⚖️ Karşılaştır
9. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

Tevbe Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Allah ve elçisinden, o ortak koşanlardan sözleştiğiniz kimselere, ilişkiyi kesme [ilanıdır].

2 O yerde dört ay [9:5] seyahat edin ve bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakıcı değilsiniz. Allah ise, gerçekleri örtenleri rezil edendir.

3 Allah ve elçisinden, hac gününün büyüğünde, insanlara bir bildiridir: Allah'ın ortak koşanlarla ilişkisi yoktur. Ve elçisinin de. Eğer hatanızdan kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelirseniz, o size hayırlı olandır. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz, Allah'ı aciz bırakıcı değilsiniz. Gerçekleri örtenleri can yakıcı bir azapla müjdele.

4 Sözleştiğiniz ortak koşanlardan, sonrasında size karşı hiçbir şekilde eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye arka çıkmayanlar bunun dışındadır. Onlara olan sözünüzü, süresine kadar tamamlayın. Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanları sever.

5 Haram [dokunulmaz] aylar [9:2] çıktığında da, o ortak koşanları, bulduğunuz yerde etkisiz hale getirin, onları tutuklayın, onları hapsedin ve onlar için her gözetleme yerine oturun [1]. Eğer hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelirler, salatı ikame ederler ve arınmanın bedelini yerine getirirlerse, yollarını serbest bırakın [9:11]. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.

6 Ortak koşanlardan biri yanına gelip, senden korunup kollanma isterse, Allah'ın kelamını [2:75, 48:15] işitene kadar, onu koruyup kolla. Sonra da onu, güvenli yerine ulaştır [1]. Bu, onların bilinçsiz bir halk olmalarındandır.

7 O ortak koşanlar için, Mescid-i Haram'ın [dokunulmaz eğitim öğretim kurumunun] yanında sözleştikleriniz dışında, Allah katında ve elçisinin katında bir sözleşme nasıl olabilir? Onlar, size karşı dosdoğru oldukları sürece, sizde onlara karşı dosdoğru olun. Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanları sever.

8 Nasıl olabilir ki? Eğer size üstün gelseler, ne bir bağ, ne de bir yükümlülük gözetmezler [9:10]. Ağızlarıyla sizi razı ederler, kalpleri ise kaçınır. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.

9 Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığı satıp, O'nun yolundan alıkoydular. Onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür.

10 Onlar, bir mümin için ne bir bağ, ne de bir yükümlülük gözetmezler [9:8]. İşte onlar, saldırganlık yapanların ta kendileridir.

11 Eğer hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelirler, salatı ikame ederler ve arınmanın bedelini yerine getirirlerse [9:5], dinde kardeşlerinizdir [1]. Bilinçli bir halk için, ayetleri ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

12 Eğer taahhütlerinin ardından, yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, buna son vermeleri için, küfrün önderleriyle çarpışın. Zira, onların yeminleri yok hükmündedir.

13 Yeminlerini bozan, elçiyi çıkarmaya yeltenen ve ilk önce size karşı başlatan bir halka karşı çarpışmayacak mısınız? Yoksa, onlara karşı derinden saygı duyup, endişe mi taşıyorsunuz? Eğer inanıp güvenenler iseniz, Allah, derinden saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşımanıza daha hak sahibidir.

14 Onlarla çarpışın ki, Allah, ellerinizle onları azaba uğratsın, onları rezil etsin, onların aleyhine size yardım etsin ve inanıp güvenen bir halkın göğüslerine şifa versin [1].

15 Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, gerekli gördüğüne merhametiyle yönelir. Allah bilendir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

16 Yoksa, sizden ellerinden geleni yapanları, Allah'ın ve elçisinin ve inanıp güvenenlerin yanı sıra sırdaş edinmeyenleri bilmeden [1] bırakılmanızı mı hesap ettiniz? Allah, yaptığınız şeyler hakkında haberdar olandır.

17 Gerçekleri örtmekle kendi aleyhlerinde şahitler oldukları halde, ortak koşanların, Allah'ın mescitlerini bayındır kılmaları olur şey değildir. İşte onlar, amelleri boşa gidenlerdir. Onlar, ateşin içerisinde kalıcıdırlar.

18 Allah'ın mescitlerini yalnızca; Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen, salatı ikame eden, arınmanın bedelini yerine getiren [1] ve Allah'ın dışında hiç kimseye karşı derinden saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşımayan kimseler bayındır kılar. İşte onların, doğru yolu görenlerden olmaları muhtemeldir.

