1 Sana enfalden [1] soruyorlar, De ki! ''Enfal, Allah ve elçisi kamu içindir. Eğer inanıp güvenenler iseniz, Allah'ın sınırlarına uyup korunun, aranızı düzeltin, Allah'a ve elçisine itaat edin.''
2 İnanıp güvenenler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir, ayetleri okunup aydınlatıldıklarında, onların imanlarını artırır [9:124] ve her zaman Rablerine güvenip dayanırlar [22:35].
3 Salatı ikame ederler [1] ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler.
4 İşte onlar, gerçek inanıp güvenenlerdir. Onlara, Rableri katında dereceler, bağışlanma ve saygın bir rızık vardır.
5 8:5-6: Savaş durumunun ortaya çıkmasının ardından, Rabbin seni gerçek bir amaçla evinden çıkardığındaki gibi, inanıp güvenenlerden bir kesim de, kesinlikle hoşlanmayanlar olarak, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibi gerçek hakkında seninle ileri geri konuşuyorlardı [1].
6 8:5-6: Savaş durumunun ortaya çıkmasının ardından, Rabbin seni gerçek bir amaçla evinden çıkardığındaki gibi, inanıp güvenenlerden bir kesim de, kesinlikle hoşlanmayanlar olarak, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibi gerçek hakkında seninle ileri geri konuşuyorlardı.
7 8:7-8: Hani, Allah size iki taifeden birini vaat etmişti [38:11, 54:45]. Siz ise, şanı olmayanın [güçsüz olanın] sizin olmasını arzu ediyorsunuz. Allah ise, suçta ileri gidenler hoşlanmasa da, takdir ettiği hükümlerle hakkın gerçekleştirilmesi [10:82] ve batılın geçersiz kılınması için [21:18, 42:24], gerçekleri örtenlerin arkasını kesmeyi istiyordu [3:127].
8 8:7-8: Hani, Allah size iki taifeden birini vaat etmişti [38:11, 54:45]. Siz ise, şanı olmayanın [güçsüz olanın] sizin olmasını arzu ediyorsunuz. Allah ise, suçta ileri gidenler hoşlanmasa da, takdir ettiği hükümlerle hakkın gerçekleştirilmesi ve batılın geçersiz kılınması için [21:18, 42:24], gerçekleri örtenlerin arkasını kesmeyi istiyordu [3:127].
9 Rabbinize yalvardığınızda, ‘’Gerçekten ben, ardı ardına meleklerden [1] bin tanesiyle [bir çoğuyla] imdadınıza yetişenim.'' diye size icabet etmişti [3:124].
10 Allah onu, bir müjde olması ve onunla kalplerinizin tatmin olması dışında bir sebepten yapmadı. Allah'ın katının dışında bir yardım yoktur. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir [3:126].
11 Hani, O'ndan bir güven olarak size hafif bir uyku sardırıyor ve sizi onunla temizlemek, o şeytanın [o kötü kişinin 8:48-49] neden olduğu zararı sizden gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayakları sabitlemek için [47:7] üzerinize gökten bir su [vahiy] indiriyordu [1].
12 Hani Rabbin görevli güçlere [1]: ''Ben sizinle beraberim, haydi, inanıp güvenenleri [ayaklarını] sabitleyin [2]. Gerçekleri örtenlerin kalplerine korku bırakacağım [3:13-151].'' diye vahyediyordu [programlıyordu]. Haydi [müminler]! Vurun boyunlara, onlardan her parmak uçlarına [eklem yerlerine] vurun!
13 Bu [ceza], onların Allah'a ve elçisinin karşısında durmalarındandır. Kim Allah'a ve elçisinin karşısında durursa, Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir.
14 İşte bu sizedir, onu tadın! Ateş azabı, gerçekleri örtenler içindir.
15 Ey inanıp güvenenler! Toplu halde gerçekleri örtenlerle karşılaştığınızda, hemen onlara arkalarınızı dönmeyin [8:45].
16 Çarpışmak için bir tarafa çekilmek veya bir birliğe katılmak dışında, kim o gün onlara arkasını dönerse, kesinlikle Allah'tan bir hoşnutsuzluğa uğrar ve barınağı cehennemdir. Ne sıkıntılı bir varış yeridir.
17 Onları siz etkisiz hale getirmediniz, fakat Allah etkisiz hale getirdi. Attığında sen atmadın, fakat Allah attı [3:123]. Bunu, onunla inanıp güvenenleri iyi bir belalandırmayla [1] belalandırmak için yaptı. Allah işitendir, bilgedir [2].
