KIBLE NEDİR?
Kıble
KIBLE:
Kıble K-B-L kökünden türeyen bir kelimedir. Bu kökün ''Kabl'' kalıbı arka, ''Kubl'' kalıbı ise ön anlamına gelmektedir.
Kabile: Sık sık ön öne/ yüz yüze/ karşı karşıya gelen halk.
Kaabile: Doğum anında bebeği karşılayan kişi/ Ebe.
Kabil: Kuyudan çıkan kovayı karşılayan kişi.
Kabul: Karşıdan gelen isteğe, özre olumlu karşılık verme.
Mukabele: Karşılık verme, birbirine yönelme.
Kıble; karşı taraf, bakılan yön, görüş, istikamet, hedef, strateji anlamlarına gelmektedir.
Kuran kavramı olarak kıbleyi doğru anlamak için özellikle 2 ayetin üzerinde düşünelim:
1- Bakara 115: Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye yönelirseniz yönelin, Allah'ın yönü orasıdır. Kuşkusuz, Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olandır, Her Şeyi Bilen'dir.
Şayet kıble; geleneğin iddia ettiği gibi namazda yönümüzü dönmemiz gereken bir yönü ifade ediyorsa, o zaman Kuranda çelişki var demektir. Çünkü bu ayete göre Rabbimiz, Kendisine yöneldiğimiz zaman, hangi yöne istersek yönelebileceğimizi buyurmaktadır.
Biz Kuranda çelişki olmadığına iman ediyoruz (nisa 4/82). Öyleyse bizim kıble algımızda, kıble kavramına yüklediğimiz anlamda bir sorun var demektir. Bu ayete göre namazda/ duada dilediğimiz yöne yönelebiliriz.
2- Yunus 87: Musa ve kardeşine vahiyettik: "Halkınız için Mısır'da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın ve salatı ikame edin. Mü'minleri müjdele."
Rabbimiz bu ayette Musa ve Harun'a; Mısır'da evler hazırlayıp, bu evlere dönerek namaz kılmalarını mı istemiş?
Hem salat, hem kıble kavramına yanlış anlam verildiğinde ortaya böyle mantıksız ve gerçeği yansıtmayan bir durum ortaya çıkıyor.
Salatı ikame; vahiyle etkileşim/ eğitim öğretim ve toplumsal dayanışma demekti. Kıble ise; en üst hedef, en üst strateji demektir. Tıpkı ''istikbal (istikbal kıble kökünden türeyen bir kelimedir) göklerdedir'' cümlesinde göklerin hedef gösterildiği gibi, kıble de; bir müslümanın veya müslümanların en üst hedefi, en üst stratejisidir.
Öyleyse Mescidi Haram'ın kıble olması ne anlama geliyor?
Mescidi Haram insanlık tarihinin vahiy eğitim öğretimi ve toplumsal dayanışmanın ayağa kaldırıldığı ilk yapısı, ilk musallası, ilk okulu olduğunu daha önce zikretmiştik:
Bakara 125: Hani Biz, Beyt'i insanlar için toplanma sevap kazanma yeri ve güvenli bir yer kıldık. "İbrahim'in makamından kendinize bir salat yeri/ musalla edinin." dedik. İbrahim ve İsmail'den, "Evimi tavaf (ziyaret) edenler, belli bir amaçla orada toplananlar, "rüku (ilahlık ve rablikte Allah'ı birleyenler) ve secde (Allah'ın ayetlerini öğrenip boyun eğenler) edenler" için temiz tutun." diye söz aldık.
Bakara 127: Hani bir zamanlar İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltirken: "Ey Rabb'imiz! Bunu bizden kabul et; kuşkusuz Sen, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'sin."
Mescidi Haramın kıble olması; müslümanların namaz kılmak için oraya dönmesi demek değil, nerede olunursa olunsun Mescidi Haram (Allah'ın ayetlerinin öğrenilip boyun eğildiği/ Allah'a secde edilen korunmuş yapı) gibi salatı ikame yerlerinin (musallaların/ kurumların) inşa edilmesi veya hazırlanması ve vahyin merkeze alınıp tavizsiz ve tam bağımsız bir toplum hedefidir.
Yunus suresi 87. ayette Musa ve Harun'a emredilen de budur: Mısır'da evler hazırlayın ve o evleri kıble yapın. Yani; Mısır'da vahiy eğitim ve öğretimini ve toplumsal dayanışmayı ayağa kaldıracağınız Mescidi Haram gibi mescidler (salatı ikame edeceğiniz mekanlar/ musallalar/ kurumlar) hazırlayın veya inşa edin.
Şimdi kıble kavramının geçtiği diğer ayetlere bakalım:
Bakara 142: İnsanlardan, birtakım beyinsizler: "Daha önce yöneldiğiniz kıbleden sizi çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Batı da Allah'ındır. O, gerekeni yapana dosdoğru yolu gösterir''.
Ayetteki dikkat çekici detay; kıblenin, Allah'ın dosdoğru yolu göstermesiyle doğrudan bir bağlantısı olduğudur.