19 Hac organizasyonunun su ihtiyacını karşılamayı ve Mescid-i Haram'ı [dokunulmaz eğitim öğretim kurumunu] bayındır kılmayı, Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen ve Allah yolunda elinden geleni yapan kimse gibi mi kıldınız? [Bunlar] Allah katında aynı seviyede değildir [1]. Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez.

20 İnanıp güvenenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla ellerinden geleni yapanlar, Allah katında daha muazzam bir derecededirler. İşte onlar, kazancı hak edenlerin ta kendileridir.

21 Rableri onları, O'ndan bir rahmet ve rızasıyla ve orada kalıcı nimetlerin bulunduğu bahçelerle müjdeliyor.

22 Ebediyen orada kalıcılar olarak. Allah, katında muazzam bir karşılık olandır.

23 Ey inanıp güvenenler! Eğer imana karşı küfrü seviyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinmeyin. Sizden kim, onları yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinirse, işte onlar, yanlış yapanların ta kendileridir [58:22, 60:1].

24 De ki! ''Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, işlediğiniz mallar, durgunlaşmasından endişe ettiğiniz ticaret, hoşunuza giden meskenler, size Allah ve elçisinden ve O'nun yolunda elinden geleni yapmaktan daha sevgili olmuşsa, Allah emriyle / işiyle [azabıyla: 9:39] gelene kadar gözetleyin. Allah, yoldan çıkanlar halkına yol göstermez [9:120, 33:6].

25 Şüphesiz Allah, bir çok yerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Çokluğunuz sizi fazla etkilemiş, fakat sizden bir şey gidermemiş ve o yer, genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra da, arkasını dönenler olarak uzaklaşmıştınız.

26 Sonra Allah, elçisine ve inanıp güvenenlere sükunetini indirdi, görmediğiniz ordular indirdi ve gerçekleri örtenleri azaba uğrattı. Gerçekleri örtenlerin karşılığı işte budur.

27 Sonra Allah, bunun ardından gerekli gördüğüne merhametiyle yönelir. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.

28 Ey inanıp güvenenler! O ortak koşanlar ancak bir pisliktir. Mescid-i Haram'a [dokunulmaz eğitim öğretim kurumuna], bu yıllarının ardından yaklaşmasınlar. Eğer geçim sıkıntısından dolayı korktuysanız, Allah gerekli görürse, ileride armağanından sizi kendinize yeterli duruma getirir. Allah bilendir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

29 Kendilerine kitap verilenlerden; Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyen, Allah ve elçisinin haram kıldığını haram kılmayan [1] ve hak dini din edinmeyenlerle, küçülenler olarak elden cizye [2] verene kadar çarpışın.

30 Yahudiler: ''Üzeyr Allah'ın oğludur.'' dediler. Hristiyanlar: ''Mesih Allah'ın oğludur.'' dediler. İşte bu, ağızlarıyla söyledikleridir. Önceki gerçekleri örtenlerin sözlerine özeniyorlar. Allah, onları mahvetti. Ne biçim ters yüz ediliyorlar.

31 Bilginlerini ve rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i, Allah'ın yanı sıra rabler edindiler. Oysa, O'nun dışında bir ilah olmayan, tek bir ilaha kulluk etmeleri dışında bir şeyle emrolunmamışlardı [3:64, 98:5, Tesniye 5:7-8, Luka 4:8][1]. O, onların ortak koştuğu şeylerden münezzehtir.

32 Ağızlarıyla Allah'ın nurunu [24:35] söndürmek istiyorlar. Allah ise, gerçekleri örtenler hoşlanmasa da, nurunu tamamlamak dışındaki seçenekleri reddetmektedir [1].

33 O, ortak koşanlar hoşlanmasa da, diğer bütün dinlerin üzerinde açığa çıkarmak için, elçisini yol göstericiyle ve gerçek dinle gönderendir [48:28, 61:9][1].

34 Ey inanıp güvenenler! Şüphesiz bilginlerden ve rahiplerden bir çoğu, insanların mallarını haksızlıkla nasiplenirler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü yığıp, Allah yolunda infak etmeyenler var ya, onları can yakıcı bir azapla müjdele [1].

35 Cehennem ateşinde, [yığdıklarının] üzeri kızdırılıp, onunla alınları [itibarları], yanları [yandaşları] ve sırtlarının [arka çıkanlarının] dağlandığı gün: ''Bu, kendiniz için yığdıklarınızdır, yığdıklarınızı tadın bakalım'' [denir].

