer onlar, kendilerine verilen öğüdü yapsalardı, kesinlikle onlar için hayırlı ve sağlamlık olarak daha şiddetli olurdu.
67 O zaman onlara, kesinlikle tarafımızdan muazzam bir karşılık verirdik.
68 Ve onlara dosdoğru yolu gösterirdik.
69 Allah'a ve elçiye itaat eden kimseler var ya, işte onlar; nebilerden, özü sözü doğru olanlardan [1], şahitlerden [3:18-53] ve düzelticilerden, Allah'ın kendisine nimet verdikleriyle beraberdir. İşte onlar, arkadaş olarak ne kadar da iyidirler.
70 İşte bu, Allah'tan bir armağandır. Bilen olarak Allah yeter.
71 Ey inanıp güvenenler! Önleminizi alın [1]. Gruplar halinde veya toplu olarak seferber olun.
72 Ve şüphesiz sizden, ağır davranan kimseler vardır. Size bir musibet isabet etse: ''Onlarla beraber musibete şahit olmadığımda kesinlikle Allah bana nimet verdi.'' der.
73 Allah'tan size bir armağan isabet etse, aranızda içten bir sevgi, bağlılık yokmuş gibi [olması gerekmiyormuş gibi], kesinlikle: ''Keşke onlarla beraber olsaydım da, muazzam kazancı ben hak etseydim.'' der.
74 Öyleyse, dünya hayatını ahiret hayatına satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır da, etkisiz hale getirilir veya galip gelirse, ileride ona muazzam bir karşılık vereceğiz [1].
75 Size ne oluyor da, ''Rabbimiz, bizi ahalisi yanlış yapan bu kentten çıkar. Bize tarafından bir yakın, yol gösterici, müttefik kıl. Bize tarafından bir yardımcı kıl.'' diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf düşürülmüşler için Allah yolunda çarpışmıyorsunuz [1]?
76 İnanıp güvenenler Allah yolunda çarpışırlar. Gerçekleri örtenler de tağut yolunda çarpışırlar. Öyleyse, şeytanın yakınları, müttefikleriyle [2:257] çarpışın. Şüphesiz, şeytanın planı her zaman zayıftır.
77 Kendilerine: ''Ellerinizi [yaptığınız yanlıştan] çekin, salatı ikame edin, arınmanın bedelini yerine getirin [1].'' denilenlere dikkat etmedin mi? Kendilerine çarpışmak yazıldığında, onlardan bir kesim, Allah'a huşu [Allah'a duyulan derin saygıdan kaynaklanan rızasını kaybetme endişesi] duyar gibi, hatta daha şiddetli bir huşuyla insanlara huşu duyuyorlar. ''Rabbimiz, bize çarpışmayı niçin yazdın? Yakın bir sürenin sonuna kadar erteleseydin ya.'' dediler. De ki! ''Dünyanın yararlanması azdır. Vahyin sınırlarına uyup korunanlar için ahiret hayırlı olandır. Ve size, kıl kadar haksızlık yapılmaz.''
78 Nerede olursanız, sağlam kalelerin içinde olsanız da ölüm size yetişir [1]. Onlara bir iyilik isabet etse: ''Bu Allah katındandır.'' derler. Onlara bir kötülük isabet etse: ''Bu senin yüzündendir.'' derler [7:131]. De ki! ''Hepsi Allah katındandır.'' Bu halka ne oluyor ki, neredeyse bir konuyu kavrayamıyorlar?
79 Sana iyilikten isabet edenler Allah'tandır. Sana kötülükten isabet edenlerse kendindendir [1]. Seni insanlar için bir elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
80 Elçiye itaat eden kimse, kesinlikle Allah'a itaat etmiştir [4:64]. Yüz çeviren kimseye gelince, seni onlara bir koruyucu olarak göndermedik.
81 ''Baş üstüne'' diyorlar. Yanından ayrıldıklarında, onlardan bir tayfa, dediğin şeylerin başkasını tasarlıyor. Allah, onların tasarladıklarını yazıyor [1]. Onları umursama, Allah'a güvenip dayan. Dayanak olarak Allah yeter.
82 Kur'an üzerine derinine düşünmezler mi [23:68, 47:24]? Allah'tan başkasının katından olsaydı, kesinlikle onda bir çok ihtilaf bulurlardı [1].
