1 Güçlü yönlendirici kimdir?
2 İçerisinde kuşku verici, tutarsızlık, kopukluk olmayan, vahyin sınırlarına uyup korunanlar için bir yol gösterici olan işte bu kitaptır.
3 Onlar, görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen yerlerde de imanlarını koruyanlar, salatı ikame edenler [1] ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infak edenlerdir [karşılıksız harcayanlardır].
4 Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene inanıp güvenenlerdir. Onlar, ahirete de kesin olarak inananlardır [27:3, 31:4].
5 İşte onlar, Rablerinden bir yol göstericinin üzerindedirler. Ve başarıya ulaşanlar da işte onlardır.
6 Gerçekleri örtenler ise, onları uyardın mı, yoksa uyarmadın mı onlara aynıdır, onlar inanıp güvenmezler [36:10].
7 Allah, onların kalplerinin ve hakikate kulak vermelerinin üzerine mühür vurmuştur. Ve onların, hakikati görmelerinde bir örtü vardır [1]. Ve onlara dehşet bir azap vardır.
8 Ve insanlardan, inanıp güvenmedikleri halde: ''Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvendik.'' diyen kimseler [münafıklar] vardır.
9 Allah'ı ve inanıp güvenenleri aldatmaya çalışıyorlar [1]. Oysa onlar, kendileri dışındakileri aldatamazlar ve bunun şuurunda da değildirler.
10 Kalplerinde hastalık vardır ve Allah, onlara bir hastalık olarak arttırmıştır. Yalan söylemekte oldukları şeyler hakkında onlara can yakıcı bir azap vardır.
11 Onlara: ''O yerde bozgunculuk yapmayın!'' dendiğinde: ''Biz ancak düzelticileriz.'' dediler [1].
12 İyi bilin ki, onlar var ya, onlar, kesinlikle bozguncuların ta kendileridir, fakat şuurunda değildirler.
13 Onlara: ''İnsanların inanıp güvendiği gibi inanıp güvenin.'' dendiğinde: ''Bu aklı ermezlerin inanıp güvendiği gibi mi inanıp güvenelim?'' dediler. İyi bilin ki, aklı ermez olanlar kesinlikle onlardır fakat bilincinde değildirler.
14 İnanıp güvenenlere karşılaşınca: ''İnanıp güvendik.'' derler. Şeytanlarına geçtiklerinde ise: ''Kesinlikle biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay edenleriz.'' derler [1].
15 Allah, onların bardağı taşırmalarını uzatıp, bocalar halde bırakarak onlarla alay ediyor [1].
16 İşte onlar, doğru yola karşı sapıklığı satın alanlardır [2:175]. Onların ticareti kar etmedi ve doğru yolda olanlar olamadılar.
17 Onların örneği, bir ateş tutuşturanın örneği gibidir. Etrafına ışık verdiğinde, Allah onların aydınlığını giderdi ve onları hakikati göremedikleri karanlıklarda bıraktı.
18 Bir sağır, bir dilsiz, bir kör olduklarından, onlar dönemezler.
19 Veya [onların örneği], içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek varken, gökten isabet etmesi [yağmur yağması] gibidir. Aklı gideren ölüm çekincesinden parmaklarını kulaklarında kılarlar [kulaklarını tıkarlar]. Allah, gerçekleri örtenleri kuşatandır.
20 Şimşek neredeyse bakışlarını [hakikati görmelerini] alıp götürüyordu. Onlara her ışık verdiğinde onunla yürürler, üzerlerine karanlık çöktüğünde ise kalırlar. Allah gerekli görseydi, işitmelerini [kulak vermelerini] ve [hakikati] görmelerini kesinlikle giderirdi. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
21 Ey insanlar! Vahyin sınırlarına uyup korunun diye, sizi ve sizden öncekileri oluşturan Rabbinize kulluk edin.
22 O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü bir bina kılan ve gökten su indirerek onunla size bir rızık olarak ürünlerden çıkarandır [1]. Bile bile Allah'a eşler kılmayın.
23 Kulumuza indirdiğimiz şeyden kuşku içerisindeyseniz, ve eğer doğru sözlüler iseniz, Allah'ın yanı sıra şahitlerinizi de çağırın ve onun benzeri bir sure getirin [1].
24 Eğer yapamazsanız, ki asla yapamazsınız, gerçekleri örtenler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşe karşı korunun [3:131][1].
25 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlara ise, onlara altından nehirler akan bahçeler olduğunu müjdele. Onun ürününden, bir rızık olarak rızıklandırıldıkları her defasında: ''Bu bize önceden de rızık olarak verilmişti.'' derler. Onlara, onun benzeyenleri verilmişti. Onlara orada tertemiz eşler [eşlik edecekler] vardır ve onlar orada kalıcıdırlar.
26 Allah, bir sivrisineği de, onun üstünde olanı da örnek olarak vurgulamayı haya etmez [22:73]. İnanıp güvenenlere gelince, onlar onun Rablerinden bir gerçek olduğunun bilincindedirler. Gerçekleri örtenler ise, ''Bu örnekle Allah ne demek istedi?'' derler [1]. Onunla, çoğunu saptırır ve çoğuna da yol gösterir. Onunla, yoldan çıkanların dışındakilerini saptırmaz [2].
27 Onlar, bağlayıcı sözün ardından, Allah'a olan taahhütlerini bozanlar ve onunla Allah'ın birleşmesini emrettiğini kesenler [koparanlar][1] ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. İşte onlar, kaybedenlerdir.
28 Size ölü iken hayat veren Allah hakkında nasıl gerçekleri örtüyorsunuz? Sonra sizi öldürür, sonra size hayat verir ve sonra O'na döndürülürsünüz [22:66][1].
29 O, yeryüzündekilerin hepsini sizin için oluşturandır [45:13]. Sonra göğe düzen koydu ve onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilendir.
30 Hani Rabbin meleklere [doğal güçlere]: ''Ben yeryüzünde bir halife kılmaktayım [1].'' demişti. ''Biz seni, her işini kusursuz yapmanla verdiğin görevleri yerine getirirken ve seni arındırırken, orada bozgunculuk yapmakta ve kan dökmekte olan kimseleri mi kılmaktasın?'' dediler. ''Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.'' dedi.
31 Ve Adem'e hepsinin isimlerini öğretti [1]. Sonra doğal güçlere sunup: ''Eğer doğru söyleyenler iseniz, şunları isimleriyle bana haber verin.'' dedi.
32 ''Seni, bütün noksanlıklardan tenzih ederiz. Bize öğrettiğinin dışında bizde bir bilgi yoktur [1]. Adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede bilge olan sensin.'' dediler [2].
33 ''Ey Adem! Onlara isimleriyle haber ver.'' dedi. Onlara isimleriyle haber verdiğinde: ''Ben size göklerin ve yeryüzünün görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyenlerini bilirim ve gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilirim demedim mi?'' dedi.
34 Doğal güçlere: ''Adem için secde edin [insanoğlunun otoritesine boyun eğin]'' dediğimizde, iblis [anlık düşünce yetisi] dışındakiler hemen secde ettiler [1]. O kaçındı ve büyüklendi. O, gerçekleri örtenlerdendi [38:74].
35 ''Ey Adem! Sen ve eşin o bahçeyi mesken edin, gerekli gördüğünüz yerde oradan nasiplenin ve bu şecereye [çekişmelerin kaynağı olan dallı budaklı şeylere] yaklaşmayın! Yoksa, yanlış yapanlardan olursunuz.'' dedik [7:19].
36 Şeytan ikisini oradan kaydırdı ve içerisinde oldukları durumdan çıkardı. ''Bazınız bazınıza düşman olarak inin [1]. Size yeryüzünde kalacak bir yer ve bir zamana kadar yararlanma vardır.'' dedik [7:24].
37 Adem Rabbinden kelimeler alınca hemen hatasından kesin dönüş yaparak O'na itaate yöneldi. Şüphesiz O, kendisine itaate yönelenlerin yönelişini çokça kabul edip merhamet edendir.
38 ''Topluca oradan inin! Benden size bir yol gösterici geldiğinde, kim gösterdiğim yola uyarsa, onlara bir korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler'' dedik [1].
39 Gerçekleri örtenler ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlar var ya, işte onlar, orada kalıcılar olmak üzere ateşin arkadaşlarıdır.
40 Ey İsrailoğulları! Sizi nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın [1] ve bana verdiğiniz sözü tam olarak yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü tam olarak yerine getireyim. Ve kaygınızın merkezinde yalnızca ben olayım [16:51].
41 Beraberinizde olanı tasdik edici olarak indirdiğime inanıp güvenin ve ondaki gerçekleri örtenlerin ilki olmayın [2:91, 4:47]. Ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Ve yalnızca benim sınırlarıma uyup korunun.
42 Hakikate batıl elbisesi giydirmeyin ve bile bile hakikati gizlemeyin [1].
43 Salatı ikame edin ve arınmanın bedelini yerine getirin [1]. Ve [bunları Allah'ın emrettiği şekilde yaparak] ilahlıkta ve rablikte Allah'ı birleyenlerle birlikte siz de ilahlıkta ve rablikte Allah'ı birleyin [2].
44 Kitabı okuyup aktardığınız halde, insanlara erdemli olmayı emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmaz mısınız [1]?
45 Direnç göstererek ve salat ile yardım isteyin [1]. Şüphesiz o, Allah'a derin saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşıyanların dışındakilerine büyük gelir.
46 Onlar, Rablerine karşılaşıcı olduklarına ve O'na dönücüler olduklarına kanaat getirenlerdir.
47 Ey İsrailoğulları! Sizi alemlerin üzerine fazlalıklı kılarak nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın [1].
48 Bir benliğin bir benlikten hiçbir şekilde karşılık görmediği, ondan bir şefaatin de kabul olunmadığı, ondan denk bir karşılığın alınmadığı ve onlara yardım da olunmadığı bir güne karşı korunun [1].
49 Hani, oğullarınızı mağdur, perişan edip, kadınlarınızı da hayasızlaştırarak, size azabın kötüsünü reva gören Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda size Rabbinizden yıpratıp olgunlaştırarak kalitenizi ortaya çıkaran önemli bir sınav vardı [1].
50 Bol suyu sizin için ayırdığımızda sizi kurtarmış ve siz gözlerken Firavun ailesini boğmuştuk.
51 Hani, Musa'ya kırk geceyi vaat vermiştik [7:142] de, sonra onun ardından yanlış yapanlar olarak buzağıyı [altın sevgisini] edinmiştiniz.