36 Allah katında, gökleri ve yeryüzünü oluşturduğu gün, Allah'ın yasasında ayların sayısı on iki aydır. Onlardan dördü haramdır [dokunulmazdır][1]. Ayakta tutan hesap işte budur. Onların içerisinde kendinize yanlış yapmayın. Ortak koşanlar, sizinle topyekun çarpıştıkları gibi, siz de onlarla topyekun çarpışın [2]. Bilin ki Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanlarla beraberdir.

37 Nesi [haram ayların yerini değiştirme uygulaması], ancak küfürde artıştır. Gerçekleri örtenler, onu Allah'ın haram kıldığının sayısına denk getirmek için, bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylece, Allah'ın haram kıldığını helal kılarak, onunla saptırılıyorlar. Amellerinin kötülüğü onlara çekici gösterildi. Allah, gerçekleri örtenler halkına yol göstermez.

38 Ey inanıp güvenenler! Size ne oluyor ki, ''Allah yolunda seferber olun.'' dendiğinde yere çakılıp kaldınız? Ahiretten ziyade, dünya hayatına mı razı oldunuz? Ahirettekine göre, dünya hayatının azı dışında yararlanması yoktur.

39 Seferber olmazsanız, sizi can yakıcı bir azaba uğratır. Sizi, sizden başka bir halkla değiştirir [1]. Ve siz, O'na hiçbir şekilde darlık veremezsiniz. Allah, her şeye bir ölçü koyandır.

40 Ona yardım etmezseniz; şüphesiz gerçekleri örtenler onu, iki kişinin ikincisi olarak Mekke'den çıkardığında, ikisi mağaradayken arkadaşı için: ''Hüzünlenme, Allah bizimle beraberdir.'' dediğinde, Allah üzerine sükunetini indirerek onu sizin görmediğiniz ordularla güçlendirip [1], gerçekleri örtenlerin takdir ettiği hükmü en aşağı kıldığında ona yardım etmişti. Allah'ın takdir ettiği hüküm, en yüce / en galip olanın ta kendisidir. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

41 Hafif olarak ve ağır olarak [bütün imkanlarınızla] seferber olun ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla elinizden geleni yapın. Eğer biliyor olsanız, size hayırlı olan işte budur [61:11].

42 Eğer yakın bir genişlik ve sıradan bir sefer olsaydı, kesinlikle sana uyarlardı. Fakat bu meşakkat, onlara uzak geldi. ''Eğer gücümüz yetseydi, kesinlikle sizinle çıkardık.'' diye, Allah'a yemin edecekler [9:95]. Kendilerini yıkıma uğratıyorlar. Allah biliyor ki, onlar kesinlikle yalancıdır.

43 Allah senden bunu sildi de; doğru söyleyenler sana açıkça ortaya çıkana ve yalancıları bilene kadar, onlara niçin izin verdin?

44 Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenenler, mallarıyla ve canlarıyla ellerinden geleni yapma konusunda, senden izin istemezler. Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanları bilendir [9:88].

45 Senden ancak; Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyenler, kalpleri kuşku duyanlar ve kuşkularında dönüp duranlar izin isterler [9:86].

46 Eğer çıkmak isteselerdi, onun için bir hazırlık hazırlarlardı. Fakat Allah, gönderilmelerini hoş görmeyip, onların cesaretini söndürdü ve: ''Oturanlarla birlikte oturun.'' denildi [9:90].

47 Eğer sizinle çıksalardı, size fenalık etmenin dışında bir şeyi arttırmazlar ve aranıza sokularak, sizi ateşe atmanın / sıkıntıya sokmanın yollarını ararlardı. İçinizde onlara kulak verenler de vardı. Allah, yanlış yapanları bilendir.

48 Şüphesiz önceden de, ateşe atmanın / sıkıntıya sokmanın yollarını aramışlar ve onlar hoşlanmasalar da, hak gelip, Allah'ın emri / işi açığa çıkana kadar, sana karşı türlü işler çevirmişlerdi.

49 Onlardan: ''Benim için izin ver ve beni ateşe atma / sıkıntıya sokma.'' diyen kimseler de vardır. İyi bilin ki onlar, ateşin / sıkıntının içine düşmüşlerdir. Cehennem, kesinlikle gerçekleri örtenleri kuşatıcıdır.