83 Onlara, güvenle veya korkuyla ilgili bir iş geldiğinde onu yayarlar. Onu, elçiye ve onlardan iş / yetki sahiplerine [4:59] yönlendirselerdi, işin iç yüzünü araştırıp bulanlar onu bilirlerdi [49:6]. Allah'ın üzerinize olan armağanı ve rahmeti olmasaydı, kesinlikle azınız dışında şeytana [etrafa yalan yanlış dedikodu yayan iki yüzlüye] uyardınız.
84 Allah yolunda çarpış. Kendinin dışında kimseyle mükellef değilsin. İnanıp güvenenleri de teşvik et [8:65]. Belki Allah, gerçekleri örtenlerin verdiği sıkıntıyı çekip alır. Allah'ın sıkıntı vermesi daha şiddetlidir. Caydırıcı cezası da daha şiddetlidir.
85 Kim bir iyiliğe şefaat ederse [arka çıkarsa, katkı sunarsa], ona ondan bir nasip vardır. Kim bir kötülüğe şefaat ederse de, ona ondan bir sorumluluk vardır. Allah, daima varlıkların ihtiyaçlarını karşılayandır [41:10].
86 Size iyi bir hayat dileğiyle iyi dilekte bulunulduğunda, siz de ondan daha iyisiyle iyi bir hayat dileğinde bulunun veya onun aynıyla karşılık verin. Allah, daima her şeyin hesabını yapandır.
87 O'nun dışında bir ilah olmayan Allah, hakkında hiçbir kuşku olmayan kıyamet gününde sizi kesinlikle toplayacaktır. Hadisi Allah'tan daha doğru olan kimdir?
88 Size ne oluyor ki, kazandıkları şeylerden dolayı Allah onları baş aşağı ettiği halde, münafıklar hakkında ikiye ayrıldınız? Allah'ın saptırdığı kimseye yol göstermek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye asla bir yol bulamazsın [1].
89 Kendileri gerçekleri örttükleri gibi, siz de gerçekleri örtseniz ve onlarla aynı seviyede olsanız arzu ederler [60:2]. Onlar, Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan yakınlar, yol göstericiler edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse, onları bulduğunuz yerde tutun ve etkisiz hale getirin. Ve onlardan, yakın, yol gösterici ve yardımcı edinmeyin.
90 Aranızda bağlayıcı bir sözleşme olan bir halka ulaşanlar veya sizinle çarpışmaktan veya halklarıyla çarpışmaktan göğüsleri daralıp size gelenler bunun dışındadır. Allah gerekli görseydi, onları size musallat ederdi de sizinle çarpışırlardı. Eğer sizden uzak durup, sizinle çarpışmaz ve zorunlu olarak teslim olurlarsa, Allah size, onların aleyhine bir yol kılmamıştır [60:8].
91 Size karşı güvende olmak ve kendi halklarına karşı güvende olmak isteyen [ikili oynayan] başkalarını da bulacaksınız. Toplumu ateşe atacak, sıkıntıya sokacak bir duruma yönlendirildikleri her defasında, oraya baş aşağı dalarlar. Sizden uzak durmazlar, zorunlu olarak teslim olmazlar ve ellerini çekmezlerse, onlara rastladığınız yerde tutun ve etkisiz hale getirin. İşte böylelerinin aleyhine size apaçık bir yetki kıldık [1].
92 Hata dışında, bir inanıp güvenenin bir inanıp güveneni etkisiz hale getirmesi olur şey değildir. Kim bir inanıp güveneni hata ile etkisiz hale getirirse, [cezası] boyunduruk altında olan bir inanıp güveneni özgürlüğüne kavuşturmak ve hakkından vazgeçmezse, ahalisine, esenlik, barış, rahatlık veren [selametini sağlayan] bir diyet vermektir. Eğer [etkisiz hale getirilen] inanıp güvenen, size düşman bir halktan ise, [cezası] boyunduruk altında olan bir inanıp güveneni özgürlüğüne kavuşturmaktır. Eğer aranızda bağlayıcı bir sözleşme olan bir halktan ise, cezası, ahalisine, esenlik, barış, rahatlık veren [selametini sağlayan] bir diyet vermek ve boyunduruk altında olan bir inanıp güveneni özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kim bunu [imkanları] bulamazsa, Allah'tan merhametle kendisine bir kolaylık olarak, [cezası] birbirini takip eden iki ay siyam yapmaktır. Allah, daima bilendir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
93 Bir inanıp güveneni kasıtlı olarak etkisiz hale getiren kimsenin karşılığı, orada kalıcı olarak cehennemdir. Allah'ın hoşnutsuzluğu ve rahmetinden dışlaması onun üzerinedir. Ona, dehşet bir azap hazırladı [1].
