İSLAMDA GDO (KİTAP)
İslama ekleme yapılan ve yanlış bilinenler.
İSLAM’DA GDO
İNANDIĞI DİNİ ANLADIĞI DİLDE OKUMAYAN
GELENEKLERİNİ DİN DİYE YAŞAMAYA MAHKUMDUR.
YUSUF UZUN
İÇİNDEKİLER
YUSUF UZUN KİMDİR?..........................................................................................
KİTABIN AMACI........................................................................................................ GİRİŞ........................................................................................................................
KURAN TEK KAYNAK MI?...................................................................................... KURANIN YETERLİLİĞİNDE AKLIN ÖNEMİ...................................................
KURANI ANLAMAK İÇİN HANGİ DİLDE OKUMALIYIZ?..............................
DİNDE GRUPLAŞMA VE ZARARLARI...............................................................
DİNDE HADİSLERİN YERİ................................................................................... HADİSLER............................................................................................................... KUR’AN’DA ADETLİ (hayz) KADININ İBADETİ...............................................
a-ADETLİ KADININ NAMAZI..............................................................................
b- ADETLİ KADININ ORUCU................................
İSLAM DİNİNDE KANDİLLER VARMIDIR.?.....................................................
KANDİL KUTLAMANIN NE ZARARI VAR?.......................................................
MEVLİD KANDİLİ..................................................................................................
REGÂİP KANDİLİ VE TASAVVUF........................................................................
SELÂ VE ŞİRK SÖZLERİ.......................................................................................
TAHIYYAT’IN MANASI ve NAMAZDA OKUMAK DOĞRU MU ?.................
MEHDİLİK………………..
MEHDİLİK BEKLENTİSİ ve KIYAMET CUMA GÜNÜMÜ KOPACAK? .............................................
HELAL VE HARAM MESELESİ KUR’AN’DA NASILDIR ? ............................
ELÇİNİN HESAP GÜNÜ KAVMİNDEN ŞİKAYETİ ............................................
ELÇİLERİN GÖREVLERİ......................................................................................
HZ. SÜLEYMAN KISSASINDAKİ HİKMETLER ................................................................
BÜYÜ ve SİHİR VAR MI?.......................
İSLAMDA ÇOK EŞLİLİK VAR MI? ......................................................................
ARACILIK VE ŞİRK ...............................................................................................
TEVBE ALMAK.......................................................................................................
ÖLMÜŞLERİMİZE KURAN OKUMAK DOĞRU MU? …………………
Hz. ADEM İLK İNSAN MI? İNSANLARIN ÇOĞALMASI NASIL OLMUŞTUR.?........................
KURANDA KABİR AZABI VARMI?.........................................
ALLAH DİLEDİĞİNİ SAPTIRIR, DİLEDİĞİNİ DOĞRUYA İLETİR, AYETLERİNİN İNCELENMESİ.
ALLAH SAPTIRIR, ŞAŞIRTIR MI?.....................................................................
YASİN DAĞITMAK, ÖLÜYE OKUMAK DOĞRU MU? ……………..
NASIL DUA ETMELİYİZ NASIL ETMEMELİYİZ?.............................................
YUSUF UZUN KİMDİR?
Trabzon'un Akçaköy mahallesinde 05.05.1977 tarihinde doğdum. İlk ve orta öğrenimimi köyde bitirdim. Bu arada yarıyıl tatillerinde mahallemiz camisinde kuran eğitimi alıyordum. Buradan edindiğim dini bilgilerle atalarımızdan da kattıklarımızla dinimizi öğrenmeye çalışıyordum. Fakat okuduğum herşeyi arapça olarak ezber edip manasıyla hiç ilgilenmiyordum. Eğitimcilerimizin de bu konuda etkin bir uyarısı da olmadı. Daha sonra liseyi Akçaabat çok programlı E.M.L TORNA TESVİYE bölümünü bitirdim. Askerlikten sonra Kocaeli’ye yerleştim. 2007 yılında evlendim ve 3 çocuk babasıyım. Şuanda meslek üzerine devam etmekteyim. Bunun haricinde inandığım dini anladığım dilde okuyarak atalarımızdan süre gelen uydurmalardan sıyrılıp, kuranın bize öğrettiği müslüman kimliğini edinmeye çaba göstererek Allahın tarafında olup bu dinin anlaşılması hususunda emek harcayan bir insanım.