50 Sana bir iyilik isabet ederse, onları kötüleştirir. Sana bir musibet isabet ederse de: ''Biz önceden işimizi tutmuştuk.'' derler. Ve onlar, sevinç içerisinde dönüp giderler.

51 De ki! ''Allah'ın bizim için yasalaştırdığı dışında, asla bize bir şey isabet etmez [1]. Bizim yakınımız, yol göstericimiz, müttefikimiz O'dur. İnanıp güvenenler, Allah'a güvenip dayansınlar.''

52 De ki! ''Hakkımızda iki iyilikten [zafer veya cennetten] biri dışında başka bir şey mi gözetliyorsunuz? Biz ise, sizin hakkınızda, Allah'ın, katından veya elimizden bir azabı size isabet ettirmesini gözetliyoruz. Gözetleyin, biz de sizinle birlikte gözetleyenleriz.''

53 De ki! ''İsteyerek veya istemeyerek infak edin, sizden asla kabul edilmeyecektir. Siz, yoldan çıkanlar halkı oldunuz.''

54 Onlardan infaklarının kabul edilmesine, Allah ve elçisi hakkındaki gerçekleri örtmeleri, salata [eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetine] üşenerek gelmeleri [4:142] ve istemeyerek infak etmeleri dışında bir şey mani olmadı.

55 Onların malları ve evlatları seni etkilemesin. Allah onları, dünya hayatında onlarla azaba uğratmayı ve canlarının gerçekleri örtenler olarak çıkmasını istiyor [9:85].

56 Onlar, kesinlikle sizden olduklarına dair Allah'a yemin ediyorlar. Onlar sizden değildir. Fakat onlar, ayrılık çıkaran bir halktır.

57 Eğer sığınacak bir yer veya mağaralar veya girilecek bir yer bulsalar, dönüp oraya doğru vahşice koşarlar.

58 Onlardan, sadakalar [vergi gelirlerinin dağıtımı] hakkında, imalı sözlerle çamur atanlar vardır [9:79]. Ondan onlara verilse razı olurlar. Ondan onlara verilmediğinde ise razı olmazlar.

59 Onlar, Allah ve elçisinin onlara verdiğine razı olsalardı ve: ''Allah bize yeter. Allah bize armağanından yine verecektir, elçisi de. Biz Allah'a rağbet edenleriz.'' deselerdi.

60 Sadakalar [vergi gelirleri], Allah'tan bir gereklilik olarak; yoksullar, ihtiyaç sahipleri, üzerinde çalışan görevliler, kalpleri alıştırılanlar, boyunduruk altında olanlar, ağır borç altında olanlar, Allah yolunda olanlar ve yol oğlu içindir. Allah bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

61 Onlardan Nebi'ye eziyet edenler: ''O [her söyleneni dinleyen] bir kulaktır.'' diyorlar. De ki! ''O, sizin için, Allah'a inanıp güvenen, müminlere inanıp güvenen ve sizden inanıp güvenenler için bir rahmet olan [1] hayır kulağıdır.'' Allah'ın elçisine eziyet edenler var ya, onlara can yakıcı bir azap vardır.

62 Sizi razı etmek için Allah'a yemin ediyorlar [9:96]. Eğer inanıp güveniyorlarsa, Allah ve elçisi razı edilmede daha hak sahibidir.

63 Onlar bilmediler mi ki, kim Allah ve elçisine sınır çizerse, ona, orada kalıcı olarak cehennem ateşi vardır. Dehşet rezillik işte budur.

64 Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri onlara haber veren, aleyhlerinde bir sure indirilmesinden çekiniyorlar. De ki! ''Alay edin. Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkarandır [47:29].''

65 Eğer onlara sorsan, kesinlikle: ''Biz ancak dalmıştık, oynuyorduk.'' derler. De ki! ''Allah ve ayetleri ve elçisi hakkında mı alay ediyordunuz?''

66 Özür dilemeyin, inanıp güvenmenizin ardından gerçekleri örttünüz. Sizden bir tayfadan vazgeçsek bile, suçta ileri gidenler olmalarından dolayı, bir tayfayı azaba uğratırız [1].

67 Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Herkesçe kabul edilen ortak kötüyü emreder, herkesçe kabul edilen ortak iyiden engellerler ve ellerini kapatırlar [9:53-54]. Allah'ı unuttular, O da onları unuttu [1]. Münafıklar, yoldan çıkanların ta kendileridir.