94 Ey inanıp güvenenler! Allah yolunda yol teptiğiniz zaman, her şeyi açıkça ortaya koyun [belirleyin]. Size barış teklif eden kimselere, dünya hayatının genişliğini [menfaatlerini] arayarak [1]: ''Sen inanıp güvenen değilsin.'' demeyin. Allah katında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyleydiniz, Allah sizi memnun etti. Öyleyse, her şeyi açıkça ortaya koyun [araştırın]. Allah, daima yaptığınız şeyler hakkında haberdardır.
95 İnanıp güvenenlerden yokluk sahibi [geçerli mazereti 9:91-92, 48:17] olmayıp oturanlar ile, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda ellerinden geleni yapanlar aynı seviyede değildir [57:10]. Allah, derece olarak, mallarıyla ve canlarıyla ellerinden geleni yapanları, oturanların üzerinde fazlalıklı kılmıştır. Allah, hepsine en iyisini vaat etmiştir. Ellerinden geleni yapanları, oturanların üzerinde muazzam bir karşılıkla fazlalıklı kılmıştır.
96 Bağışlama, rahmet ve O'ndan derecelerle. Allah, daima bağışlayan, merhamet edendir.
97 Görevli güçler kendilerine yanlış yapanları vefat ettirirken: ''Ne haldeydiniz?'' dediler. ''Biz o yerde zayıf düşürülenlerdik.'' dediler. ''Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi? Orada hicret etseydiniz ya.'' dediler. İşte onların barınakları cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir [1].
98 Çıkış yolu bulamayan ve bir çözüme gücü yetmeyen adamlardan, kadınlardan ve çocuklardan zayıf düşürülenler bunun dışındadır.
99 İşte onlar, Allah'ın onlardan silmesi / vazgeçmesi umulanlardır. Allah, daima affedendir, bağışlayandır [1].
100 Allah yolunda hicret eden kimse, yeryüzünde gidecek bir çok yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve elçisine hicret eden olarak çıkan kimseyi, sonrasında ölüm yakalarsa, onun karşılığı kesinlikle Allah'a düşer [1]. Allah, daima bağışlayandır, merhamet edendir.
101 Yeryüzünde yol teptiğinizde, gerçekleri örtenlerin sizi ateşe atmasından, sıkıntıya sokmasından korkarsanız, salattan [1] kısaltmanızda, aleyhinize bir günah yoktur. Gerçekleri örtenler, daima size apaçık bir düşmandır [2].
102 Senin de içinde olup, onlara salatı ikame ettirdiğinde, onlardan bir tayfa seninle birlikte dursun ve silahlarını da alsınlar. Onlar secde ettiklerinde [verdiğin eğitimi öğrenip kabul ettiklerinde] de [1], ardınızda olsunlar ve salat etmemiş diğer tayfa gelip seninle birlikte salat etsin. Önlemlerini ve silahlarını alsınlar. Gerçekleri örtenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gaflete düşesiniz de tek bir baskınla size baskın yapsınlar. Yağandan dolayı eziyette olursanız veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda aleyhinize bir günah yoktur. Önleminizi alın. Allah, gerçekleri örtenler için küçük düşürücü bir azap hazırladı.
103 Salatı gerçekleştirdiğinizde, ayakta, otururken ve yanlarınız üzerinde [her durumda, devamlı olarak: 3:191] Allah'ı ve mesajlarını aklınızdan çıkarmayıp yeri geldiğinde yerine getirin. Rahatladığınızda da, salatı [tam olarak] ikame edin. Şüphesiz salat, daima inanıp güvenenlerin üzerine vakti belirlenmiş bir yasadır [1].
104 O halkı aramakta gevşeklik göstermeyin. Eğer canınız yanıyorsa, sizin canınız yandığı gibi onların da canı yanıyor. Ve siz, onların Allah'tan beklemediği şeyi [bağışlanma, ödül, cennet] bekliyorsunuz. Allah, daima bilendir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
105 Biz sana kitabı gerçek bir amaçla, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm vermen için indirdik. Hainler için davalaşan olma [hainleri savunma][28:86][1].