KİTABI YAZMAMA BENİ TEŞVİK EDEN BİRİCİK EŞİM
DUYGU UZUN’A TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
Ayrıca sponsor olan
Taner Sarıkaya
Atilla mağden
İsmail Seymen
Teşekkürlerimi sunarım.
KİTABIN AMACI
Yıllardır insanların kanını emen virüs gibi islama bulaşmış, geleneklerin, tertemiz zihinleri allak bullak eden din bölücülerinin kuran haricinde insanlara dayattığı uydurulmuş dini ifşa için yazılmıştır. Muhammed as üzerinden kendi uydurdukları hadislerin dinin kaynağı olabileceğini, Allahın haram kılmadığını haram etmeyi, vahyin rabce anlaşılmasına engel olmayı, Allah ve Resulü adına yalan uydurmayı misyon edinenlerin, hadis yazarlarının, cemaatlerin, tarikatların, islama verdikleri zararları ele almak, vahyin indiriliş amacına uygun izahların temiz akıl sahiplerine bilgi olması için yazılmıştır.
GİRİŞ
İbadetle ilgili hep bir tutarsızlığım devamsızlık problemim vardı. Aynı işyerinde çalıştığım arkadaşımla tavsiyesi üzerine bir cemaate tövbe almaya gittik. Gittiğim yerde sakallı cübbeli bir adam ellerimden tutarak söylediklerini tekrar etmemi istedi,velhasıl tekrar ettim . Sonra bana bir kağıt vererek akşama evde uygulamam gereken listeyi verdi. Artık tövbe ettin bundan sonra dönüş yok dedi. Bana cebinden çıkardığı bir resmi göstererek işte efendi hazretleri bu, iyi bak buna inzivaya çekildiğinde şeyhimizin nurunun içine aktığını düşün diyede öğütledi.
Oradan çıktık ikindi namazı için camiye gittik namazdan sonra arkadaşla beraber,caminin bir köşesine çekilip gözlerimizi yumduk,düşünmeye başladık şeyhimizin nurunun içimize aktığını düşünmeye, nasıl düşüneceksek artık. Sonra ben içimden bu işte bir terslik var nasıl nurunu düşüneceğim, din'e mi giriyorum yoksa dinden mi çıkıyorum? çelişkisinde kaldım. Fıtratıma ters giden birşeyler vardı .Camiden çıktık ayrıldık,yolda giderken düşünüyorum acaba yanlış mı yapıyorum diye....?
Aklıma kitap evinden bir kuran meali almak geldi ve gittim aldım. Eve gittim nerden başlasam diye düşünürken, televizyonda bir programa denk geldim cennet cehennem konulu. Orada her günahkar müslümanın günahlarını çektikten sonra cennete gideceği konuşuluyordu. İşte dedim konu cehennemden çıkış varmı? Başladım konu ile ilgili ayetleri okumaya işyerinde başka bir arkadaşla beraber araştırmaya başladık hocaları dinliyoruz konuya dair yazılar okuyoruz.Neticede varılan konu bir kesim çıkış yok bir kesim çıkış var diyordu.