52 Sonra bunun ardından, karşılığını verin diye sizden onu sildik.
53 Hani, doğru yolu görün diye Musa'ya kitabı yasaları [23:49] ve furkanı [hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran ilkeleri 21:48] vermiştik.
54 Hani Musa halkına: ''Ey halkım, siz buzağıyı [altın sevgisini] edinmekle kendinize yanlış yaptınız. Haydi! Bir daha tekrar etmemek üzere benliğinizi etkisiz hale getirip sizi yaratana itaate yönelin. Bu, yaratıcınız katında size hayırlı olandır. O da yönelişinizi kabul etsin. Kesinlikle O, kendisine itaate yönelenlerin yönelişini çokça kabul edip merhamet edendir.''
55 Hani Musa'ya: ''Allah'ı açıkça görmeden sana asla inanıp güvenmeyiz.'' demiştiniz de, siz gözlerken, aklı gideren bir dehşet sizi tutuvermişti [4:153, 33:69].
56 Sonra ölümünüzün ardından [1], karşılığını verin diye sizi harekete geçirmiştik.
57 Üzerinize bulutu gölge yaptık ve size kudret helvası ve bıldırcın / bal ikram ettik [20:80-81]. Sizi rızıklandırdığımız temiz, faydalı şeylerden nasiplenin [2:60]. Onlar bize yanlış yapmadılar, fakat onlar, kendilerine yanlış yapıyorlardı [7:160].
58 Hani: ''Bu kente girin, gerekli gördüğünüz yerde oradan bol bol nasiplenin ve kapılarından secde ederek [kentin kurallarına uyarak, kargaşa çıkarmadan 4:154] girin ve hatalıyız deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. İyileştirenlere arttıracağız.'' demiştik [7:161].
59 Yanlış yapanlar, onlara söylenen sözü başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine, yanlış yapanların üzerine, yoldan çıkmış olduklarından dolayı gökten azaba neden olan afetler indirdik [1].
60 Hani, Musa halkı için sulanmak istemişti de, ''Birikimini taşa uygula.'' demiştik. Böylece, ondan on iki kaynak fışkırmıştı [7:160]. İnsanların hepsi içecekleri yeri bilmişti. ''Allah'ın rızkından nasiplenin için [keyfinize bakın: 2:57, 20:80-81] ve bozguncular olarak o yerde kargaşa çıkarmayın.''
61 Hani: ''Ey Musa! Asla tek bir yiyeceğe direnemeyiz. Rabbine bizim için dua et de, yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, salatalığından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın.'' demiştiniz. ''Daha hayırlı olanı daha aşağı olanla mı değişiyorsunuz? Bir kasabaya inin, orada istedikleriniz var'' demişti. Ve üzerlerine zillet ve yoksulluk vurulmuştu ve Allah'tan bir hoşnutsuzluğa uğramışlardı. Bu, onların Allah'ın ayetlerini örtmeleri ve haksız yere nebilerini etkisizleştirmelerindendi [1]. Bu, isyan etmeleri ve sınırı çiğnemelerindendi.
62 İnanıp güvenenler, Hadu, Nasara ve Sabiin [1]; kim Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenir ve düzeltici iş yaparsa, onların karşılığı Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [3:199, 5:69].
63 Hani, nebilik makamını üzerinize yükseltmiş [1], ''Size verdiğimize kuvvetle tutun ve içerisindekileri aklınızdan çıkarmayıp yeri geldiğinde yerine getirin ki, vahyin sınırlarına uyup korunabilesiniz [7:171].'' diye bağlayıcı sözünüzü almıştık [2].
64 Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz. Allah'ın üzerinize olan armağanı ve rahmeti olmasaydı, kesinlikle kaybedenlerden olurdunuz [7:149].
65 Sizden sebti [salat gününü][1] çiğneyenlere: ''Sinik maymunlar olun!'' [5:60, 7:166] dediğimizi bildiniz.
66 Onu [sebt gününü çiğneyenlerin cezasını], onlara ve onlardan sonra geleceklere ibret ve vahyin sınırlarına uyup korunanlar için öğüt olan bir ceza kıldık.
67 Hani Musa halkına: ''Allah size bir sığır boğazlamanızı emrediyor.'' dediğinde: ''Bizi alay konusu mu ediniyorsun?'' demişlerdi. Musa ''Cahillerden olmamdan Allah'a sığınırım.'' demişti [1].
68 ''Bizim için Rabbine dua et de, o nedir bize açıkça ortaya koysun.'' dediler. ''O diyor ki; o, yaşlı da olmayan, körpe de olmayan, bunun arasında en çok işe yaradığı çağda olan bir sığırdır [1]. Size emredilen şeyi yapın.'' dedi.
69 ''Rabbine bizim için dua et de, rengi nedir bize açıkça ortaya koysun.'' dediler. ''O diyor ki; o, gözlemleyenlere keyif veren, rengi parlak sapsarı bir sığırdır [1].'' dedi.
70 ''Rabbine bizim için dua et de, o nedir bize açıkça ortaya koysun. O sığır, bize benzetme olarak geldi. Allah gerekli görürse, biz kesinlikle doğruyu görenler oluruz.'' dediler.
71 ''O diyor ki; o, toprağı sürerek zelil olmamış ve ekin sulamamış, özgür ve rahat, renginde karışıklık [alacası] olmayan bir sığırdır [1].'' ''Şimdi gerçekle geldin.'' deyip onu boğazladılar. Neredeyse yapmıyorlardı.
72 Bir canı etkisizleştirdiğinizde orada savmıştınız. Allah ise, gizlemekte olduğunuz şeyi çıkarandır [1].
73 ''Isırdığına, acıttığına [1] vurgulayın.'' dedik. Allah, ölülere işte böyle hayat verir ve aklınızı kullanın diye size ayetlerini gösterir [2].
74 Sonra bunun ardından, kalpleriniz taş gibi veya katılaşmada daha şiddetli bir şekilde katılaştı [5:13, 57:16]. Taşlardan öyleleri vardır ki, ondan nehirler fışkırır. Ve ondan öyleleri vardır ki, yarılır ve ondan su çıkar. Ondan öyleleri vardır ki, Allah'a duyduğu derin saygıdan değişime uğrar [1]. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
75 Onların size inanıp güvenmesini mi umuyorsunuz? Onlardan bir kesim, Allah'ın kelamına [9:6, 48:15] kulak verdikten sonra, anlamalarının ardından bile bile onu gerçek anlamından kaydırıyorlar [1].
76 İnanıp güvenenlerle karşılaştıklarında: ''İnanıp güvendik.'' derler [1]. Birbirlerinin yanına geçtiklerinde de: ''Allah'ın size [Tevrat'ta] açtığı şeyi, Rabbinizin katında aleyhinize delil gösterip tartışsınlar [3:73] diye mi onlara gündem yapıyorsunuz? Aklınızı kullanmaz mısınız?'' derler.
77 Bilmiyorlar mı ki Allah, onların sır olarak sakladıklarını da, açığa vurduklarını da bilir.
78 Onlardan ümmiler vardır. Kuruntu ve kanaatte bulunmanın dışında kitabı bilmezler [1].
79 Kitabı elleriyle yazıp, sonra onu az bir değer karşılığında satmaları için ''Bu Allah katındandır.'' diyenlere eyvah! Ellerinin yazdığı şeyden dolayı onlara eyvah! Kazandıkları şeyden dolayı onlara eyvah!
80 Ve: ''Sayılı günler dışında ateş bize asla temas etmez.'' dediler [3:24][1]. De ki! ''Allah katında verilmiş bir söz mü edindiniz? Allah, verdiği sözü asla değiştirmez. Yoksa, Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?''
81 Bilakis, kim bir kötülük kazanırsa ve hataları onu kuşatırsa, işte onlar orada kalıcılar olarak ateşin arkadaşlarıdır [1].
82 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlar, işte onlar da, orada kalıcılar olarak cennet arkadaşlarıdır [7:42].
83 Hani İsrailoğulları'nın, Allah'ın dışında kimseye kulluk etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlık sahibine, yetimlere ve ihtiyaç sahiplerine iyilik yapacaksınız [4:36], insanlara iyiliği konuşacaksınız, salatı ikame edip arınmanın bedelini yerine getireceksiniz diye bağlayıcı sözünü almıştık [1]. Sonra, sizden azınız dışındakiler, umursamayarak yüz çevirdiniz.
84 Hani, kanlarınızı dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayacaksınız diye bağlayıcı sözünüzü aldığımızda, siz kendiniz de kabul ettiğinize şahitlik ediyordunuz.
85 Sonra işte bunlarsınız ki; kendinizi etkisiz hale getiriyorsunuz ve sizden bir kesimi yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onların aleyhine, zarara neden olan şeylerle ve saldırganlıkla birbirinize arka çıkıyorsunuz. Onları çıkarmak size haram olduğu halde, onlar size esirler olarak geldiğinde onlara fidye alıyorsunuz. Yoksa, kitabın bazısına inanıp güvenerek, bazısını örtüyor musunuz [4:150]? Sizden bunu yapanların karşılığı, dünya hayatında rezillik ve kıyamet günü en şiddetli azaba kavuşturulmalarının dışında bir şey değildir. Allah, yaptığınız şeylerden gafil değildir.
86 Onlar, ahiret hayatına karşılık dünya hayatını satın alanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara yardım da edilmez.
87 Musa'ya kitabı verdik ve onun ardından ardı ardına elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya apaçık kanıtlar verdik ve onu tertemiz bir bilgiyle güçlendirdik [2:253, 5:110]. Size canınızın arzu etmediği şeyle bir elçi geldiği her defasında, bir kısmını yalancı sayarak [5:70] ve bir kısmını da etkisizleştirerek [1] büyüklenmediniz mi?
88 ''Kalplerimiz kılıflıdır.'' dediler [4:155]. Bilakis, gerçekleri örtmeleriyle, Allah onları dışladığından, çok azı inanıp güvenir [4:46].
89 Önceden, gerçekleri örtenlere karşı önlerinin açılmasını isterlerken, onlara Allah katından beraberlerindekini tasdik edici bir kitap geldiğinde [2:101], tanıdıkları halde, onlara gelir gelmez ondaki gerçekleri örttüler. Allah'ın dışlaması gerçekleri örtenlerin üzerinedir [4:47].