18 Bu sizedir. Allah, gerçekleri örtenlerin planını zayıflatandır [1].
19 [Ey gerçekleri örtenler!] Eğer fetih istiyorsanız, işte size fetih kesin olarak geldi! Eğer vazgeçerseniz, o size hayırlı olandır. Eğer siz dönerseniz biz de döneriz. Birliğinizin sayısı çok olsa da, asla sizden bir şey gidermez. Allah, inanıp güvenenlerle beraberdir.
20 Ey inanıp güvenenler! Allah'a ve elçisine itaat edin ve kulak verirken ondan [1] yüz çevirmeyin.
21 Kulak vermedikleri halde, ''Kulak verdik'' diyenler gibi olmayın.
22 Allah katında canlıların şerlisi, aklını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir [1].
23 Eğer Allah onlarda bir hayır bilseydi, kesinlikle onlara kulak verdirirdi. Eğer kulak verdirseydi, kesinlikle geri durup [duyarsız kalarak, umursamayarak] yüz çevirirlerdi.
24 Ey inanıp güvenenler! Size hayat veren şey için sizi davet ettiğinde, Allah ve elçisi için icabet edin [24:63][1]. Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Gerçekten siz, O'nda toplanacaksınız.
25 Sadece sizden yanlış yapanlara isabet etmekle sınırlı kalmayacak bir fitneye [toplumu ateşe atan, sıkıntıya sokan bir duruma] karşı korunun. Bilin ki, Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir [1].
26 Hatırlayın ki, siz o yerde [hicretten önce Mekke'de] az olup zayıf düşürülenlerdiniz ve insanların sizi alıp götürmesinden korkuyordunuz. Karşılığını verin diye sizi barındırdı, sizi yardımıyla güçlendirdi ve sizi temiz, faydalı şeylerden rızıklandırdı.
27 Ey inanıp güvenenler! Allah'a ve elçiye ihanet etmeyin. Bile bile emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz.
28 Bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız ancak bir fitnedir [sizi ateşe, sıkıntıya sokup gerçek kimliğinizi ortaya çıkaran bir sınav aracıdır][1]. Allah'ın katında ise, muazzam bir karşılık vardır.
29 Ey inanıp güvenenler! Allah'ın sınırlarına uyup korunursanız, size; doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırma kabiliyeti verir, sizden kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah, muazzam armağan sahibidir.
30 Hani, gerçekleri örtenler hicretten önce seni tutuklamak veya seni etkisiz hale getirmek veya seni çıkarmak için planlarını uygulamaya geçmişlerdi [17:76]. Onlar planlarını uygulamaya geçmişken, Allah da planını uyguluyordu. Plan uygulayanların hayırlısı Allah'tır [3:54].
31 Ayetlerimiz onlara okunup aktarıldığında: ''Kesin olarak işittik. Eğer gerekli görürsek, bunun benzerini kesinlikle biz de söyleriz. Bu, evvelkilerin satırlarının dışında bir şey değildir.'' dediler.
32 Hani: ''Allah'ım [1], bu, o katındaki gerçekse, üzerimize gökten taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap getir.'' demişlerdi.
33 Sen onların içindeyken Allah onlara azap etmek için değildir [1]. Ve onlar, bağışlanma diledikleri sürece, Allah onlara azap edici de değildir.
34 Onlar, Mescid-i Haram'dan [dokunulmaz eğitim öğretim ve sosyal dayanışma okulundan] alıkoyarlarken, Allah'ın onlara azap etmemesi diye bir şey de yoktur [22:25]. Ve onlar, onun yakınları, sorumluları da olamazlar. Vahyin sınırlarına uyup korunanların dışındakiler onun yakınları, sorumluları olamazlar. Fakat onların çoğu, bunun bilincinde değildirler.
35 Onların o kurumdaki eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetleri, ıslık çalmanın ve el çırpmanın [gösteriş, kuru gürültü] dışında bir şey değildir. Gerçekleri örtmekte olduğunuz şeylerle azabı tadın.
36 Gerçekleri örtenler, mallarını Allah'ın yolundan alıkoymak için infak ediyorlar. Onu infak edecekler de [2:264-266, 3:117]. Sonra onlara bir pişmanlık olacak, sonra da mağlup edilecekler. Gerçekleri örtenler, cehenneme toplanacaklar.
37 Bu, Allah'ın, temiz ve faydalı olandan, pis ve zararlı olanı ayırması, pis ve zararlı olanın hepsini birbirinin üzerine koyup yığarak, onları cehenneme koyması içindir. İşte onlar kaybedenlerdir.