Bakara 143: Ve böylece, sizi hayırlı bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin Kıble'yi, Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.
Ayette kastedilen ''Muhammed as'ın arzulayıp da yönelemediği kıble;'' bugünün deyimiyle ''tek başına iktidar''dır.
Dönem; Muhammed as’ın Medine'ye yeni hicret ettiği ilk dönemlerdi ve çoğu zaman istediklerini yapamıyor, görevlerini ve hedeflerini istediği gibi gerçekleştiremiyordu.
Medine'de Yahudi ve Hristiyanlar yaşamaktaydı. Muhammed as ise; Kuran merkezli tek başına iktidarı, kendi mescidini, kendi musallasını, yönetim, ordu vesaire kurumlarını inşa edip yönetimini oluşturmayı,tam bağımsız olmayı istiyordu.
Resule uyanlarla, ökçeleri üzerinde geri dönenleri ayıran ve Allah'ın yol gösterdiklerinden başkasına ağır gelen kıble; Muhammed as'ın Kuran merkezli, tabiri caizse tek başına iktidarını ilan etmesi ve kendi mescidini, kendi musallasını, velhasılı kendi yönetimini oluşturup koalisyonu bitirmesiydi. Mevzu öyle namaz kılarken dönülecek yön kadar basit bir mevzu değildi.
Bu pasajdan şu mesajın verildiği açıktır: Her müslüman toplum; vahyi merkeze alıp kendi kurumlarını oluşturmalı, tam bağımsız olmalı ve vahyi hayat tarzı haline getirme konusunda tavizsiz olmalıdır.
Bakara 144: Senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü, Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Kitap verilenler, onun Rabb'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
Kitap verilenlerin bildiği Rabbimizden gelen gerçek; namazda yüzlerimizi Mescidi Haram tarafına çevirmek mi, yoksa hayat tarzımızı vahyin merkezine, dolayısıyla Kurana çevirmek mi?
Mescidi Haram (Allah'ın ayetlerine secde edilen korunmuş yapı) vahyin merkezidir. Yüzümüzü o yöne çevirmek demek; hayat tarzımızı vahyin merkezine çevirmek, vahyi hayat tarzımız haline getirmek demektir. Kitap verilenlerin bildiği fakat kabul etmediği gerçek de budur.
Bakara 145: Ant olsun ki Kitap verilenlere bir çok ayet getirirsen getir, yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar, birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer, sana verilen bunca ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, o zaman zalimlerden olursun.
''Sen ne kadar ayet getirsen de, kitap verilenler senin kıblene uymazlar'' vurgusuna dikkat edin! Muhammed as. onca ayeti namazda/ duada Mescidi Haram tarafına dönmek için mi, yoksa onların yönünü Kurana döndürmek için mi getirir?
Evet! Yahudi'nin de, Hristiyan'ın da hedefi, stratejisi, yolu farklıdır. Onlar; birbirlerinin kıblesine/ hedefine/ yoluna da uymazlar. Ve ne kadar ayet getirilirse getirilsin yönlerini Kurana dönmezler.
Ayette Muhammed as'a yapılan uyarıya dikkat edin! Ona gelen ilim vahiydi. Ve Mescidi Haram'ın (vahyin merkezinin) kıble oluşundan sonra/ tek başına iktidarlık yetkisi, emri verildikten sonra; Allah; vahyin ilkelerinden taviz verip onların kuruntularına uyarsan zalimlerden olursun buyuruyor. Taviz yok!
Bakara 146: Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu (Kuranı) öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile hakkı gizlemektedir.
Kitap verilenlerin gizlediği hakikat; namaz kılarken Mescidi Haram'a dönmek mi yoksa Kuran'ın kendisi mi sorusuna vereceğiniz cevap zaten kıbleden kastın ne olduğunu veya ne anladığınızı gösterecektir.
Elbette ki; kitap verilenlerin gizlediği hakikat; Kuranın Allah'tan gelen bir hakikat olduğuydu. Onlar bu gerçeği bilerek kabul etmiyorlardı.
Bakara 147: Hakk Rabbinden gelendir; sakın kuşkuya kapılanlardan olma.
Bakara 149: Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Çünkü bu Rabb'inden gelen Hakk'tır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Bakara 147 ve 149. ayetleri okuduğumuzda; her nerede olursak olalım yönümüzü dönmemiz emredilen Mescidi Haram'ın; namazda/ duada döneceğimiz yön değil, nerede olursak olalım Rabbimizden gelen Hakk olan Kuranı hayatımızın merkezine koymak, onu hayat tarzı haline getirmek, bu konuda asla taviz vermemek, emirlerini hayata geçirebilmek için (salatı ikame edebilmek için) Mescidi Haram gibi eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmanın ayağa kaldırıldığı mescidler (okullar, dernekler vs kurumlar) inşa etmemiz, hazırlamamız olduğunu görürüz.
Kuranın; ''vahyin hayat tarzı olması'' hedefindeki tavizsiz tutumu hakkında bir çok çarpıcı mesajı vardır. Musa'nın kavmini Mısır'dan çıkarma hedefi de bu doğrultudadır. Musa’nın kavmi Mısır’da köle konumundaydı, eğitim öğretimden, sosyal haklardan mahrumdu ve en ağır işlerde çalıştırılıyordu.