90 Allah'ın, kullarından gerekli gördüğüne armağanından indirmesine azgınlık ederek [1], Allah'ın indirdiği şeyi örtmeleriyle, kendilerini ne sıkıntılı bir şeye sattılar. Bunun üzerine, hoşnutsuzluk üstüne hoşnutsuzluğa uğradılar. Gerçekleri örtenlere küçük düşürücü bir azap vardır.
91 Onlara: ''Allah'ın indirdiği şeye inanıp güvenin.'' dendiğinde [2:41]: ''Bize indirilene inanıp güveniriz.'' deyip, onun sonrasında gelen, beraberlerindekini tasdik edici bir gerçek olan onu örtüyorlar [4:47]. De ki! ''Eğer inanıp güvenenler idiyseniz, neden önceden Allah'ın nebilerini etkisizleştiriyordunuz [1]?''
92 Musa, apaçık kanıtlarla gelmişti. Sonra siz, yanlış yapanlar olarak, onun ardından buzağıyı [altın sevgisini] edinmiştiniz [dünyevileşmiştiniz][1].
93 Hani, nebilik makamını [1] üzerinize yükseltip, size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun ve kulak verin diye bağlayıcı sözünüzü aldığımızda [2]: ''İşittik ve isyan ettik.'' demişlerdi. Gerçekleri örtmeleriyle kalplerine buzağı [altın sevgisi] içirildi. Eğer inanıp güvenmişseniz, imanınız size ne sıkıntılı şeyler emrediyor.
94 De ki! ''Eğer Allah katında ahiret yurdu, insanların diğerlerinden yalnız size özgü ise, şayet doğru sözlüler iseniz, hemen ölümü temenni edin [62:6].''
95 Ellerinin takdim ettiği şeylerden dolayı, asla hiçbir zaman ölümü temenni etmezler [62:7]. Allah, yanlış yapanları bilendir.
96 Kesinlikle onları, ortak koşanlardan bile, her birinin bin sene ömürlendirilmesini arzu edecek kadar, hayata karşı insanların daha düşkünü olarak bulursun. Oysa ömürlendirilmek, o kişiyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah, yaptıkları şeyleri hakkıyla görendir.
97 De ki! ''Kim Cibril'e [1] düşmansa, [onların düşmanlıkları] O'nun, onu senin kalbine, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde, önündekini tasdik edici ve inanıp güvenenlere bir yol gösterici ve bir müjde olarak indirmesindendir.
98 Kim Allah'a, güçlerine / haberci ayetlerine, elçilerine, Cibril'e ve Mik'al'e düşmansa, Allah da gerçekleri örtenler için bir düşmandır [1].
99 Sana apaçık kanıtlı ayetler indirdik [29:49]. Yoldan çıkanlar dışındakiler onu örtmezler.
100 Bir taahhütle söz verdiklerinin her defasında, onlardan bir kesim onu atmadılar mı? Bilakis, onların çoğu inanıp güvenmiyor.
101 Onlara, Allah katından beraberlerindekini tasdik edici bir elçi geldiğinde [2:89], kendilerine kitap verilenlerden bir kesim, Allah'ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi sırtlarının ötesine attılar.
102 Şeytanların [insanları yalan yanlış bilgilerle aldatanların], Süleyman'ın krallığı hakkında okuyup aktardıkları şeylere uydular [1]. Oysa, Süleyman gerçekleri örtmemişti. Fakat şeytanlar gerçekleri örtmüştü. İnsanlara aldatıcı şeyler öğretiyorlardı. Babil'deki Harut ve Marut adında iki güçlü kişiye bir şey indirilmemişti [2]. ''Biz gerçekten, bir ateşe, sıkıntıya düşmüş durumdayız, sakın gerçekleri örtmeyin.'' demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. İkisinden, onunla kişi ve eşinin arasını ayıran nedenleri öğreniyorlardı [3]. Ve onlar [şeytanlar], Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesi dışında onunla kimseye bir darlık veremezdiler. Onlar ancak, kendilerine darlık veren ve bir menfaat sağlamayan şeyler öğreniyorlardı. Sattıkları şeyin ahirette oluşturulanlardan [nimetlerden] nasibi olmadığını da kesinlikle biliyorlardı. Kendilerini onunla sattıkları şeyin, kesinlikle ne sıkıntılı olduğunu da biliyor olsalardı.
103 Onlar, gerçekten inanıp güvenselerdi ve vahyin sınırlarına uyup korunsalardı, kesinlikle Allah katından geri dönüşü hayırlı olurdu. Biliyor olsalardı.
104 Ey inanıp güvenenler! ''Bize riayet et.'' demeyin, ''Bizi gözet.'' deyin ve kulak verin. Gerçekleri örtenler için can yakıcı bir azap vardır [4:46].
105 Kitap Ehli'nden gerçekleri örtenler ve ortak koşanlar, Rabbinizden size bir hayrın [16:30] indirilmesini arzu etmezler [1]. Allah, gerekli gördüğüne rahmetini tahsis eder. Allah, muazzam bir armağan sahibidir [3:74].
106 Biz bir ayetten bir şeyi yürürlükten kaldırır [1] veya onu unutturursak, onun benzerini veya ondan hayırlısını getiririz [16:101]. Gerçekten Allah'ın her şeye bir ölçü koyduğunu bilmediler mi?
107 Göklerin ve yeryüzünün mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmedin mi [5:40]? Size, Allah'ın yanı sıra bir yakın, bir yol gösterici ve yardımcı yoktur.
108 Yoksa elçinize, önceden Musa'ya sorulan sorular gibi sorular sormak mı istiyorsunuz [1]? Kim gerçekleri örtmeyi inanıp güvenmekle değiştirirse, yolun düzgününü kaybetmiş olur [2].
109 Kitap Ehli'nden çoğu, gerçek onlara açıkça ortaya konmasının ardından, benliklerinden bir kıskançlık olarak [1], inanıp güvenmenizin ardından sizi gerçekleri örtmeye döndürmeyi arzu eder [2]. Allah, emriyle gelene kadar onları affedin ve hoşgörün. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
110 Salatı ikame edin ve arınmanın bedelini yerine getirin [1]. Kendiniz için hayırdan ne hazırlarsanız, Allah katında onu bulursunuz [2:272, 73:20]. Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.
111 ''Yahudi veya Hristiyan olan kimseler dışındakiler asla cennete giremez'' dediler [2:135-140]. Kuruntuları işte budur [4:123]. De ki! ''Eğer doğru sözlüler iseniz kesin delilinizi getirin.''
112 Elbette, kim bir iyileştirici olarak teveccühünü, ilgisini, sevgisini, yönünü Allah için İslamlaştırırsa [1][4:125, 31:22], onun karşılığı Rabbinin katındadır. Onlara bir korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler.
113 Onlar, kitabı okuyup aktardıkları halde, Yahudiler: ''Hristiyanlar bir şey üzerinde değildir.'' dediler. Hristiyanlar da: ''Yahudiler bir şey üzerinde değildir.'' dediler [2:145]. Bilmeyenler [ümmiler] de, işte böyle onların sözünün benzerini söyledi. Allah, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmünü verir.
114 Allah'ın mescitlerine [okullarına], orada Allah'ın adının zikredilmesine [mesajlarının hatırlatılmasına, öğretilmesine] mani olan ve oranın harap olmasına [içeriğinin boşaltılmasına] koşturan kimseden daha yanlış yapan kimdir? İşte onlar var ya, onlar, korkanlar olmaları dışında oraya giremezler. Onlara dünyada bir rezillik ve ahirette de dehşet bir azap vardır.
115 Doğu ve batı Allah'ındır [2:142]. Nereye yönelirseniz, Allah'ın yönü orasıdır [1]. Allah genişletendir, bilgedir.
116 ''Allah evlat edindi.'' dediler. O bundan münezzehtir. Bilakis, göklerde ve yeryüzünde olan şeyler O'nundur. Hepsi O'na gönülden boyun eğenlerdir [1].
117 Gökleri ve yeryüzünü yoktan yaratandır. Bir işi gerçekleştirmeyi hükme bağladığında, ona ancak ''Ol!'' der ve olmaya başlar.
118 Bilinçsizler: ''Allah'ın bize kelam etmesi veya bize bir ayet getirmen gerekmez miydi?'' dediler. Onlardan öncekiler de işte böyle, onların sözünün benzerini demişti. Kalpleri benzeşti. Biz, kesin olarak inanan bir halk için ayetleri açıkça ortaya koyduk.
119 Biz seni, gerçek bir amaçla, bir uyarıcı ve bir müjdeci olarak gönderdik [35:24]. Kat kat ateşin arkadaşlarından sorulmazsın.
120 Onların inanç sistemine, yaşam tarzına uyana kadar, Yahudiler ve Hristiyanlar senden asla razı olmaz. De ki! ''O rehberlik Allah'ın rehberliğidir [3:73, 6:71].''İlimden sana gelenin ardından, onların hevalarına uyarsan, sana Allah'tan bir yakın, yol gösterici ve yardımcı yoktur [2:145, 13:37].
121 Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu okuyup aktarılması gerektiği gibi hakkıyla okuyup aktarırlar [1]. İşte onlar, ona inanıp güvenenlerdir. Kim ondaki gerçekleri örterse, işte onlar kaybedenlerdir.
122 Ey İsrailoğulları! Sizi nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın [1]. Sizi alemlerin üzerinde fazlalıklı kılmıştım [2].
123 Bir benliğin bir benlikten hiçbir şekilde karşılık görmediği, ondan denk bir karşılığın alınmadığı, ona bir şefaatin de menfaat sağlamadığı ve onlara yardım da olunmadığı bir güne karşı korunun [1].
124 Hani Rabbi İbrahim'i, takdir ettiği hükümlerle yıpratıp olgunlaştırarak kalitesini ortaya çıkaran bir sınava tabi tutmuştu da onları tamamlamıştı [37:106]. ''Seni insanlar için bir önder kılmaktayım [16:120, 21:73].'' demişti. ''Soyumdan da.'' demişti. ''Verdiğim söz yanlış yapanlara ulaşmaz.'' demişti [1].
125 Hani, o evi [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumunu], İbrahim'in makamında salat yeri edinin diye, insanlar için bir toplanma yeri ve güvenli bir yer [1] kılmıştık [3:97]. İlahlıkta ve rablikte Allah'ı birleyip boyun eğerek teslimiyet gösterenler, kendini eğitime adayanlar ve orada dolaşanlar için evimi temizleyin [2] diye, İbrahim ve İsmail'e sözümüzü ulaştırmıştık [22:26].