Başka bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine SAMSUN İLAHİYAT FAKÜLTESİ öğretim üyesi PROF.DR.MEHMET OKUYAN'nın konu ile ilgili açıklamalarını dinledik. Tamda kuran'da anlatılan kavrama uygun açıklama idi. Rabbim dilemedikçe Cehennemden çıkışın olmadığını anlamış durumdaydık. Üstelik cezadan sonra cennete geçiş ile ilgili hiçbir ayet yoktur. Bundan sonraki süreçte konu konuyu getirdi ve kendimi kur'an'dan koparamadım. Çevremizde benim gibi cemaat mağduru olan birçok kişi var. Kuranı okudukça bu tür yerlerin islam dinini kuranı tamamen gölgede bırakıp uydurulmuş din üzerinden insanlara kendi uydurdukları dinlerini sunum yapıyorlar . işte bu kitabı yazmamdaki en büyük etken uydurulmuş din mağdurlarına yol gösterici olarak sadece kuranın olduğunu, ondan başka bir kaynak olmadığını izah etmek ve referanslarımın sadece ayetler olacağını belirtmek, daha en başta söylemek isterim. İslama sokulan hurafeleri gelenekleri ifşa etmek için bu durumu göz önünde bulundurarak kitabın ismini İSLAM’DA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA
İSLAM’DA GDO olarak koymaya karar verdim.
Hz. İBRAHİMİN BİR DUASI İLE BİSMİLLAH DİYELİM.
ŞUARA SURESİ
İşinde ve özünde merhametli olan Allah'ın adıyla.
“O (Rab ki), beni yoktan var eden ve bana doğru yolu gösterendir.”
“O, beni yediren (doyuran) ve içirendir.”
“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.”
“Ve beni öldürecek, sonra (da) beni diriltecek olan, yine O’dur.”
“Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.”
“Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!”
“Benden sonra gelecek ümmetler içinde, hayırla anılmayı bana nasip et!”
“Beni nimetlerinle dolu cennetin mirasçılarından kıl!”
ŞUARA SÛRESİ 78……..85 AYETLER ARASI
İŞİNDE VE ÖZÜNDE MERHAMETLİ OLAN ALLAH'IN ADIYLA
KURAN TEK KAYNAK MI?
Din Adına Kur’an’ın Yeterliliği:
Din adına kuranın yeterli olduğunu bize Allah ayetlerle bildirmiştir. Kuranın dışında bazı arayışlara girmek falancanın görüşü yada mezheplerin konuya dair fikirlerini savunmak kuranın yetersizliğine inanmaktır.
Allah ayetlerle bize bunu nasıl açıklıyor? bakalım.
Elif Lâm Râ. Bu, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye, her şeyden haberdar olan ve her hükmünde doğru karar veren Allah tarafından ayetleri muhkem kılınmış sonra da detaylı olarak açıklanmış bir kitaptır. Ben ise onun tarafından gönderilmiş sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim. (hud 1-2)
Allah size Kitabı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (En’am, 114)
Bak nasıl sıralıyoruz ayetleri, iyice kavrayabilsinler diye. (En’am, 65)
İyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık. (En’am, 98)
Ayetleri bu şekilde, çeşitli başlıklarla veriyoruz ki, “Sen ders aldın!” desinler, biz de ilimden nasiplenen bir toplum için onu iyice açıklayalım. (En’am, 105)
Ali İmran 19
Allah katında geçerli tek din İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, Kuran bilgisi kendilerine geldikten sonra sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerine inanmayarak kâfir olursa, iyi bilsin ki Allah, hesabı çok seri bir şekilde görendir. (Ali-imran 19)
Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik. (Nahl-89)
Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (Ankebut-51)
Hüküm Yalnız Allah’ındır:
Dinde tek söz sahibi Allahın kendisidir. Allah'ın ayetleri dururken din konusunda bir şeyler ortaya atmak Allahın hükmünü kuranı görmezden gelmektir.
Kehf 26
De ki: “Onların uykuda ne kadar kaldıklarını en iyi bilen Allah’tır. Zira göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. O, öyle mükemmel görür öyle mükemmel işitir ki, göklerde ve yerde bulunanların Allah’tan başka velileri yoktur. O, otoritesine ve hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.