106 Allah'a bağışlanma dile. Allah, daima bağışlayandır, merhamet edendir.
107 Kendilerine ihanet edenlerden yana mücadele etme. Allah, zarara neden olan hainleri sevmez.
108 İnsanlardan gizliyorlar da, Allah'tan gizleyemezler. Allah'ın razı olmadığı sözü tasarlarlarken, Allah onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıkları şeyleri daima kuşatandır [57:4, 58:7].
109 Haydi siz, bu dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Kıyamet günü onlardan yana Allah'a karşı kim mücadele edecek? Ya da, kim onlara dayanak olacak?
110 Kötülük yapan veya kendine yanlış yapan, sonra Allah'a bağışlanma dileyen kimse, Allah'ı, bağışlayan, merhamet eden olarak bulur.
111 Zarara neden olan bir şey kazananın, o kazandığı şey kendi aleyhinedir. Allah, bilendir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
112 Bir hata veya bir zarara neden olma kazanan kimse, onu suçsuz birine atarsa, büyük bir iftira ve açıkça bir zarara neden olma suçu yüklenir.
113 Allah'ın üzerine armağanı ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir tayfa, seni şaşırtmaya yeltenmişti. Onlar kendileri dışındakileri şaşırtamazlar ve sana hiçbir şekilde darlık veremezler. Allah, sana kitabı ve adaleti sağlayan en doğru hükümleri indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah'ın sana olan armağanı muazzamdır.
114 Doğruluğu veya herkesçe kabul edilen ortak iyiyi veya insanların arasını düzeltmeyi emreden kimseler dışında, onların gizli görüşmelerinin [kulis faaliyetlerinin] çoğunda bir hayır yoktur. Allah'ın rızasını arayarak, kim bunları yaparsa, ona ileride muazzam bir karşılık vereceğiz [58:9].
115 Ona, doğru yolu gösteren açıkça ortaya konulmasının ardından [9:115], kim elçinin karşısında yer alır [47:25-32, 59:4], inanıp güvenenlerin yolundan başkasına uyarsa, onu, yöneldiği yöne çeviririz ve cehenneme yaslarız. Ne sıkıntılı bir varış yeridir.
116 Allah, O'na ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun altındakileri, gerekli gördüğü kimse için bağışlayabilir [4:48]. Kim Allah'a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapıklığa sapmış olur.
117 O'nun yanı sıra, bir takım dişilerin [Lat, Menat, Uzza] dışında bir şeye çağrıda bulunmuyorlar. Küstah şeytanın dışında bir şeye çağrıda bulunmuyorlar.
118 Allah onu rahmetinden dışladı. ''Kesinlikle kullarından belirli bir nasip edineceğim [17:64].'' dedi.
119 ''Kesinlikle onları saptıracağım, kesinlikle onları kuruntulara daldıracağım. Kesinlikle onlara emredeceğim, etinden sütünden yararlanılan hayvanların kulaklarını yaracaklar. Kesinlikle onlara emredeceğim, Allah'ın oluşturuşunu başkalaştıracaklar [1].'' Allah'ın yanı sıra şeytanı yakın, yol gösterici edinen kimse, kesinlikle açıkça büyük bir kayıpla kaybeder [58:19].
120 Onlara vaat eder ve onları kuruntulara sokar. Şeytan, onlara aldatmanın dışında bir şey vaat etmez [1].
121 İşte onların barınağı cehennemdir. Oradan kaçacak bir yer de bulamazlar [82:16].
122 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanları, ebedi olarak orada kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçelere sokacağız. Allah'ın vaadi gerçektir. Allah'tan daha doğru sözlü kimdir?
123 Sizin kuruntunuzla da değil, Kitap Ehli'nin kuruntusuyla da değil. Kötülük yapan kimse, onunla karşılığını görür. Ve ona, Allah'ın yanı sıra bir yakın, yol gösterici ve yardımcı da bulamaz.
124 Erkek veya dişiden, bir inanıp güvenen olarak düzeltici işlerden yapan kimse… İşte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin oyuğu kadar bile yanlış yapılmaz [1].
125 O bir iyileştiren olarak, yönünü, ilgisini Allah için İslamlaştıran [1][2:112, 31:22] ve şirkten arınmış olan [2] İbrahim'in inanç sistemine, yaşam tarzına [3] uyan kimseden, din olarak daha iyi olan kimdir? Allah İbrahim'i iz bırakan önder edinmişti.
126 Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah'ındır. Allah, daima her şeyi kuşatandır.