126 Hani İbrahim: ''Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl ve onlardan, Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen ahalisini ürünlerden rızıklandır [14:37].'' demişti. ''Kim gerçekleri örterse, onu biraz yararlandırırım, sonra onu ateş azabına, darlığa uğratırım. Ne sıkıntılı bir varış yeridir.'' dedi.
127 Hani İbrahim, İsmail ile evin [eğitim ve sosyal dayanışma kurumunun] kaidelerini [temel ilkelerini] yükseltirken: ''Rabbimiz, bizden kabul et. Şüphesiz sen, işitip bilensin.'' demişti.
128 ''Rabbimiz, ikimizi senin için Müslimler [1] kıl. Ve soyumuzdan da senin için Müslim önderli bir toplum kıl. Bize ritüellerimizi göster ve sana yönelişimizi kabul et. Sen, yönelişleri çokça kabul edip merhamet edensin.''
129 ''Onlara içerinden ayetlerini okuyup aydınlatan, onlara kitabı [yasaları] ve hikmeti [adaleti sağlayan en doğru hükümleri] öğreten ve onları arındıran bir elçi görevlendir. Sen, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olansın [1].''
130 Kendini bilmez kimsenin dışında, İbrahim'in inanç sistemine, yaşam tarzına [1] kim rağbet etmez? Dünyada onu seçkin kıldık. O, ahirette de kesinlikle salihlerdendir.
131 Rabbi ona: ''İslamlaştır [insanların İslamlaşması, barışı, esenliği için çalış]!'' dediğinde: ''Alemlerin Rabbi için İslamlaştıranım.'' demişti.
132 Ve İbrahim onu oğluna ve Yakub'a da yükümlülük olarak verdi: ''Ey oğullarım! Allah bu dini size seçkin kıldı. Öyleyse Müslimler [1] olmanızın dışında sakın ölmeyin!''
133 Yoksa siz, Yakub'a ölüm hazır olduğunda oğullarına: ''Ardımdan neye kulluk edersiniz?'' dediğinde: ''Senin ilahına ve atan İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın ilahı olan tek ilaha kulluk ederiz. Biz O'nun için İslamlaştıranlarız [insanların İslamlaşması, barışı, esenliği için çalışanlarız]'' dediklerinde şahitler miydiniz?
134 İşte böyle gelip geçen önderli bir toplumdular. Onların kazandığı şeyler onlara, sizin kazandığınız şeyler sizedir. Onların yapmış olduğu şeylerden siz sorulmazsınız [2:141].
135 ''Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu görün.'' dediler [2:111-140]. De ki! ''Bilakis, İbrahim'in hanif olan [şirk barındırmayan][1] inanç sistemi [2]. O, ortak koşanlardan değildi.''
136 Şöyle deyin! ''Biz, Allah'a ve bize indirilene ve İbrahim'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilene ve Rablerinden nebilere verilene inanıp güvendik [1]. Onlardan hiçbirinin arasında ayrım yapmayız [2]. Ve biz O'nun için islamlaştıranlarız [insanların islamlaşmasına, barışına, esenliğine çalışanlarız][3:84].
137 Onlar da, sizin inanıp güvendiğiniz gibi inanıp güvenirlerse doğru yolu görürler. Eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak ayrılıkta olurlar. Onlara karşı Allah sana yetecektir. O, işitip bilendir.
138 Allah'ın boyası [fıtrat dini İslam / Kur'an]. Boya olarak Allah'ınkinden daha iyi olan kimdir? Biz, O'na kulluk edenleriz.
139 De ki! ''O bizim ve sizin Rabbiniz iken, Allah hakkında mı bizimle tartışıyorsunuz [42:15-16]? Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir. Biz, amellerimizi O'na özgüleyenleriz [O'nun emrettiği şekilde yapanlarız].
140 Yoksa; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi veya Hristiyan idiler mi diyorsunuz [2:111-135]? De ki! ''Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı [3:66]? Kendi yanındaki Allah'tan bir şahitliği gizleyen [2:159-174, 3:187] kimseden daha yanlış yapan kimdir? Allah, yaptığınız şeylerden gafil değildir.''
141 İşte böyle gelip geçen önderli bir toplumdular. Onların kazandığı şeyler onlara, sizin kazandığınız şeyler sizedir. Onların yapmış olduğu şeylerden siz sorulmazsınız [2:134].
142 İnsanlardan kimi aklı ermezler: ''Onları üzerinde oldukları kıbleden [hedeften] çeviren nedir [1]?'' diyecekler. De ki! ''Doğu da, batı da Allah'ındır [2:115]. Gereğini yapana dosdoğru yolu gösterir [2].
143 İşte böylece; insanlar üzerine şahitler olasınız [3:140], elçi de sizin üzerinize şahit olsun diye [1] sizi hayırlı, yararlı [3:104-110] bir önderli topluluk kıldık. Üzerinde olduğun kıbleyi [hedefi] de; kim elçiye uyuyor, kim topukları üstünde geri dönüyor bilmemizin dışında bir sebepten kılmadık. Bu, Allah'ın yol gösterdiklerinin dışındakilerine kesinlikle büyüktür [2]. Allah, inanıp güvenmenizi zayi edecek değildir. Allah, insanlara karşı kesinlikle şefkatlidir, merhamet edendir.
144 Yüzünü göğe döndürüp durduğunu görüyoruz. Kesin olarak seni razı olduğun bir kıbleye [hedefine] çeviriyoruz. Artık yönünü Mescid-i Haram [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumu] tarafına çevir. Nerede olursanız yönünüzü o tarafa çevirin [1]. Kendilerine kitap verilenler, gerçekten onun Rablerinden bir gerçek olduğunu kesinlikle biliyorlar. Allah yaptıklarından gafil değildir [2].
145 Eğer sen, kendilerine kitap verilenlere her bir ayeti getirsen, yine de senin kıblene [hedefine] uymazlar. Sen de onların kıblesine uyucu değilsin. Onlar, birbirinin kıblesine uyucu da değildirler [2:113]. Eğer, ilimden sana gelenin ardından onların hevalarına uyarsan, o zaman kesinlikle yanlış yapanlardan olursun [2:120][1].
146 Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar [6:20]. Ve onlardan bir kesim, kesinlikle bilerek gerçeği gizliyorlar [1].
147 Gerçek Rabbindendir [1]. Sakın tartışmaya girenlerden olma [2]!
148 Herkes için bir yön vardır, o ona yönelendir, siz hayırları öne geçirin. Nerede olursanız Allah hepinizi bir araya getirir [1]. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.
149 Çıktığın yerden yüzünü Mescid-i Haram tarafına [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumu tarafına] çevir. O, kesinlikle Rabbinden bir gerçektir [1]. Allah, yaptığınız şeylerden gafil değildir.
150 Çıktığın yerden yüzünü Mescid-i Haram [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumu] tarafına çevir. Doğru yolu görmeniz ve üzerinize nimetimi tamamlamam için; yanlış yapanlar dışında, insanların aleyhinize bir delili olmasın diye, derinden saygıyı ve rızasını kaybetme endişesini onlara değil bana duyarak, olduğunuz yerde yüzünüzü onun tarafına çevirin [1].
151 Tıpkı, sizin içinizden size ayetlerimizi okuyup aydınlatan ve sizi arındıran, size kitabı [yasaları] ve hikmeti [adaleti sağlayan en doğru hükümleri] öğreten ve size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir elçi gönderdiğimiz [1] gibi [2].
152 Böylece beni zikredin [1], ben de sizi zikredeyim [2]. Verdiğim nimetlerin karşılığını verin ve nankörlük etmeyin.
153 Ey inanıp güvenenler! Direnerek ve vahiyle sıkı bağ kurup, onun yükümlülüklerini yerini getirerek yardım isteyin. Allah, direnenlerle beraberdir [2:45].
154 Allah yolunda etkisiz hale getirilen kimse için ölüler demeyin. Bilakis diridirler, fakat siz şuurunda değilsiniz [1].
155 Ve kesinlikle sizi; korkudan, açlıktan, malların, canların ve ürünlerin noksanlığından yıpratıp olgunlaştırarak kalitenizi ortaya çıkaran sınavlara tabi tutarız [3:186]. Direnenleri [3:146] müjdele.
156 Onlar ki, bir musibet isabet ettiğinde: ''Biz Allah içiniz ve O'na dönenleriz.'' diyenlerdir.
157 Rablerinden salatlar [destekler] ve rahmet işte onlaradır. İşte onlar, doğru yolu görenlerdir.
158 Şüphesiz Safa ve Merve Allah'ın işaretlerindendir [1]. Kim Beyt'i haccederse [2][eğitim öğretim ve sosyal dayanışma organizasyonlarına katılırsa], veya umre yaparsa [bu faaliyeti kısa tutarsa], orada dolaşmasında üzerine bir sakınca yoktur. Kim isteyerek bir hayır işlerse, Allah karşılığını verendir, bilendir.
159 İndirdiğimiz apaçık kanıtlardan ve yol göstericiden, onu kitapta insanlar için açıkça ortaya koymamızın ardından gizleyenler [1] var ya, Allah'ın dışlaması ve dışlayabilen herkesin dışlaması işte onların üzerinedir.
160 Ancak, hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler, kendilerini düzeltenler ve gizlediklerini açıkça ortaya koyanlar bunun dışındadır. İşte onların yönelişlerini kabul ederim. Ben, yönelişleri çokça kabul edip merhamet edenim.
161 Gerçekleri örtenler ve gerçekleri örtmüş olarak ölenler var ya, Allah'ın, haberci ayetlerin ve insanların tamamının dışlaması işte onların üzerinedir.
162 Orada kalıcıdırlar. Onlardan azap hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
163 İlahınız tek bir ilahtır. O, merhametin kaynağı olup, çokça merhamet edenin dışında bir ilah yoktur.
164 Göklerin ve yeryüzünün oluşturulmasında, gece ve gündüzün ardı ardına gelmesinde, insanlara menfaat sağlayan denizde akıp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirdiği sudan, onunla ölümünün ardından yeryüzüne hayat vermesinde [1] ve orada her türlü küçük büyük canlıyı yaymasında, rüzgarları evirip çevirmesinde, gök ve yer arasında buyruk altına alınmış bulutlarda aklını kullanan bir halk için kesinlikle ayetler vardır [2].