38 Gerçekleri örtenlere de ki! ''Eğer son verirlerse, onların geçmişte yaptıkları şeyler bağışlanır. Eğer dönerlerse, evvelkilere uygulanan [1] geçerlidir.
39 Toplumu ateşe atan bir durum olmayana ve toplumun barış ve huzurunu sağlayan ilkelerin tamamı Allah'a ait olana kadar onlarla çarpışın [2:193]. Eğer son verirlerse, Allah yaptıkları şeyleri hakkıyla görendir.
40 Eğer yüz çevirirlerse, bilin ki Allah, sizin yakınınız, yol göstericinizdir. Ne güzel bir yakın, yol gösterici, ne güzel bir yardımcıdır [2:286, 22:78].
41 Eğer, Allah'a ve hak ile batılın, doğru ile yanlışın ayrıldığı, iki cemaatin karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimiz şeye inanıp güveniyorsanız bilin ki, emeksiz elde ettiğiniz şeylerin [8:67-68-69] beşte biri Allah ve elçisi [kamu], yakınlık sahipleri, yetimler, ihtiyaç sahipleri ve yol oğlu [yolda kalmış, evsiz barksız, sokak çocuğu] içindir [1].
42 Siz vadinin yakınında, onlar vadinin uzağında iken, kervan da sizden daha aşağıdaydı. Eğer vaatleşmiş olsaydınız, vaatleşme hakkında kesinlikle ihtilafa düşerdiniz. Fakat, yapılan işi Allah gerçekleştirsin, yıkıma uğrayan apaçık bir kanıttan yıkıma uğrasın ve yaşayan apaçık bir kanıttan yaşasın diye [Allah böyle yaptı]. Allah, kesinlikle işitendir, bilgedir.
43 Hani, Allah onları uykunda sana az göstermişti. Eğer onları sana çok gösterseydi, telaşa kapılırdınız ve yapılan iş hakkında anlaşmazlığa düşmüştünüz. Fakat Allah selamete çıkardı. O, göğüslerde olanı bilendir [3:123].
44 Hani Allah, yapılan işi gerçekleştirmek için onlarla karşılaştığınızda, onları gözünüzde az göstermişti ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. İşler Allah'a döndürülür.
45 Ey inanıp güvenenler! Bir birliğe karşılaştığınızda sebat edin [8:15-16]. Allah'ın mesajlarını çok hatırlayıp uygulayın ki başarıya ulaşasınız.
46 Allah'a ve elçisine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Yoksa telaşa kapılırsınız da rüzgarınız [gücünüz] gider. Dirençli olun. Allah, dirençli olanlarla beraberdir.
47 Şımararak, insanlara gösteriş yaparak ve Allah'ın yolundan alıkoyarak yurtlarından çıkanlar gibi olmayın. Allah, yaptıkları şeyleri kuşatandır.
48 O şeytan [münafık 8:11-49] onlara: ''Bugün insanlardan sizi yenecek yoktur ve ben de sizin yanınızdayım.'' diyerek, onlara yaptıklarını çekici gösterdi. İki birliği gördüğünde ise, topukları üstünde geri çekildi ve: ''Ben sizden uzağım, ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan korkuyorum [59:16].'' dedi. Allah'ın sonuçlandırması şiddetlidir.
49 Hani, kalplerinde hastalık olan münafıklar [8:11-48]: ''İşte şunları dinleri aldattı.'' diyordu. Kim Allah'a güvenip dayanırsa, Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
50 Görevli güçler [Allah'ın insan bedenine programladığı ölüm genleri], gerçekleri örtenlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak vefat ettirirken görsen [6:93, 47:27]. Kavurucu azabı tadın.
51 İşte bu, ellerinizin takdim ettiği şeyler yüzündendir. Allah, kullarına yanlış yapan değildir [3:182, 22:10].
52 Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibi [3:11, 8:54]. Allah'ın ayetleri hakkında gerçekleri örttüler ve Allah suçlarıyla onları tutuverdi. Allah, suça karşılık cezalandırması şiddetli olan güç sahibidir.
53 İşte bu, Allah bir halkı nimetlendirdiği bir nimeti, onlar kendilerini değiştirene kadar değiştiren olmamasındandır [13:11]. Allah işitendir, bilgedir.
54 Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Rablerinin ayetleri hakkında yalana sarıldılar. Suçlarıyla onları yıkıma uğrattık ve Firavun ailesini de boğduk. Hepsi yanlış yapanlardı.