127 Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki! ''Onlar hakkında fetvayı Allah ve -yazılmış olanı vermediğiniz ve nikahlamanız için kendilerine rağbet ettiğiniz kadınların yetimleri ve çocuklardan zayıf düşürülenler ve yetimler için hakkaniyeti ayakta tutmanız hakkında kitapta size okunanlar- veriyor. Hayırdan ne yaparsanız, daima Allah onu bilendir [1].
128 Eğer bir kadın, verimsiz kocasının nuşuzundan [1] veya geri durmasından korkarsa, aralarının bir düzeltmeyle düzeltilmesinde bir günah yoktur. Düzeltmek hayırlıdır. Benlik, başkasında olana göz dikmeye hazırdır [yatkındır]. Eğer iyileştirirseniz ve vahyin sınırlarına uyup korunursanız, Allah, daima yaptığınız şeyler hakkında haberdardır.
129 Ne kadar düşkün olsanız da, kadınlar arasında adil olmanıza asla güç yetiremezsiniz [4:3]. Öyleyse, diğerini askıda bırakılmış gibi bırakıp, tamamen birine meyletmeye meyletmeyin. Düzeltirseniz ve vahyin sınırlarına uyup korunursanız, Allah, daima bağışlayandır, merhamet edendir.
130 Eğer ayrılırlarsa, Allah, genişliğinden her ikisini de kendine yeterli kılar. Allah, daima genişlik verendir [1], adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
131 Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz, size ve sizden önce kendilerine kitap verilenlere, Allah'ın sınırlarına uyup korunmanızı buyruk olarak ulaştırdık. Eğer gerçekleri örterseniz, göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah'ındır. Allah, daima kendine yetendir, her işinde kusursuz olandır.
132 Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah'ındır. Dayanak olarak Allah yeter.
133 Ey insanlar! Eğer gerekli görürse sizi giderir de başkalarını getirir. Allah, daima bunun ölçüsünü de koyandır [1].
134 Dünyanın karşılığını isteyen kimse bilsin ki, dünya ve ahiretin karşılığı Allah katındadır [1]. Allah, daima işiten ve hakkıyla görendir.
135 Ey inanıp güvenenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa, kendine yetenler veya yoksul da olsalar -ki, Allah ikisine de daha yakındır,- Allah için hakkaniyeti koruyup gözeten, ayakta tutan şahitler olun. Adil olmanız için hevaya uymayın [1]. Eğip bükerseniz veya umursamazsanız, Allah, daima yaptığınız şeyler hakkında haberdar olandır.
136 Ey inanıp güvenenler! Allah'a ve elçisine ve elçisine indirdiği kitaba ve önceden indirdiği kitaba inanıp güvenin. Kim Allah'ı, görevli güçlerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü örterse / görmezden gelirse, kesinlikle uzak bir sapıklığa sapmış olur.
137 İnanıp güvendikten sonra gerçekleri örtenler, sonra inanıp güvenip sonra gerçekleri örtenler, sonra da gerçekleri örtmelerini arttıranları, Allah bağışlayacak ve onlara bir yol gösterecek değildir [1].
138 Onlara can yakıcı bir azaptan dolayı münafıkları müjdele.
139 İnanıp güvenenlerin yanı sıra gerçekleri örtenleri yakın, yol gösterici, müttefik edinenler, onların yanında izzet, üstünlük mü arıyorlar? İzzetin, üstünlüğün tamamı Allah'a aittir [1].
140 Allah size kitapta, ''Allah'ın ayetlerinin örtülmesini veya onunla alay edilmesini işittiğinizde, onlar başka bir konuya dalana kadar, onlarla birlikte oturmamanızı, o taktirde onlar gibi olacağınızı'' indirdi [6:68]. Allah, münafıkları ve gerçekleri örtenleri topluca cehennemde toplayıcıdır.
141 Onlar devamlı sizi gözetliyorlar. Size Allah'tan bir fetih olursa: ''Sizinle birlikte değil miydik?'' derler. Gerçekleri örtenlere bir nasip olursa: ''Sizi muhafaza edip inanıp güvenenlerden gelen hamleyi engellemedik mi?'' derler [57:14]. Allah, kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. Allah, gerçeği örtenlere, inanıp güvenenlerin aleyhine asla bir yol vermeyecektir.