165 İnsanlardan kimileri de, Allah'ın yanı sıra, onları Allah sevgisi gibi sevdiği eşler ediniyor. İnanıp güvenenlerin Allah'a olan sevgisi ise daha şiddetlidir. Yanlış yapanlar, azabı gördüklerinde anlayacakları gibi, bütün gücün Allah'a ait olduğuna ve Allah'ın azabının şiddetli olduğuna önceden dikkat etselerdi.
166 Kendilerine uyulanlar azabı görürler ve uyanlardan uzaklaştıklarında onlarla bağlar kesilir [1]
167 Onlara uyanlar: ''Bize bir kez daha dönüş olsa da, onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak.'' derler. Böylece Allah, pişmanlıklarına neden olan amellerini onlara gösterir. Onlar, ateşten çıkarılanlar da olmazlar.
168 Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz, faydalı şeylerden nasiplenin [1]. Şeytanın adımlarına uymayın [2]. O size açıkça bir düşmandır.
169 Size ancak kötülüğü, aşırılığı [2:268, 24:21] ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170 Onlara [1]: ''Allah'ın indirdiği şeye uyun!'' dendiğinde: ''Bilakis, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.'' derler. Ataları hiçbir şeye akıl erdiremeyen ve doğru yolu görmeyen kimseler olsalar da mı [5:104]?
171 Gerçekleri örtenlerin örneği, bir çağrı ve bir sesleniş dışında bir şey işitmeyene çoban haykırışı yapan kimsenin örneği gibidir. Bir sağır, bir dilsiz, bir kördürler, akıllarını kullanmazlar [Devamı 259. ayettir].
172 Ey inanıp güvenenler! Yalnız O'na kulluk ediyorsanız, sizi rızıklandırdığımız temiz, faydalı şeylerden nasiplenin [1] ve Allah için karşılığını verin.
173 Size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası için tahsis edilmiş olanı haram kıldı [1]. Kim mecbur kalırsa, alışkanlık haline getirmeyene ve başkasının hakkına saldırmayana, kendisinin zararına neden olacak bir durum yoktur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
174 Allah'ın kitaptan indirdiği şeyi gizleyenler [1] ve onu az bir değer karşılığında satanlar var ya, işte onlar, karınlarında ateşin dışında bir şey nasiplenmiyorlar. Kıyamet günü Allah onlara kelam etmez ve onları arındırmaz [3:77]. Onlara can yakıcı bir azap vardır.
175 İşte onlar, doğru yola karşı sapıklığı [2:16], bağışlanmaya karşı da azabı satın alanlardır. Ateşe karşı ne kadar da dirençlidirler.
176 İşte bu, Allah'ın kitabı gerçek bir amaçla indirmesi ve kitap hakkında ihtilafa düşenlerin uzak bir ayrılığın içerisinde olmalarındandır.
177 Erdemli olmak, yüzünüzü doğu ve batı yönüne çevirmeniz değildir. Fakat erdemlik; Kim Allah'a, ahiret gününe, doğal güçlere, kitaba ve nebilere inanıp güvenen [4:136], sevgisi olduğu malını yakınlık sahibine, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yol oğluna, isteyene ve boyunduruk altında olana veren [1] salatı ikame edip arınmanın bedelini yerine getiren, söz verdiklerinde sözlerini tam yerine getiren [2], sıkıntılı zamanlarda sıkıntılara ve darlıklara direnenlerdir. Sadıklar [özü sözü doğru olanlar] işte onlardır. Takvalılar [vahyin sınırlarına uyup korunanlar][2:189] işte onlardır [39:33].
178 Ey inanıp güvenenler! Etkisiz hale getirmelerde kısas [denk karşılık] size yazıldı. Hürle hür, köleyle köle, dişiyle dişi [1]. Kardeşi tarafından affedilen kimse ise, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uyarak belirlenen şeyi ona iyilikle ödemelidir [17:33]. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Bunun ardından kim sınırı çiğnerse, ona can yakıcı bir azap vardır.
179 Ey kapı gibi sağlam duruşlular! Korunun diye kısasta [denk karşılıkta] size hayat vardır [1].
180 Sizden birine ölüm hazır olduğunda bir hayır bırakıyorsa, anne baba ve yakınları için herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde vasiyet, vahyin sınırlarına uyup korunanların üzerine bir hak olarak yazıldı.
181 Onu işitmesinin ardından, kim onu değiştirirse, onun doğuracağı zararlar onu değiştirenlerin üzerinedir. Allah işitendir, bilendir.
182 Kim vasiyet edenin hata yapmasından veya zararlara neden olmasından korkarsa, aralarını düzeltmesinde, aleyhine zarara neden olacak bir durum yoktur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir [1].
183 Ey inanıp güvenenler! Vahyin sınırlarına uyup korunun diye [1] siyam [karşılıklı oruçlaşmak][2], sizden öncekilere yazıldığı gibi [3] size de yazıldı.
184 Sayılı günlerde. Sizden kim hasta [vücut fonksiyonlarının herhangi birinde bir zayıflama] olursa veya hareketli bir işte olursa, başka günlerin sayısıncadır. Ve ona gücü yetenlerin üzerine, bir ihtiyaç sahibini doyuracak bir fidye. Kim isteyerek bir hayır işlerse, o, ona hayırlıdır. Eğer bilirseniz, siyam yapmanız size hayırlı olandır.
185 Ramazan [1] ayı [2] ki; insanlar için bir yol gösterici olarak, yol göstermeden ve doğruyla yanlışı, hak ile batılı ayırandan apaçık kanıtlar içeren Kur'an, onda indirildi [3]. Sizden kim o aya şahit olursa, onda siyam yapsın [4]. Sizden kim hasta [vücut fonksiyonlarının herhangi birinde bir zayıflama] olursa [5] veya hareketli bir işte olursa [6], başka günlerin sayısıncadır [7]. Allah size kolaylık diler, size zorluk dilemez [8]. Bu kolaylık, sayıyı mükemmelleştiresiniz [9], size gösterdiği yol üzere Allah'ı büyükleyesiniz ve karşılığını veresiniz diyedir.
186 Kullarım sana benden sorduklarında, ben yakınım. Dua ettiğinde, dua edenin duasına icabet ederim [11:61, 40:60]. Onlar da olgunluğa ulaşsınlar diye [1] bana icabet etsinler ve bana inanıp güvensinler [46:31].
187 Siyam gecelerinde kadınlarınıza cinsel içerik size helal kılındı. Onlar size bir elbise, siz onlara bir elbisesiniz. Allah, gerçekten kendinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi ve merhametiyle muamele ederek sizden onu sildi. Artık onlara tensel temasa geçin ve Allah'ın size yazdığı şeyi arayın. Fecr'den beyaz ip siyah ipten size göre açıkça ortaya çıkana kadar nasiplenin için [1]. Sonra geceye kadar siyamı tamamlayın [2]. Mescitlerde kendinizi eğitim öğretime adayanlar olduğunuzda, tensel temasa geçmeyin. İşte bu, Allah'ın sınırlarıdır ona yaklaşmayın. Vahyin sınırlarına uyup korunsunlar diye, Allah ayetlerini insanlar için işte böyle açıkça ortaya koyuyor.
188 Mallarınızı aranızda haksızlıkla nasiplenmeyin [4:29-30]. Bile bile, zarara yol açarak, bir kesim insanların mallarından nasiplenmeniz için hüküm sahiplerine sarkıtmayın [rüşvet vermeyin].
189 Sana hilallerden soruyorlar, De ki! ''O, insanlar ve hac için vakitlerdir [1]. Evlere arkalarından yanaşmanız erdem değildir. Fakat erdem, vahyin sınırlarına uyup korunan kimsedir [2:177]. Evlere kapılarından yanaşın [29. Allah'ın sınırlarına uyup korunun ki başarıya ulaşasınız.
190 Sizinle çarpışanlarla siz de Allah yolunda çarpışın ve saldırganlık yapmayın. Allah saldırganlık yapanları sevmez [7:55][1].
191 Onları rastladığınız yerde etkisiz hale getirin ve onları sizi çıkardıkları yerden çıkarın. Toplumu ateşe atan / sıkıntıya sokan şeyler, etkisiz hale getirmekten / öldürmekten daha şiddetlidir [beterdir 2:217, 4:91]. Mescid-i Haram'ın [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumunun] yanında sizinle çarpışana kadar onlarla çarpışmayın. Sizinle çarpışırlarsa, siz de onlarla çarpışın. Gerçekleri örtenlerin karşılığı işte budur.
192 Eğer son verirlerse, Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
193 Toplumu ateşe atan bir durum olmayıncaya ve ilkeler Allah'a ait oluncaya kadar onlarla çarpışın [8:39]. Eğer son verirlerse, yanlış yapanların dışındakilere saldırganlık yoktur [1].
194 Dokunulmazlık ayı dokunulmazlık ayıyladır [1]. Ve dokunulmazlıklarda denk karşılık vardır [2]. Öyleyse, kim size saldırırsa, siz de size saldırdığı şeyin benzeriyle saldırın. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Ve bilin ki Allah, sınırlarına uyup korunanlarla beraberdir [16:128].
195 Allah yolunda infak edin. Ellerinizle tehlikeye atılmayın. Ve iyileştirin. Allah iyileştirenleri sever [3:134][1].
196 Haccı [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma organizasyonlarını] ve umreyi [bunun kısa süreli olanını] Allah için tamamlayın. Mahsur bırakılırsanız [engellenirseniz], hediyeden kolayınıza gelen şeyi gönderin [bu organizasyonu yapanlara destek olun]. Ve hediye yerine ulaşıncaya kadar [22:33] başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden kim hasta [vücut fonksiyonlarından herhangi birinde bir zayıflık] olursa veya onunla [tıraşla] başından bir sıkıntı çekiyorsa, siyamdan veya sadakadan veya herhangi bir ritüelden bir fidye karşılık vardır. Güvende olduğunuzda, umre ile hacca kadar kim yararlanırsa, hediyeden kolayına gelen şeyi vermeli. Kim bulamazsa, üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüzde siyam vardır. Böylece on ikmal edilmiş olur. Bu, ahalisi Mescid-i Haram'da [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumunda] hazır olmayan kimse içindir. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Ve bilin ki, Allah'ın suça karşılık cezalandırması şiddetlidir.
197 Hac [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma organizasyonu] bilinen aylardır [1]. Kim onlarda [o aylarda] haccı farz ederse [yerine getirmeye başlarsa], hacda cinsel içerik, kişiyi yoldan çıkaran davranış ve ileri geri konuşmak yoktur. Hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin. Azığın hayırlısı vahyin sınırlarına uyup korunmaktır. Ey sağlam duruşlular! Sınırlarıma uyup korunun.