68 Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve gerçekleri örtenlere, orada kalıcılar olmak üzere, cehennem ateşini vaat etmiştir. O, onlara yeter. Allah, onları rahmetinden dışlamıştır. Onlara, kalıcı bir azap vardır.

69 Sizden öncekiler gibisiniz. Kuvvet olarak sizden daha şiddetli, mallar ve evlatlar olarak daha çoktular. Paylarına düşenle yararlandılar. Siz de, sizden öncekilerin paylarına düşenle yararlandıkları gibi payınıza düşenle yararlandınız. Dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onlar, dünyada ve ahirette amelleri boşa gidenlerdir. İşte onlar, kaybedenlerin ta kendileridir [1].

70 Onlardan önceki; Nuh, Ad ve Semud halkının ve İbrahim halkının, Medyen arkadaşlarının ve alt üst olanların haberi onlara gelmedi mi? Elçileri onlara apaçık kanıtları getirmişti. Allah onlara yanlış yapmış değildi. Fakat onlar, kendilerine yanlış yaptılar.

71 İnanıp güvenen erkekler ve inanıp güvenen kadınlar birbirlerinin yakınları, yol göstericileri, müttefikleridir. Herkesçe kabul edilen ortak iyiyi emreder, herkesçe kabul edilen ortak kötüden engellerler [1]. Salatı ikame ederler, arınmanın bedelini yerine getirirler [2] ve Allah'a ve elçisine itaat ederler. İşte onlara, Allah rahmet edecektir. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

72 Allah, inanıp güvenen erkeklere ve inanıp güvenen kadınlara, orada kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçeler ve Adn bahçelerinde temiz ve yararlı meskenler vaat etmiştir [1]. Allah'ın rızası ise daha büyüktür [2]. İşte bu, hak edilen muazzam kazancın ta kendisidir.

73 Ey nebi! Gerçekleri örtenlerle ve münafıklara karşı elinden geleni [mücadeleni] yap ve onlara karşı katı [ödünsüz] ol. Barınakları cehennemdir. Ne sıkıntılı bir varış yeridir [66:9].

74 Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Şüphesiz ki, küfür kelimesini söylediler ve İslam olmalarının ardından gerçekleri örttüler. Ulaşamadıkları şeylere yeltendiler [9:48]. Allah ve elçisinin, armağanından onları kendilerine yeterli duruma getirmesi dışında bir sebepten onları kınamadılar. Eğer hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelirlerse, onlara hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse, Allah onları, dünyada ve ahirette azaba uğratır. Ve onlara, yeryüzünde, yakından, yol göstericiden, müttefikten ve yardımcıdan hiç kimse de olmaz.

75 Ve onlardan, ''Eğer armağanından bize verirse, kesinlikle sadaka [vergi] vereceğiz ve kesinlikle düzelticilerden olacağız [1][63:10].'' diye Allah'a söz veren kimseler vardır.

76 Armağanından onlara verdiğinde ise, onunla cimrilik ettiler ve onlar, umursamayanlar olarak yüz çevirdiler.

77 Allah'a olan vaatlerini değiştirmelerinden ve yalan söylemelerinden dolayı, O'nunla karşılaşacakları güne kadar, kalplerindeki iki yüzlülük onları takip edecektir.

78 Allah'ın, onların sırlarını ve gizli görüşmelerini bildiğini bilmediler mi? Allah, görünmeyenleri, bilinmeyenleri, sezilmeyenleri bilendir.

79 İnanıp güvenenlerden istekli davrananlara, sadakalar [vergiler] hakkında imalı sözlerle çamur atanları [9:58] ve ellerinden gelenin dışındakini bulamayanları küçümseyenleri, Allah da küçümseyecektir. Onlara, can yakıcı bir azap vardır.

80 Onlar için bağışlama dile veya bağışlama dileme. Onlar için, yetmiş kez bile bağışlama dilesen, Allah onları asla bağışlamayacaktır [63:6]. İşte bu, onların, Allah ve elçisi hakkındaki gerçekleri örtmelerinden dolayıdır. Allah, yoldan çıkanlar halkına yol göstermez.

81 Geride bırakılanlar, Allah'ın elçisine muhalefet ederek, oturmalarıyla ferahladılar, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda ellerinden geleni yapmaktan hoşlanmadılar ve: ''Bu sıcakta seferber olmayın.'' dediler. De ki! ''Cehennem ateşi, sıcaklık olarak daha şiddetlidir.'' Kavrıyor olsalardı.