Benzer örnekler vermek gerekirse:
Ankebut 56: Ey inanan kullarım! Arzım geniştir. Öyleyse yalnız Bana kulluk edin.
Ayetin verdiği mesaj; Allah'a kullukta, vahyin merkezde olduğu bir hayat yaşamakta zorluk çekiliyorsa hicret etmek gerektiğidir.
Hicret etmeyip zorluk karşısında inançlarından taviz verenlere verilecek karşılık da çok çarpıcıdır:
Nisa 97: Doğrusu, kendilerine haksızlık eden kimselere, melekler canlarını alırken: "Neden bu durumdaydınız?" derler. Onlar: "Biz yeryüzünde mus'tezaf (Güçsüz bırakılmışlar, ezilmişler, kimsesizler, çaresizler, küçümsenenler) kimselerdik" derler. Melekler: "Allah'ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!" derler. İşte bunların yeri Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yerdir.
İşte; ''nerede olursanız olun, nereden çıkarsanız çıkın yönünüz Mescidi Haram olsun'' vurgusu; her halükarda ve tavizsiz bir şekilde hedefiniz, stratejiniz Mescidi Haram (vahyin merkezi) olsun, hayat tarzınız vahiy merkezli olsun demektir.
Bakara 150: Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Zalimler hariç, insanların size karşı bir kanıtları olmasın. Siz, onlara saygı duymayın, bana duyun ki size olan nimetimi tamamlayayım, böylece doğru yolu bulasınız.
Ayetteki vurgulara dikkat edin. Zalimler hariç, insanların size karşı bir kanıtları olmasın. Siz, onlara saygı duymayın, bana duyun ki size olan nimetimi tamamlayayım; böylece doğru yolu bulasınız.
Mescidi Haram'ın kıble olması öyle bir şey ki:
1- Kıble; müminler için tek kanıt oluyor, zalimler için değil,
2- O kıbleye uymak Allah'a duyulan huşu'nun (Allah'ın rızasını kaybetme korkusunun) gereği,
3- Kıble; Allah'ın; 5/3. ayetinde ''tamamladım'' dediği nimeti,
4- Kıble; müminlere doğru yolu gösteren bir klavuz.
Ki Rabbimiz; nimetini tamamlamak ve bize yol göstermek için; içimizden, bize ayetlerini okuyan, bizi arındıran, bize Kitab'ı ve Hikmet'i öğreten, bize bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Resul göndermiştir. Bkz: Bakara 151.
Hala kıbleyi namazla ilişkilendirenler, bile bile gerçeği örtenlerden başkaları değildir. Değindiğimiz pasajda; hiç geçmediği halde, bir çok çeviride, kimi parantez içerisinde, kimi sanki ayette geçiyormuş gibi, namaz kelimesini kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bu açıkça tahriftir, küfürdür.
Etrafımıza baktığımızda; insanlar namazında/ duasında, ölüsünü defnederken kıbleyi (!) tutturmak için, kılı kırk yararken, asıl kıble olan; vahyi hayatın merkezine koymak, vahyin merkezini örnek alıp eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmanın ayağa kaldırıldığı okullar, dernekler, vs kurumlar oluşturmak, inşa etmek konusunda tabiri caizse 100 üzerinden 1 puan alacak durumda bile değildir.
Çünkü islam alemi; salatı ayağa kaldırmayı namaz kılmaya, kıbleyi de Kabe'ye tapınmaya çevirip sınavı en başından kaybetmiş, okulu da terketmiş durumda (!).
Ve sonuç; eğitimsiz, cahil, her duyduğunu din zannedip domuzlaşan, başka inançların uygulamalarını taklit edip maymunlaşan ve böylece Allah’a değil tağutlara (Allah’ın dışındaki otoritelere) kulluk eden, darmadağınık olmuş, yoldan çıkmış topluluklar. Bkz: 5/60.
Buyurmuş ki Rabbimiz:
Bakara 152: Öyleyse Beni zikredin (verdiğiniz sözü tutun, mesajlarımı aklınızdan çıkarmayın, emir ve yasaklarımı, verdiğim görevleri yapın/ özellikle en büyük zikir salatı ikame edin 29/45, 62/9) ki Ben de sizi zikredeyim (unutulmaya mahküm olmayın 59/19, size verdiğim sözü tutayım, nimetlerimi tamamlayayım 2/40, size yardım edeyim 40/51). Bana şükredin (verdiğim nimetleri emrettiğim gibi sarfedin), sakın kafirlik etmeyin (hakikati/ ayetlerimi örtmeyin, görmezden gelmeyin, nimetlerime nankörlük etmeyin).
Sonuç:
Haşr 19: Allah'ı umursamayan, böylece kendileri ile baş başa kalan/ unutulmuş kimseler…İşte onlar yoldan çıkmış olanlardır...
Yinede en doğrusunu Allah bilir.
Yorumlar