198 Rabbinizden bir armağan aramanızda [orada ticari bir faaliyette bulunmanızda] size bir sakınca yoktur. Arafattan [eğitim merkezlerinden] topluca akın ettiğinizde, dokunulmaz şuurlanma merkezinde Allah'ın mesajlarını yerine getirin. Size yol gösterdiği gibi O'nun mesajlarını yerine getirin. Ondan önce kesinlikle yolunu şaşırmışlardandınız.
199 Sonra, insanların topluca akın ettiği yerden topluca akın edin ve Allah'ın bağışlamasını dileyin. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
200 Ritüellerinizi yerine getirdiğinizde, babalarınızı zikrettiğiniz gibi veya daha şiddetli bir zikirle Allah'ı zikredin [1]. İnsanlardan kim: ''Rabbimiz, bize dünyada ver [2].'' derse, ona ahirette oluşturulanlardan [nimetlerden nasibi] yoktur.
201 Ve onlardan kim: ''Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ve ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru [3:16-191].'' derse,
202 İşte onlar, kazandıkları şeylerden bir nasibi olanlardır. Allah hesabı seri olandır.
203 Sayılı günlerde Allah'ın mesajlarını yerine getirin. Kim iki günde acele ederse, vahyin sınırlarına uyup korunan için, kendisinin zararına neden olacak bir durum yoktur. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Bilin ki, siz O'nda toplanacaksınız.
204 İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü sana hayranlık uyandırır ve kalbinde olan şeye Allah'ı şahit tutar. Oysa o, hasımların en karşı çıkanıdır [1].
205 Uzaklaştığında, yeryüzünde bozgunculuk yapmak, ekini, kültürü ve nesli yıkmak, yok etmek için koşturur. Allah, bozgunculuğu sevmez.
206 ''Allah'ın sınırlarına uyup korun.'' dendiğinde, kendini üstün görmesi onu zarara neden olmaya sürükler [27:34, 63:8]. Ona cehennem yeter. Kesinlikle sıkıntılı bir beşiktir.
207 İnsanlardan kimileri de, Allah'ın rızasını aramaya benliğini satar [9:111]. Allah, kullarına şefkatlidir.
208 Ey inanıp güvenenler! Bütünüyle silme [1] girin. Şeytanın adımlarına uymayın [2]. O size açıkça bir düşmandır.
209 Size gelen apaçık kanıtların ardından kayarsanız, bilin ki Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
210 Allah'ın ve doğal güçlerin, buluttan gölgeler içinde onlara gelmesini ve işin bitirilmesini mi gözlüyorlar? İşler Allah'a döndürülür.
211 İsrailoğullar'ına sor. Onlara apaçık kanıtlı ayetten nicelerini verdik. Ona gelmesinin ardından, kim Allah'ın nimetini değiştirirse [1], Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir.
212 Gerçekleri örtenlere dünya hayatı çekici gösterildi. İnanıp güvenenlerden kimilerini küçümserler [83:29-34]. Vahyin sınırlarına uyup korunanlar, kıyamet günü onların üzerindedir. Allah, gereğini yapanı hesapsız rızıklandırır.
213 İnsanlar tek önderli bir toplumdu. Allah, uyarıcılar ve müjdeciler olarak nebiler görevlendirdi. Ve onlarla birlikte, gerçek bir amaçla; hakkında ihtilafa düştükleri şeylerde insanlar arasında hüküm vermeleri için kitabı indirdi [1]. Onlar, kendilerine verilen o apaçık kanıtların onlara gelmesinin ardından, aralarındaki aşırı sapkınlığın dışında bir sebepten onun hakkında ihtilafa düşmediler [2]. Allah, onların hakkında ihtilafa düştükleri şeylerde inanıp güvenenlere kendi koyduğu kurallar çerçevesinde gerçeğin yolunu gösterdi. Allah, gereğini yapana dosdoğru yolu gösterir.
214 Yoksa, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri size gelmeden cennete girmenizi mi hesap ettiniz? Onlara öyle sıkıntılar ve darlıklar temas etmişti ki, elçi ve onunla birlikte olan inanıp güvenenler: ''Allah'ın yardımı ne zaman?'' diyecek noktaya gelene kadar sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır [1].
215 Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki! ''Hayırdan infak ettiğiniz şeyler; anne baba, yakınlar, yetimler, ihtiyaç sahipleri ve yol oğlu içindir. Hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir.''
216 O size zor gelen çarpışmak, size yazıldı. Bir şeyin size zor gelmesi, size hayırlı olabilir. Bir şeyi sevmeniz de, size şer olabilir. Allah bilir siz bilmezsiniz.
217 Sana dokunulmaz ayda çarpışmaktan soruyorlar. De ki! ''Onda çarpışmak büyüktür [büyük suçtur]. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu ve Mescid-i Haram [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma kurumunu] hakkında gerçekleri örtmek / görmezden gelmek, ahalisini oradan çıkarmak ise, Allah katında daha büyüktür. Toplumu ateşe atmak / sıkıntıya sokmak, etkisiz hale getirmekten / öldürmekten daha büyüktür [2:191].'' Güçleri yetse sizi dininizden döndürene kadar sizinle çarpışmaya devam ederler [1]. Sizden kim dininden döner, gerçekleri örten olarak ölürse, işte onların, dünya ve ahirette yaptıkları boşa gitmiştir [2]. İşte onlar, ateşin arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcıdırlar [3:88].
218 İnanıp güvenenler, Allah yolunda hicret edenler ve ellerinden geleni yapanlar var ya [1], işte onlar, Allah'ın rahmetini bekleyenlerdir. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
219 2:219-220: Sana aklı örten şeylerden ve kolay kazançtan [şans oyunlarından] soruyorlar. De ki! ''Onlarda insanlar için büyük zarara neden olan şeyler ve menfaatler vardır. Zarara neden olan şeyleri, menfaatlerinden daha büyüktür. Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki! ''Artanı [1].'' Devamlı düşünün diye, dünya ve ahiret hakkındaki ayetleri Allah size işte böyle açıkça ortaya koyuyor. Sana yetimlerden soruyorlar. De ki! ''Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Onları aranıza katarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozguncuyu da düzelteni de bilir [2]. Allah gerekli görseydi, kesinlikle sizi sıkıntıya da sokabilirdi. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
220 2:219-220: Sana aklı örten şeylerden ve kolay kazançtan [şans oyunlarından] soruyorlar. De ki! ''Onlarda insanlar için büyük zarara neden olan şeyler ve menfaatler vardır. Zarara neden olan şeyleri, menfaatlerinden daha büyüktür. Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki! ''Artanı.'' Devamlı düşünün diye, dünya ve ahiret hakkındaki ayetleri Allah size işte böyle açıkça ortaya koyuyor. Sana yetimlerden soruyorlar. De ki! ''Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Onları aranıza katarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozguncuyu da düzelteni de bilir. Allah gerekli görseydi, kesinlikle sizi sıkıntıya da sokabilirdi. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
221 İnanıp güvenene kadar ortak koşan kadınlarla evlendirmeyin. İnanıp güvenen bir emet [1], sizi etkilese de, ortak koşan bir kadından hayırlıdır [2]. Ortak koşan erkeklerle de inanıp güvenene kadar evlendirmeyin. İnanıp güvenen bir köle, sizi etkilese de, ortak koşandan hayırlıdır. İşte onlar sizi ateşe çağırır. Allah, koyduğu kurallar çerçevesinde sizi cennete ve bağışlanmaya çağırıyor. Bilgilerini devamlı kullansınlar diye, ayetlerini insanlar için açıkça ortaya koyuyor.
222 Sana kadınların özel hallerinden soruyorlar. De ki! ''O bir eziyettir. Özel hallerindeyken, temizlenene kadar kadınları rahat bırakın ve onlara yaklaşmayın. Onlar temizlendiklerinde, onlara Allah'ın emrettiği yerden yaklaşın. Allah, hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenleri sever. Ve devamlı temizlenenleri sever [1].
223 Kadınlarınız size ekindir [1]. Ekininize gerekli gördüğünüz biçimde yaklaşın ve kendiniz için hazırlık yapın. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. İyi bilin ki, siz O'na karşılaşıcısınız. İnanıp güvenenleri müjdele.
224 Allah'ı, yeminleriniz için; iyilik yapmanız, vahyin sınırlarına uyup korunmanız, insanların arasını düzeltmeniz konusunda geri durma [duyarsız kalma, umursamama] aracı kılmayın [1].
225 Allah, yeminlerinizdeki boş sözle sizi sorumlu tutmaz. Fakat, kalplerinizin kazandığı şeylerle [33:5] sorumlu tutar [5:89]. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
226 Kadınlarından boşanmayı tasarlayanlar için dört ay beklemek vardır. Eğer dönerlerse, Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
227 Eğer boşamaya karar verdilerse, Allah işitendir, bilendir.
228 Boşanan kadınlar, üç adet dönemi kendi başlarına [evlenmeden] beklerler [65:1]. Allah'a ve ahiret gününe inanıp güveniyorlarsa, rahimlerinde Allah'ın oluşturduğu şeyi [gebeliklerini] gizlemeleri onlara helal değildir. Bir düzeltme isterlerse, bu süre içerisinde kocaları onları geri almaya daha hak sahibidirler [1]. Herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde kadınların da benzer hakları [2], erkekler için de, onların üzerinde bir derece vardır. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
229 Boşanma iki defadır. Herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde tutun veya iyileştirerek bırakın. İki tarafın Allah'ın sınırlarını ayakta tutamamaktan korkmaları dışında, onlara verdiğiniz [mehir vb.] şeylerden bir şey almanız helal değildir. Allah'ın sınırlarını ayakta tutamamaktan korkarsanız, kadının bir fidye [ayrılma bedeli] vermesinde ikisine de bir sakınca yoktur [1]. İşte bu, Allah'ın sınırlarıdır, onu çiğnemeyin. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, işte onlar yanlış yapanlardır.
230 Eğer kadını [üçüncü kez] boşarsa, onun ardından kadın ondan başka bir eşle evlenene kadar ona helal olmaz. [Evlendiği eş] Onu boşarsa ve eğer Allah'ın sınırlarını ayakta tutmalarına inanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde bir sakınca yoktur [1]. İşte bu, Allah'ın sınırlarıdır. Bilinçli bir halk için onu açıkça ortaya koyuyor.