82 Öyleyse, kazanmakta oldukları şeylerin karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar.

83 Eğer Allah seni, onlardan bir tayfaya doğru döndürürse [9:94], onlar da, çıkmak için senden izin isterlerse, de ki! ''Benimle ebedi olarak, asla çıkmayacaksınız ve benimle birlikte düşmanla asla çarpışmayacaksınız. Siz, ilk defasında da oturup kalmaya rıza göstermiştiniz. Öyleyse, geride kalanlarla birlikte oturup kalın.''

84 Onlardan ölen birine ebediyen destek olma [1] ve kabrinin üzerinde de durma. Onlar, Allah ve elçisi hakkında gerçekleri örttüler ve onlar, yoldan çıkanlar olarak öldüler.

85 Onların malları ve evlatları seni etkilemesin. Allah, onları dünyada onlarla azaba uğratmayı ve canlarının gerçekleri örtenler olarak çıkmasını istiyor [9:55].

86 ''Allah'a inanıp güvenin ve elçisiyle birlikte elinizden geleni yapın.'' diye bir sure indirildiğinde, onlardan genişlik sahipleri senden izin istediler ve: ''Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım.'' dediler [9:45].

87 Geride kalanlarla birlikte olmalarına razı oldular [dünya hayatını, ahirete tercih ettiler: 9:81]. Ve kalplerinin üzeri damgalandı, artık onlar kavrayamazlar [9:93].

88 Fakat, elçi ve onunla birlikte olan inanıp güvenenler, mallarıyla ve canlarıyla ellerinden geleni yaptılar. İşte onlar var ya, hayırlar onlar için olanlardır. İşte onlar, başarıya ulaşanların ta kendileridir [9:44].

89 Allah onlara, orada kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçeler hazırladı. Hak edilen muazzam kazanç işte budur.

90 Araplardan özür beyan edenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah ve elçisine yalan söyleyenler ise, oturup kaldılar [9:46]. Onlardan gerçekleri örtenlere, can yakıcı bir azap isabet edecektir.

91 Zayıflara, hastalara ve infak edecek bir şey bulamayanlara [1], Allah ve elçisine karşı samimi oldukları sürece, onların üzerine bir güçlük yoktur [48:17]. İyileştirenlerin aleyhine bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.

92 Ve, kendilerini bindirmen için sana başvurduklarında: ''Sizi üzerine bindirecek bir şey bulamıyorum.'' dediğinde, infak edecek bir şey bulamamalarından dolayı, hüzünlü bir halde gözlerinden yaş akarak dönenlerin de [aleyhine bir yol yoktur].

93 Yol ancak; kendilerine yettikleri halde, senden izin isteyenlerin aleyhine vardır [9:45]. Onlar, geride kalanlarla birlikte olmalarından razı oldular ve Allah da, kalplerinin üzerini damgaladı. Artık onlar, bilinçli olamazlar [9:87].

94 Kendilerine döndüğünüzde, size özür bildiriyorlar. De ki! ''Özür bildirmeyin, size asla inanıp güvenmiyoruz. Allah, sizin haberlerinizden bizi haberdar etti [1]. Allah, işinizi görecektir, elçisi de. Sonra, görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni ve görüneni, bilineni, sezileni bilene döndürülürsünüz de, yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verir [9:105].''

95 Onlara döndüğünüzde, onları umursamamanız için Allah'a yemin edecekler [9:42]. Onları umursamayın. Onlar, ahlaken kokuşmuşlardır ve kazanmakta oldukları şeylerin karşılığı olarak, barınakları da cehennemdir [9:125].

96 Onlardan razı olmanız için size yemin ediyorlar [9:62]. Onlardan razı olsanız da, Allah, yoldan çıkanlar halkından razı olmaz.

97 O Araplar, küfür ve nifak yönünden daha şiddetli ve Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye daha yatkındırlar. Allah bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

98 Araplardan, infak ettiği şeyleri ağır bir borç sayan ve hakkınızda dönüp duran / olup biten şeyleri gözetleyen kimseler vardır. Kötülük çemberi onların üzerinedir [48:6]. Allah, işitendir, bilgedir.

99 Ve Araplardan, Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen ve infak ettiğini Allah katında yakınlıklar ve elçinin destekleri edinen kimseler de vardır. İyi bilin ki o, onlara yakınlıktır [1]. Allah, onları rahmetine dahil edecektir. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.