142 Münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar, oysa O, onların aldatıcısıdır [1]. Salata [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetine] kalktıklarında, üşenerek kalkarlar [9:54], insanlara gösteriş yaparlar [2] ve Allah'ı ve mesajlarını çok az hatırlayıp yerine getirirler.
143 Ne bunlara, ne şunlara, bunun arasında yalpalayanlardır [58:14]. Allah'ın saptırdığı kimseye, asla bir yol bulamazsın [1].
144 Ey inanıp güvenenler! İnanıp güvenenlerin yanı sıra gerçekleri örtenleri yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinmeyin. Allah'a karşı aleyhinize açıkça bir yetki / güç kılmak mı istiyorsunuz?
145 Münafıklar, ateşin en dibinde olanlardır. Onlara asla bir yardımcı da bulamazsın.
146 Hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a yönelenler, düzeltenler, Allah'a tutunanlar ve dinlerini Allah'a halis kılanlar bunun dışındadır. Onlar, inanıp güvenenlerle beraberdir. Allah, inanıp güvenenlere ileride muazzam bir karşılık verecektir [1].
147 İnanıp güvenirseniz ve nimetlerin karşılığını verirseniz, Allah sizin azabınızla ne yapsın [39:7]? Allah, nimetlerin karşılığını verenlerin karşılığını verendir, bilendir.
148 Allah, kendisine yanlış yapılanın dışında, sözün kötülükle ilgili olanının açıktan olmasını sevmez. Allah, daima işitendir, bilendir.
149 Bir hayrı açığa vursanız veya onu gizleseniz veya kötülükten affetseniz, Allah, daima affedendir, ölçü koyandır.
150 Allah ve elçileri hakkında gerçekleri örtenler, Allah'ın ve elçilerinin arasının ayırmak isteyenler ve: ''Bazısına inanıp güveniriz, bazısını görmezden geliriz.'' diyenler [2:85] ve bunun arasında bir yol edinmek isteyenler…[1]
151 İşte onlar, asıl gerçeği örtenlerin ta kendileridir. Biz, gerçekleri örtenler için küçük düşürücü bir azap hazırladık.
152 Allah'a ve elçilerine inanıp güvenenler ve onların hiçbirinin arasını ayırmayanlar [2:136-285], işte onların ileride karşılıkları verilecektir. Allah, daima bağışlayandır, merhamet edendir.
153 Kitap Ehli senden, onlara gökten bir kitap indirmeni [1] istiyorlar. Musa'dan, bundan daha büyüğünü istemişler; ''Allah'ı bize açıkça göster.'' demişlerdi. Bunun üzerine onları, yanlışlarından dolayı aklı gideren bir dehşet tutuvermişti [2:55, 33:69]. Sonra onlara apaçık kanıtların gelmesinin ardından, buzağıyı [altın sevgisini][2] edinmişlerdi. Bundan da affettik ve Musa'ya apaçık bir yetki verdik.
154 Bağlayıcı sözleriyle nebilik makamını üzerlerine yükselttik [1]. Ve onlara: ''Kapılara boyun eğerek [kentin kurallarına uyarak, kargaşa çıkarmadan girin 2:58].'' dedik. Ve onlara: ''Sebt hakkında sınırı çiğnemeyin [2].'' dedik. Ve onlardan, katı bir bağlayıcı söz aldık.
155 Bağlayıcı sözlerini bozmalarından, Allah'ın ayetleri hakkında gerçekleri örtmelerinden, haksız yere nebileri etkisiz hale getirmelerinden [1] ve: ''Kalplerimiz kılıflıdır [2:88].'' demelerinden dolayı gerçekleri örtmelerinden, Allah elbette kalplerinin üzerini damgalamıştır. Azı dışında inanıp güvenmezler.
156 Gerçekleri örtmelerinden ve Meryem'in aleyhine dehşet, büyük bir iftira olan sözlerinden dolayı.
157 Ve: ''Allah'ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih'i kesinlikle biz etkisiz hale getirdik.'' sözlerinden dolayı. Onu etkisiz hale getirmediler ve onu asmadılar. Fakat onlara benzetildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler, kesinlikle o konuda yeterli bilgiye sahip değildirler. Onların, kanaate uymanın dışında bir bilgileri yoktur. Kesin olarak onu etkisiz hale getirmediler.
158 Bilakis Allah onu kendine yükseltti [3:55]. Allah, daima üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir [1].