231 Kadınları boşayıp, [iddet] sürelerinin sonuna ulaştıklarında, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde tutun veya herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde bırakın [65:2]. Onlara saldırganlık yapmak için darlık vererek onları tutmayın [65:6]. Kim bunu yaparsa kendine yanlış yapar. Allah'ın ayetlerini alay konusu edinmeyin [hafife almayın]. Allah'ın üzerinize olan nimetini ve onunla size öğüt verdiği; kitaptan indirdiği şeyi ve adaleti sağlayan en doğru hükümleri aklınızdan çıkarmayıp yerine getirin. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Bilin ki Allah, her şeyi bilendir.
232 Kadınları boşayıp [iddet] sürelerinin sonuna ulaştıklarında, aralarında herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde anlaştıklarında, eşleriyle evlenmeleri konusunda baskı yapmayın [engel olmayın]. Sizden Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen kimselere böyle öğütleniyor [65:2]. Sizi en arındıran ve en temizleyen budur. Allah bilir siz bilmezsiniz.
233 Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için, anneler evlatlarını tam iki yıl emzirirler. Onların rızkı ve giyecekleri, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun olarak, evlat kendisine ait olanın [babanın] üzerinedir. Kişiye kapasitesi dışındaki teklif edilemez [1]. Anne evladından dolayı, evlat kendisine ait olan [baba], evladından dolayı darlığa sokulmasın [65:7]. [Yükümlü varis ise] Varis için de bu böyledir. Eğer karşılıklı rıza ile ve aralarında istişare ederek sütten ayırmak isterlerse, ikisine de bir sakınca yoktur. Eğer evlatlarınızı emzirtmek isterseniz, verdiğiniz şeyi [ücreti] herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde teslim ettiğinizde size bir sakınca yoktur [65:6]. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Bilin ki Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.
234 Sizden vefat ettirilenlerin bıraktıkları eşleri, kendi başlarına evlenmeden dört ay on gün beklerler. Sürelerinin sonuna ulaştıklarında, kendileri hakkında herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şey yaptıklarında; size bir sakınca [vebal] yoktur. Allah, yaptığınız şeyler hakkında haberdardır.
235 [Evlenme isteği duyduğunuz] Kadınlara teklif sunmaktan veya içinizde saklamaktan dolayı size bir sakınca [vebal] yoktur. Allah, sizin onları zikredeceğinizi [meşru ve fıtri toplumsal evlilik koduyla anacağınızı, gündeme getireceğinizi] bilir. Fakat onlara, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir söz söylemeniz dışında, gizlice vaatte bulunmayın. Kitabın belirlediği son süreye ulaşana kadar nikah sözleşmesine karar vermeyin. Bilin ki Allah, içinizde olanı bilir. Öyleyse, O'na karşı ihtiyatlı olun. Ve bilin ki Allah, bağışlayandır, yumuşak davranandır.
236 Onlara temas etmeden veya farzı [mehir ve nikahı] yerine getirmeden kadınları boşarsanız, size bir sakınca yoktur. Durumu geniş olan ölçüsüne göre, eli dar olan ölçüsüne göre, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir yararlandırmayla onları yararlandırmak, iyileştirenlerin üzerine bir haktır.
237 Onlara temas etmeden önce onları boşarsanız ve onlara bir farz [mehir] belirlemişseniz, kendisinin vazgeçmesi veya nikah akdi elinde olanın [velisinin] vazgeçmesi dışında, belirlediğinizin yarısı onlarındır [33:49]. Sizin vazgeçmeniz [mehrin tamamını vermeniz], vahyin sınırlarına uyup korunmaya daha yakındır. Aranızdaki fazlalığı unutmayın [4:34]. Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.
238 Salatlar [vahyin size yüklediği yükümlülükler] üzerinde, özellikle en hayırlı, en yararlı salat [cuma salatı] üzerinde koruyucu olun [1]. Allah'a gönülden bağlı olanlar olarak kıyam edin.
239 Eğer korkarsanız, ayakta olarak veya binek üstündeyken, güvende olduğunuzda da, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah'ın mesajlarını yerine getirin [1].
240 Sizden, eşler bırakarak vefat ettirilenlerin eşleri için, bir yıla kadar [evlerinden] çıkarılmadan yararlandırılmaları bir vasiyettir [yükümlülüktür]. Eğer kendileri çıkarsa, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde kendileri hakkında yaptıkları şeylerde size bir sakınca [vebal] yoktur. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
241 Boşanmış kadınların, herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir şekilde yararlandırılması, vahyin sınırlarına uyup korunanlar üzerine bir haktır.
242 Aklınızı kullanın diye, Allah size ayetlerini işte böyle açıkça ortaya koyuyor.
243 Kendileri binlerce oldukları halde, ölüme karşı tedbir olsun diye yurtlarından çıkanlara dikkat etmedin mi? Allah onlara: ''Ölün!'' dedi, sonra onlara hayat verdi [1]. Allah, insanlar üzerine armağan sahibidir. Fakat insanların çoğu, karşılığını vermiyorlar.
244 Allah yolunda çarpışın. Bilin ki Allah, işitendir, bilendir.
245 Ona kat kat fazlasıyla arttıracağı iyi bir ödünç olarak Allah'a ödünç veren kimdir [1]? Allah tutar da, açar da. O'na döndürülüyorsunuz.
246 Musa'nın ardından İsrailoğulları'nın ileri gelenlerine dikkat etmedin mi? Hani nebilerine: ''Bize bir komutan görevlendir de, Allah yolunda çarpışalım.'' demişlerdi de [nebileri]: ''Çarpışmak size yazılır da, ya çarpışmazsanız?'' demişti. [Onlar]: ''Bize ne oluyor ki, oğullarımızdan ve yurdumuzdan çıkarılmışken Allah yolunda çarpışmayalım?'' demişlerdi. Çarpışmak üzerlerine yazıldığında ise, onlardan azı dışındakiler yüz çevirdiler. Allah, yanlış yapanları bilir.
247 Nebileri onlara: ''Allah, komutan olarak size Talut'u görevlendirdi.'' dedi. Onlar: ''Onun bize komutanlığı nasıl olur? Ona maldan bir genişlik de verilmemişken, komutanlığa biz ondan daha hak sahibiyiz.'' dediler. [Nebileri]: ''Allah ilimde ve vücutta genişlikte onu arttırdı ve üzerinize seçkin kıldı.'' dedi. Allah, komutanlığı gerekli gördüğüne verir [3:26]. Allah genişletendir, bilendir.
248 Nebileri onlara: ''Onun komutanlığının göstergesi, Rabbinizden teskin edici, içinde Musa ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden bir kalıntı olan ve onu güçlü varlıkların [katırların] taşıdığı bir sandığın size gelmesidir. Eğer inanıp güveniyorsanız, kesinlikle bunda size bir ayet vardır'' dedi.
249 Talut, askerlerle ayrıldığında: ''Allah sizi bollukla [1], yıpratıp olgunlaştırarak kaliteyi ortaya çıkaran bir sınava tabi tutandır. Kim ondan içerse [o bolluğa dalarsa] benden değildir. Emek vererek, eliyle bir emek elde eden dışında, kim ondan beslenmezse, kesinlikle o bendendir.'' dedi. Onlardan azı dışında ondan içtiler [bolluğa daldılar]. Orayı geçince, o ve onun beraberindeki inanıp güvenenler: ''Calut ve askerlerine karşı bugün takatimiz kalmadı.'' dediler. Allah'a karşılaşacaklarına gerçekten inananlar: ''Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde, sayısı az birlikten niceleri, sayısı çok olan birliklere galip geldi. Allah direnenlerle beraberdir.'' dedi.
250 Calut ve askerleri için ortaya çıktıklarında: ''Rabbimiz, üzerimize direnç dök, ayaklarımızı sabit kıl, gerçekleri örten halka karşı bize yardım et [2:286, 3:147].'' dediler.
251 Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde onları hezimete uğrattılar. Davud, Calut'u etkisiz hale getirdi. Allah ona komutanlık ve adaleti sağlayan ilkeleri ve uygulama imkanı verdi [38:20] ve ona gerekli gördüğü şeylerden öğretti. Allah'ın, insanların bazısını bazısıyla savması olmasaydı, kesinlikle yeryüzünde düzen bozulurdu [22:40]. Fakat Allah, alemlerin üzerine armağan sahibidir.
252 İşte bu, Allah'ın ayetleridir. Sana onu gerçek bir amaçla okuyup aydınlatıyoruz. Sen kesinlikle gönderilenlerdensin.
253 İşte bu elçilerin, bazısını bazısına fazlalıklı kıldık. Onlardan Allah'ın kelam ettiği ve bazılarının derecelerini yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık kanıtlar verdik ve onu tertemiz bir bilgiyle güçlendirdik [2:87, 5:110]. Allah gerekli görseydi, onların ardından gelenler, kendilerine gelen apaçık kanıtların ardından birbirleriyle çarpışamazlardı. Fakat ihtilafa düştüler [1]. Onlardan kimisi inanıp güvendi, kimisi gerçekleri örttü. Allah gerekli görseydi, birbirleriyle çarpışamazlardı. Fakat Allah, dilediği şeyi yapar.
254 Ey inanıp güvenenler! Pazarlığın, aracılığın ve şefaatin olmadığı bir gün gelmeden önce [1], sizi rızıklandırdığımız şeylerden infak edin [14:31, 63:10]. Gerçekleri örtenler [36:47] var ya, onlar yanlış yapanlardır.
255 O'nun dışında bir ilah olmayan Allah'tır. Daima diri olup varlığın dayanağı, ayakta tutanıdır [3:2, 20:111]. O'nu, dalgınlık, uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler O'nundur. O'nun koyduğu kurallar çerçevesi dışında, onun katında kim şefaat edecekmiş? Önlerindekini de, arkalarındakini de O bilir [20:110]. Gerekli gördüğünün dışında, O'nun ilminden hiçbir şey kuşatamazlar. O'nun tahtı, otoritesinin alanı, gökleri ve yeryüzünü kaplamıştır. O ikisini korumak O'nu yormaz, ağır gelmez. O, yücedir, azametlidir.
256 Dinde zorlama yoktur [1]. Doğruluk, azgınlıktan / sapkınlığın aşırısından ayrılarak açıkça ortaya çıkmıştır. Kim, tamamlanmış dine ekleme çıkarma yaparak bardağı taşıran kişi ve otoritelere küfreder [60:4] ve Allah'a inanıp güvenirse [2], kesinlikle onda kopma olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur [31:22]. Allah işitendir, bilendir.