100 Muhacirlerden ve Ensardan ilk öne geçenler ve iyileştirmekte onları izleyenler [8:72-74, 59:9]. Allah, onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuştur. Onlara, orada ebedi olarak kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçeler hazırlamıştır. Hak edilen muazzam kazanç işte budur.

101 Çevrenizdeki Araplardan iki yüzlü kimseler vardır. Ve Medine ahalisinden de, nifakta ileri gidenler vardır. Siz onları bilmiyorsunuz, biz onları biliyoruz. Onları iki kez [türlü türlü, kat kat, defalarca] azaba uğratacağız. Sonra onlar, dehşet bir azaba döndürülürler.

102 Ve diğerleri de suçlarını itiraf ettiler. Onlar, düzeltici ameli, diğer kötüsüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onlara merhametiyle yönelmesi olasıdır. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.

103 Onların mallarından sadaka [vergi] al ki, onları onunla temizlersin ve arındırırsın. Ve onlara destek ol. Senin desteğin, onlara sükunet verir. Allah, işitendir, bilgedir.

104 Allah'ın, kullarından hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul edenin ve sadakaları alanın [1] ta kendisi olduğunu bilmediler mi? Allah, hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul edip merhamet edendir.

105 De ki! ''Yapın bakalım. Allah, elçisi ve inanıp güvenenler, işlerinizi görecektir. Ve, görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni ve görüneni, bilineni, sezileni bilene döndürüleceksiniz ve yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecektir [9:94].

106 Ve Allah'ın emri için [bağışlanmayı] bekleyen diğerleri [9:118]… Ya onları azaba uğratır, ya da onlara merhametiyle yönelir [3:128]. Allah bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

107 Zarar vermek, gerçekleri örtmek, inanıp güvenenlerin arasında ayrılık çıkarmak ve daha önce Allah ve elçisiyle savaşanlara gözcülük yapmak amacıyla mescit edinenler… ''Biz, en iyisi dışında bir şey istemiyoruz'' diye yemin ediyorlar. Allah şahitlik ediyor ki, onlar kesinlikle yalancıdır [1].

108 Ebediyen orada durma. Önceden, vahyin sınırlarına uyup korunmak üzere temeli atılan mescit, orada durmana daha hak sahibidir. Orada, temizlenmeyi ve yararlı olmayı seven er kişiler vardır. Allah, temizlenenleri ve yararlı olanları sever.

109 Binasının temelini, Allah'ın sınırlarına uyup korunmak ve rızası üzerine kuran kimse mi, yoksa, binasının temelini, yıkılmak üzere bir uçurumun kenarına kurup, onunla cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi hayırlıdır? Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez.

110 Onların bina ettikleri binaları, kalplerinin parçalanması dışında, kalplerinde bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

111 Allah, inanıp güvenenlerden; Allah yolunda çarpışanların, etkisiz hale getirenlerin ve etkisiz hale getirilenlerin, kendilerine Tevrat, İncil ve Kur'an'daki gerçek bir vaat olarak, canlarını ve mallarını, onlara verilecek cennetle satın almıştır [2:207]. Sözünü, Allah'tan daha tastamam yerine getiren kim vardır? Öyleyse, O'nunla alışveriş yaptığınız bu alışverişinizle sevinin. Hak edilen muazzam kazancın ta kendisi işte budur.

112 [Onlar] Hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler, kulluk edenler, işlerini iyi yapanlar, ilim ve tefekkür için seyahat edenler, ilahlıkta ve rablikte Allah'ı birleyenler, Allah'ın otoritesine boyun eğenler, herkesçe kabul edilen ortak iyiyi emredenler ve herkesçe kabul edilen ortak kötüden engelleyenler ve Allah'ın sınırları için koruyucu olanlardır. İnanıp güvenenleri müjdele.

113 Kat kat ateşin arkadaşları oldukları onlara açıkça ortaya çıkmasının ardından, yakınlık sahipleri de olsalar, Nebi'nin ve inanıp güvenenlerin, ortak koşanlar için bağışlama dilemesi olur şey değildir.

114 İbrahim'in, babası için bağışlama dilemesi, yalnızca ona vaat ettiği bir vaadin dışında bir şey değildi [1]. Onun, Allah için bir düşman olduğu ona açıkça ortaya çıkınca, ondan ilişkisini kesti. İbrahim, kesinlikle yumuşak huylu, duygusal biriydi [11:75].