159 Kitap Ehli'nden hiç kimse yoktu ki, İsa'nın ölümünden önce kesinlikle onun hakkındaki gerçeğe inanmış olmasın. Kıyamet günü onların aleyhine şahit olacaktır [1].
160 Yahudilerin yanlış yapmalarından ve bir çoklarını Allah'ın yolundan alıkoymalarından dolayı, kendilerine helal olan temiz ve faydalı şeyleri haram kıldık [1].
161 Ondan engellendikleri halde, riba almaları ve insanların mallarını batıl yollarla nasiplenmelerinden [4:29] dolayı. Onlardan gerçekleri örtenler için can yakıcı bir azap hazırladık.
162 Fakat, onlardan ilimde derinleşenler [3:7] ve inanıp güvenenler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanıp güvenirler [1]. Salatı ikame ederler, arınmanın bedelini yerine getirirler [2] ve Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenirler. İşte onlara, muazzam bir karşılık vereceğiz.
163 Biz, Nuh'a ve onun ardından gelen nebilere [1] vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve Davud'a hikmet yüklü sayfalar verdik.
164 Ve önceden onları sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız [40:78] elçilere de vahyettik. Allah, Musa'ya, hükümlerini bildirerek kelam etti.
165 İnsanların, elçilerin ardından Allah'ın aleyhine bir delili olmaması için, uyarıcı ve müjdeci elçiler gönderdik [5:19]. Allah, daima üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
166 Fakat Allah, sana indirdiğini, kendi ilmiyle [7:52, 11:14] indirdiğine şahitlik eder [6:19, 13:43]. Haberci ayetler de şahitlik eder [36:3]. Şahit olarak Allah yeter.
167 Gerçekleri örtenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar, kesinlikle uzak bir sapıklığa sapmıştır.
168 Gerçekleri örtenler ve yanlış yapanlar... Allah, onları bağışlayacak ve onlara bir yol gösterecek de değildir.
169 Orada ebedi olarak kalıcılar olmak üzere cehennemin yolu dışında. Bu, daima Allah'a kolaydır.
170 Ey insanlar! Elçi Rabbinizden gerçekle geldi. Hayrınız için inanıp güvenin [1]. Eğer gerçekleri örterseniz, göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah'ındır. Allah, daima bilendir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
171 Ey Kitap Ehli! Dininizde aşırıya gitmeyin ve Allah hakkında gerçeğin dışında söz söylemeyin [5:77]. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın elçisi, Meryem'e bıraktığı takdir ettiği hükmü [3:45] ve kendinden bir ruhtur [bilgidir][1]. Öyleyse, Allah'a ve elçisine inanıp güvenin ve ''Üçtür'' demeyin, hayrınız için son verin [5:73]. Allah, ancak tek ilahtır. O'nun evladının olmasından, O münezzehtir. Göklerde ve yeryüzünde olanlar O'nundur. Dayanak olarak Allah yeter.
172 Mesih ve yakınlaştırılmış güçler [güçlü varlıklar], Allah için bir kul olmayı asla küçümsemezler. O'na kulluğu küçümseyen ve büyüklenenlerin tamamını huzurunda toplayacaktır [40:60].
173 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlara gelince, onların karşılıkları tastamam verilir ve onlara armağanından da arttırır. Küçümseyenler ve büyüklenenlere gelince, onları can yakıcı bir azapla azaba uğratır ve onlara, Allah'ın yanı sıra bir yakın, yol gösterici ve yardımcı da bulamazlar.
174 Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil geldi. Size apaçık bir nur [ışık] indirdik.
175 Allah'a inanıp güvenenler ve O'na tutunanlara gelince [1], onları, O'ndan bir armağan ve bir rahmetin içine sokacak ve onlara dosdoğru yolu gösterecektir.
176 Senden fetva istiyorlar, De ki! ''Birinci derece yakını [eşi, anne babası, çocukları] olmayanlar [4:12] hakkında Allah fetvayı veriyor: Helak olan kişinin çocuğu yoksa ve bir kız kardeşi varsa, bıraktığının yarısı onundur. Kız kardeşin çocuğu yoksa, o [erkek kardeş] ona varis olur. Eğer iki kız kardeş iseler, bıraktığının üçte ikisi ikisinindir. Eğer erkek ve kadın olarak çok kardeşlerse, erkek için iki dişinin payı vardır. Saparsınız diye Allah size açıkça ortaya koyuyor. Allah, her şey hakkında bilgi sahibidir.”