257 Allah, inanıp güvenenlerin yakını, yol göstericisi, müttefikidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır [1]. Gerçekleri örtenlerin yakınları, yol göstericileri, müttefikleri ise, dine ekleme çıkarma yaparak bardağı taşıran kişi ve otoritelerdir [4:76]. Onları, aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada kalıcıdırlar.
258 Allah ona hükümdarlık vermesinden dolayı, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışana dikkat etmedin mi? Hani İbrahim: ''Rabbim diriltir ve öldürür.'' demişti. O da: ''Ben de diriltirim ve öldürürüm.'' demişti. İbrahim de: ''Allah, güneşi doğudan getiriyor, haydi onu batıdan getir.'' deyince, gerçekleri örten şaşırıp kaldı. Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez [3:86].
259 Veya [1], o, yapıları üzerine çökmüş, harap olmuş kent üzerinden geçen gibidir. ''Ölümünün ardından Allah buna nasıl hayat verir?'' dedi. Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl öldürdü, sonra harekete geçirdi. ''Ne kadar kaldın?'' dedi. ''Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar kaldım.'' dedi. ''Bilakis yüz yıl kaldın. Yiyeceğini ve içeceğini gözlemle, bozulmamış. Eşeğine bak. Seni insanlar için bir ayet kılmamız için kemikleri gözlemle, onu nasıl yükseltiyoruz [somutlaştırıyoruz]. Sonra ona et giydiriyoruz. Sonra ona açıkça belli olunca: ''Biliyorum ki Allah, her şeye bir ölçü koyandır.'' dedi.
260 Hani İbrahim: ''Rabbim, ölülere nasıl hayat verdiğini bana göster.'' demişti. ''İnanıp güvenmedin mi?'' dedi. ''Elbette inanıp güvendim. Fakat kalbimin tatmin olması için.'' dedi. ''Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır. Sonra, onlardan ayrı olarak, her dağın üzerine kıl. Sonra onları çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki, Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir [1].
261 Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane olan bir tohum tanesi gibidir. Allah, gereğini yapan için kat kat arttırır. Allah genişletendir, bilendir.
262 Mallarını Allah yolunda infak edenler ve infak ettikleri şeylere, başa kakma ve eziyet gibi şeyleri ardına takmayanların karşılıkları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [2:274].
263 Herkesçe kabul edilen ortak iyiye uygun bir söz ve bir bağışlama, ardından eziyet gelen bir sadakadan hayırlıdır. Allah kendine yetendir, yumuşak davranandır.
264 Ey inanıp güvenenler! Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyen ve malını insanlara gösteriş olsun diye infak eden kimse gibi [1], sadakalarınızı başa kakma ve eziyetle boşa çıkarmayın [2]. Onun örneği, üzerinde toprak olup, bir sağanak isabet ederek, toprağın onu terk ettiği pürüzsüz bir kaya gibidir [3:117]. Kazandıklarından dolayı hiçbir şeye ölçü koyamazlar. Allah, gerçekleri örten halka yol göstermez.
265 Allah'ın rızasına ulaşmak için, kendilerinden bir sağlamlık olarak mallarını infak edenlerin örneği, sağanağın isabet edip nasibini [ürününü] kat kat veren, sağanak isabet etmese de, çisintisi yeten tepedeki bir bahçe gibidir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
266 Sizden biriniz, altından nehirler akan, hurmalardan, üzümlerden, her türlü üründen bulunan bir bahçesi ve zayıf bir soyu varken ve kendisine yaşlılık isabet etmişken, ona [bahçesine] içinde ateş olan bir kasırga isabet edip kavurmasını arzu eder mi [3:117]? Devamlı düşünün diye Allah size ayetleri işte böyle açıkça ortaya koyuyor.
267 Ey inanıp güvenenler! Yerden size çıkardığımız şeylerden ve kazandığınız şeylerin temiz, faydalı olanlarından infak edin. Gözü kapalı olmanız dışında alıcısı olmayacağınız pis, kötü, faydasız şeylerden infak etmeye yeltenmeyin [1]. Bilin ki Allah, kendine yetendir, her işinde kusursuz olandır.
268 Şeytan size yoksulluğu vaat eder ve aşırılığı, hayasızlığı emreder [2:169, 24:21]. Allah ise, size O'ndan bir bağışlama ve bir armağan vaat eder. Allah genişletendir, bilendir.
269 Gereğini yapana adaleti sağlayan en doğru ilkeleri verir. Kime adaleti sağlayan en doğru ilkeleri vermişse, kesinlikle ona pek çok hayır verilmiştir. Sağlam duruşluların dışındakiler bu bilgileri kullanmazlar.
270 Nafakadan neyi infak ederseniz veya adaktan neyi adarsanız, Allah onu bilir. Yanlış yapanlara yardımcılardan kimse yoktur.
271 Sadakaları açıktan yaparsanız, o ne güzeldir. Onu gizlerseniz ve yoksullara verirseniz, o size hayırlı olandır. Kötülüklerinizden bir kısmını sizden örter. Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.
272 Onlara yol göstermek sana düşmez. Fakat Allah, gereğini yapana yol gösterir. Hayırdan infak ettiğiniz şeyler kendiniz içindir [2:110, 73:20]. Allah'ın teveccühünü aramanın dışında infak etmiyorsunuz [30:38]. Hayırdan infak ettiğiniz şeyler, tastamam size ödenir ve size yanlış yapılmaz.
273 Allah yolunda mahsur bırakılan, yeryüzünde yol tepmeye güç yetiremeyen yoksullar içindir. İffetli davranmalarından dolayı, cahil onları kendilerine yetenler diye hesap eder. Onları yüzleriyle tanırsın. İnsanlara yüzsüzlük ederek istemezler. Hayırdan neyi infak ederseniz Allah onu bilendir.
274 Mallarını, gece gündüz, gizli açık infak edenler var ya, onların karşılığı Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [2:262].
275 Ribadan [1] nasiplenenler, şeytanın dokunuşundan onu çarptığı kimsenin kalkması dışında kalkmazlar [6:71, 19:83]. Bunun nedeni, onların: ''Riba alışveriş gibidir.'' demeleridir. Allah, alışverişi helal, ribayı haram kıldı. Ona Rabbinden bir öğüt gelen kimse, ondan vazgeçerse, geçmiş olanlar onundur. Onun işi Allah'a kalmıştır. Ve kim dönerse, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcıdırlar.
276 Allah ribayı mahveder [30:39] ve sadakaları yükseltir. Allah, zarara neden olan nankör her kimseyi sevmez.
277 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlar, salatı ikame edip arınmanın bedelini yerine getirenler var ya [1], onların karşılığı Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler.
278 Ey inanıp güvenenler! Allah'ın sınırlarına uyup korunun. İnanıp güvenenler iseniz, ribadan kalan şeyleri bırakın [3:130].
279 Yapmazsanız, bilin ki bu, Allah ve elçisinden bir savaştır. Hatanızdan kesin olarak dönüp Allah'a itaate yönelirseniz, malınızın başı [sermayeniz] sizindir. Yanlış yapmayın, yanlışa da uğramayın [1].
280 Eğer [borçlu] zorluk sahibi ise, kolaylığa kadar gözetmelidir. Eğer bilirseniz, hakkınız iken, Allah için hakkınızdan vazgeçmeniz size hayırlı olandır.
281 Allah'a döndürüldüğünüz bir gün için vahyin sınırlarına uyup korunun. Sonra herkesin kazandığı şeylerin karşılığı tastamam ödenir ve onlara yanlış yapılmaz.
282 Ey inanıp güvenenler! Adı konulmuş bir süreye kadar bir borçla borlandığınızda onu yazın. Aranızda adil [1] bir yazıcı yazsın. Yazıcı, Allah'ın ona öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın. Üzerinde hakkı olan onu dikte etsin ve Rabbi olan Allah'ın sınırlarına uyup korunarak ondan hiçbir şey eksiltmesin. Eğer üzerinde hakkı olan bir aklı ermez ise, veya zayıfsa veya dikte etmeye güç yetiremiyorsa, onun yakını adaletle dikte etsin. Adamlardan iki şahitle şahitlik edin. İki adam olmazsa, bir adam ve onlardan birinin şaşırması durumunda diğer biri hatırlatsın diye, razı olduğunuz şahitlerden iki kadın [2] olsun. Şahitler, çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Küçük veya büyük, belirlenen son süresine kadar onu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında hakkaniyete daha uygun, şahitlik için de daha sağlam ve kuşkuya düşmemenize daha yakın olandır. Ancak, aranızda hemen devrettiğiniz peşin bir ticaret olması durumunda onu yazmamanızda size bir sakınca yoktur. Birbirinizle alışveriş yaptığınızda şahitlendirin. Yazana ve şahide zarar verilmesin. Bunu yaparsanız, kesinlikle o, yoldan çıkmanız demektir. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir.
283 Hareketli bir iş üzerindeyseniz ve bir yazıcı bulamazsanız, alınmış rehinler [taahhütler yeterlidir]. Birbirinize güveniyorsanız, güvenilen emanetini iade etsin [ödesin][1] Rabbi olan Allah'ın sınırlarına uyup korunsun. Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, kesinlikle o, kalbi zarara neden olandır. Allah yaptığınız şeyleri bilendir.
284 Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allah'ındır. İçinizde olan şeyleri ortaya çıkarsanız veya onu gizleseniz, Allah onunla sizi hesaba çeker. Gerekli gördüğü kimse için bağışlar, gerekli gördüğünü azaba uğratır. Allah, her şeyin üzerine bir ölçü koyandır.
285 Elçi Rabbinden kendisine indirilene inanıp güvendi. Ve inanıp güvenenler de. Hepsi, Allah'a, doğal güçlerine, kitaplarına ve elçilerine inanıp güvendi. ''Elçileri arasından birini farklı görmeyiz [1]. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı dileriz. Varış yeri sanadır.'' dediler.
286 Allah bir benliğe kapasitesi dışındakini teklif etmez [1]. Kazandığı şey onadır, kazandırtıldığı şey de onun aleyhinedir. ''Rabbimiz, eğer unutursak veya hata yaparsak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi, o ısrı [2] üzerimize yükleme. Rabbimiz, onunla takatimizin yetmeyeceği şeyleri de bize yükleme. Bizden sil, bizi bağışla ve bize merhamet et. Sensin bizim yakınımız, yol göstericimiz, müttefikimiz [8:40, 22:78]. Gerçekleri örten halka karşı bize yardım et [2:250, 3:147].''