115 Onlara yolu göstermesinin ardından, korunmaları gereken vahyin sınırlarını onlara açıkça ortaya koyana kadar, Allah'ın bir halkı saptırması olur şey değildir [1]. Allah, her şey hakkında bilgi sahibidir.

116 Göklerin ve yeryüzünün hükümdarlığı Allah'a aittir. Hayat verir ve öldürür [5:72]. Size, Allah'ın yanı sıra hiçbir yakın, yol gösterici, müttefik ve yardımcı yoktur.

117 Şüphesiz Allah, Nebi'ye [9:43] ve en zor saatte ona uyan Muhacirlere ve Ensara [9:100], merhametiyle yönelmiştir. Onlardan bir kesimin kalpleri, neredeyse eğriliyorken [9:38…41], sonrasında onlara da merhametiyle yönelmiştir. O, onlara karşı şefkatlidir, merhamet edendir.

118 Ve geride bırakılan üç kişiye [9:106]. O yer onlara, genişliğine rağmen dar geldiğinde, canları daraldığında ve O'nun dışında onlara Allah'tan sığınacakları bir yer olmadığına kanaat getirdiklerinin sonrasında, hatalarından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelmeleri için onlara merhametiyle yöneldi. Allah, hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul edip merhamet edenin ta kendisidir.

119 Ey inanıp güvenenler! Allah'ın sınırlarına uyup korunun ve özü sözü doğru olanlarla beraber olun [1].

120 Medine ahalisi ve onların etrafındaki Araplardan olanlar için, Allah'ın elçisinden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarına rağbet etmeleri olur şey değildir [9:24, 33:6]. Bunun nedeni; Allah yolunda onlara isabet eden her susuzluğun, her yorgunluğun, her açlığın, gerçekleri örtenleri öfkelendiren ayak bastıkları her yerin, düşmandan elde ettikleri her kazanımın onlara düzeltici bir amel olarak yazılmasından dolayıdır. Allah, iyileştirenlerin karşılığını zayi etmez.

121 Allah'ın onlara, yapmakta olduklarının daha iyisini karşılık olarak vermesi için, küçük büyük infak ettikleri her nafaka ve geçtikleri her vadi yazılmaktadır.

122 İnanıp güvenenlerin, [din eğitimi için] toplu şekilde seferber olmaları olur şey değildir. Önlemlerini almaları için, onlardan her kesimden bir tayfanın, dini bilgileri kavramaları ve döndüklerinde halklarını uyarmaları için seferber olmaları gerekmez miydi?

123 Ey inanıp güvenenler! Gerçekleri örtenlerden size yakın olanlarla [etrafınızda size tehdit oluşturanlarla] çarpışın ve sizde katılık bulsunlar. Bilin ki Allah, vahyin sınırlarına uyup korunanlarla beraberdir.

124 Bir sure indirildiğinde, onlardan: ''Bu iman olarak hanginizinkini arttırdı?'' diyenler vardır. İnanıp güvenenlere gelince, onların imanlarını arttırır [8:2] ve birbirlerini müjdelerler.

125 Kalplerinde hastalık olanlara gelince, onların ahlaki kokuşmuşluklarına ahlaki kokuşmuşluklarını daha da arttırdı ve onlar, gerçekleri örtenler olarak öldüler [9:95].

126 Onlar, her yıl bir kez veya iki kez ateşe atıldıklarına / sıkıntıya sokulduklarına dikkat etmiyorlar mı? Sonra da, hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelmiyorlar. Ve onlar, vahiy bilgisini kullanıp akıllarını başlarına almıyorlar [32:21, 43:48].

127 Bir sure indirildiğinde: ''Sizi bir gören var mı?'' diye birbirlerini gözlerler, sonra dönüp giderler. Kavrayamayan bir halk olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.

128 Şüphesiz, size kendinizden, izzetli bir elçi gelmiştir. Sizi sıkıntıya sokan şey onun aleyhinedir / sorumluluğundadır. Size çok düşkündür. İnanıp güvenenlere de şefkatlidir, merhamet edendir.

129 Eğer yüz çevirirlerse de ki! ''Allah bana yeter. O'nun dışında bir ilah yoktur. O'na güvenip dayandım. O, muazzam arşın [evrenin] Rabbidir.''[1]

← 8. Enfal 10. Yûnus →