55 Allah katında canlıların şerlisi, inanıp güvenmeyerek gerçekleri örtenlerdir.
56 Onlar, kendilerinden söz alınıp, sonra da her defasında verdikleri sözleri bozanlar ve vahyin sınırlarına uyup korunmayanlardır.
57 Savaşta onlarla rastlaşırsan, akılları başlarına gelsin diye, onlarla, arkalarındaki kimseleri darmadağın et.
58 Eğer bir halkın ihanetinden korkarsan, sen de aynı şekilde anlaşmayı at. Allah, ihanet edenleri sevmez.
59 Gerçekleri örtenler, önümüze geçebileceklerini hesap etmesinler. Onlar aciz bırakamazlar.
60 Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvetten ve savaş atlarından hazırlayın ki, onunla, sizin düşmanlarınızı, Allah'ın düşmanlarını ve Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz diğer başkalarını [9:101] kaygılandırabilesiniz [2:195, 4:71]. Allah yolunda infak ettiğiniz şeyler size tastamam ödenir ve size yanlış yapılmaz.
61 Eğer barış için yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah'a güvenip dayan. O, işitip bilendir.
62 Eğer seni aldatmak isterlerse, Allah sana yeter. O, yardımıyla ve inanıp güvenenlerle seni güçlendirendir [3:13, 33:56].
63 Kalplerinin arasını alıştırdı. Eğer yeryüzündekilerinin tamamını infak etseydin, kalplerinin arasını alıştıramazdın. Fakat Allah, aralarını alıştırdı [3:103]. O, üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
64 Ey Nebi! inanıp güvenenlerden sana uyan kimselere de, sana da Allah yeter [33:25].
65 Ey Nebi! İnanıp güvenenleri çarpışmaya teşvik et [4:84]. Eğer sizden, dirençli [3:146] yirmi kişi olursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, gerçekleri örtenlerden bin kişiye galip gelirler. Bu, onların kavrayamayan bir halk olmalarındandır.
66 Şimdi Allah, içinizde bir zayıflık olduğunu bildi ve sizden hafifletti. Eğer sizden dirençli yüz kişi olursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde, iki bin kişiye galip gelirler. Allah, direnenlerle beraberdir [1].
67 Nebi için, o yerde ağır basıncaya [kesin sonuç alınıncaya] kadar, esirleri olması olur şey değildir. Siz dünya genişliğini istiyorsunuz, Allah ise ahireti istiyor. Allah üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
68 Önceden Allah'tan bir kitap [yasa] olmasaydı, aldığınız şeyler hakkında, kesinlikle size dehşet bir azap dokunurdu.
69 Emeksiz elde ettiğiniz bu şeylerden [8:41], helal, temiz ve yararlı olanlarını nasiplenin. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir [1].
70 Ey Nebi! Ellerinizdeki esirlerden olan kimselere de ki! ''Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır bilirse, sizden alınan şeylerden hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
71 Sana ihanet etmek isterlerse, önceden de Allah'a ihanet etmişlerdi. Allah da sana, onlardan imkan verdi. Allah bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
72 İnanıp güvenenler, hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda ellerinden geleni yapanlar [1] ve onları barındırıp onlara yardım edenler [2] var ya, işte onlar, birbirlerinin yakını, müttefikidirler. İnanıp güvenen, fakat hicret etmeyenler ise, hicret edene kadar hiçbir şekilde onlara yakınlığınız, müttefikliğiniz yoktur. Eğer din hakkında sizden yardım isterlerse, aranızda bağlayıcı bir sözleşme olan bir halkın aleyhine bir durum olması dışında, yardım üzerinizedir [borçtur]. Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir [3].
73 Gerçekleri örtenler, birbirlerinin yakını, müttefikleridir [5:51]. Siz onu [o yakınlığı, müttefikliği] yapmazsanız, o yerde fitne olur [halk ateşe atılır, sıkıntıya girer] ve büyük bir bozgunculuk olur [1].
74 İnanıp güvenenler, hicret edenler, Allah yolunda ellerinden geleni yapanlar, onları barındıranlar ve yardım edenler var ya, işte onlar, gerçek inanıp güvenenlerdir. Onlara bağışlanma ve saygın bir rızık vardır.
75 [Onların] Ardından inanıp güvenenler, hicret edenler ve sizinle birlikte ellerinden geleni yapanlar var ya, işte onlar da sizdendir. Allah'ın kitabında [yasasında], rahim sahipleri [kan bağı olanlar] birbirlerine daha yakındır [33:6]. Allah, her şey hakkında bilgedir.