Kehf 27
O halde sen Rabbinin kitabı Kuran’dan sana vahyedileni oku. Zira O’nun kelimelerini değiştirebilecek bir güç yoktur, O’ndan başka bir sığınak bulman da mümkün değildir.
Yusuf 40
Allah ile aranıza koyup kulluk ettikleriniz, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Oysa Allah, bu konuda herhangi bir bilgi ve belge indirmemiştir. Zira hüküm yalnızca Allah’ındır. O ise, kendisinden başkasına kulluk edilmemesini emretmiştir. İşte doğru ve sağlam din budur; fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.
Allah ayetlerde din konusunda hüküm,yasa koymak sadece bana aittir diyor. Resule, cemaatlere, mezheplere vs ait değildir.
KUR’AN’IN İNDİRİLİŞİNİN TAMAMLANMASIYLA , DİNDE TAMAMLANMIŞTIR :
Biz bu Kitapta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. (En’am, 38)
Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. (6-Enam-115)
Allah'ın vahyini kendine yeterli görmeyenler, Allah'ın gönderdiği kitaptan başka kaynaklarda din arayışına girenlerdir. Allah'tan başka ilah edinmek başka din arayışına girmek demektir. Allah Rabbinin sözü Adalet ve doğruluk bakımından tamdır diyecek ve sen başka arayışlar peşinde koşacaksın,bu asla kabul edilemez.
Kim İslam`dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette de zarara uğrayanlardan olacaktır. Ali-İmran 85.ayet
Kuran'dan başka kaynakları din diye kabul etmek, onların islamdan başka bir din arayışına girmesidir. İster hadis olsun ister sünnet olsun ister başka bir şey kuranın yanında asla kabul edilemez.
KUR’AN’IN İNDİRİLİŞİNİN SEBEBİ :
KUR’AN DİN ADINA GEREKLİ OLAN HER DETAYI İÇERİR :
Gelenekçi anlayışın savunmalarından biri de kuranda her şey yazmaz. Bunu din adamları okur, anlar, size ne söylerse o doğrudur, mantığıyla hareket ederler. Sizin ilminiz yetmez. Anlayamadığımız bir kitaptan sorumlu tutulmak nasıl bir ilahi yasa olabilir.
…. Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. (6-Enam-38)
Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, O övgüye layık, Aziz Olan’ın yoluna çıkarman için sana indirdik. (14-İbrahim-1)
Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (6-Enam-114)
Ey iman sahipleri, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir. (5-Maide-101)
BİR KONU KUR’AN’DA YER ALMIYORSA BU , ALLAH UNUTTUĞU İÇİN DEĞİLDİR :
KUR’AN DİNİ KONULARDA EKSİKSİZ BİR KİTAPMIDIR :?
Rabbin asla unutkan değildir. (19-Meryem-64)
O yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kuran’dır. (36-Yasin-69)
KUR’AN DİN ADINA HÜKÜM KOYMAYA KALKANLARDAN DELİL İSTER :
Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt almıyorsunuz? Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin. (37-Saffat-154-157)
Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu. (68-Kalem-36,37)
KUR’AN HER RESUL'E ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMELERİNİ SÖYLEMİŞTİR :
Din adına kurana uyan kimse zaten elçiye uymuş olur. Muhammet resül sadece kurana uymuştur.
Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. (5-Maide-49)
De ki “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” (21-Enbiya-45)
Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete, sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik. (13-Rad-30)
Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu. (6-Enam-19)
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım.” (10-Yunus-15)
KUR’AN DETAYLANDIRILMIŞ ve AYETLERİ ALLAH TARAFINDAN AÇIKLANMIŞTIR:
Andolsun ki size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve korunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik. (24-Nur-34)
Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor. (17-İsra-41)
Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler. (17-İsra Suresi-89)
Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz. (6-Enam-65)
Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız, inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir Kitab’ı onlara getirdik. (7-Araf-52)
Elif Lâm Râ. Bu, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye, her şeyden haberdar olan ve her hükmünde doğru karar veren Allah tarafından ayetleri muhkem kılınmış sonra da detaylı olarak açıklanmış bir kitaptır. Ben ise onun tarafından gönderilmiş sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim. (11-Hud 1-2)
KURAN'IN YETERLİLİĞİNDE AKLIN ÖNEMİ..!
Kuran tek başına yetmez algısı, haşa Allah'ın Kuran’ı eksik göndermesini onaylamaktır. Hadislerle kitaplarla dolu dolu ciltler yazmak, açık kapatmaya çalışmak, Allahın hükmünde ortak (kehf suresi 26 sonu) kabul etmemesini kulak arkası etmektir. Buradaki dikkat hususu, Allah ayrı nebiler ayrı bir din ortaya koymamıştır. Elçilerin din adına Allah'ın vahyinden başka (yunus suresi 15).(Hakka suresi 45~46) birşey söylememiştir. Allah'ta buna müsaade etmez.
Yunus Ayet-15 Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, bizimle karşılaşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem olmaz. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Ben, Rabbime karşı gelirsem; büyük bir günün azabından korkarım.”
hakka Ayet-45. Eğer o (elçi), bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Elbette biz O’nu kuvvetle yakalardık (onu cezalandırırdık).
hakka Ayet-46 Sonra onun can damarını keserdik (onu yaşatmazdık). Sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.
Burada mesele resül ile kuranın arasını açmak değil aksine resullerin kurana tabi oluşunu, onunla öğüt vermesini (kaf 45.Ayet) onaylamak desteklemektir. Bugün nebileri devre dışı bırakmak gibi iftiracı yaklaşımların, bir mümine yakışmayacağı gibi resule iman etmek Allah'a iman etmekten geçer, âyetlerin garanti belgesi olarak sunulur.
kaf Ayet-45 Biz onların (inkârcıların diriliş konusunda) ne söylediklerini iyi biliyoruz. Sen onları inanmaya zorlayacak bir zorba değilsin. Şu halde sen, Benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver. Bkz. 6/107, 88/21
Ayette Muhammed a.s kuran ile öğüt vermesini istemektedir. Kur’an’ın gerçeklerini kabullenmek yerine atalarının uyduğu sisteme göre hayatlarını yönlendirenlere Kur’an’ın aşağıdaki ayetlerini okumalarını öneriyoruz. (Ayrıca bakın Lokman Suresi 21, İbrahim Suresi 10,Hud Suresi 62 ve 109, Maide Suresi 104, Araf Suresi 28)
Zuhruf suresinde Allah bize şöyle buyuruyor.
Ayet 21.Yoksa onlara bundan önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar?
Ayet 22. Hayır dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”
Ayet 23. İşte böyle! Senden önce de bir memlekete elçi gönderdiğimizde, oranın servetle şımarmış elit tabakası mutlaka şöyle demişlerdir:“Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerine uyarak yol alacağız.”
Ayet 24. O da “Ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlarda “Doğrusu biz seninle gönderileni tanımıyoruz.” dediler.
Konuyla ilgili diğer ayetler şöyledir.
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. İsra Suresi 36.ayet
Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın doğruya ilettiği temiz akıl sahipleridir. Zümer Suresi 18
Şüphesiz, yeryüzündeki hareket eden canlıların Allah katında en kötüsü aklını işletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.Enfal Suresi 22
Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.Yunus Suresi 100
Andolsun size hatırlatıcı bir kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Enbiya Suresi 10
Yunus 105.ayet Sen, batıl olan her şeyden arınarak; yönünü/istikametini Allah’ın insanlığın özüne yaratılıştan nakşettiği tevhid dinine çevir ki , Allah’ın yarattığında bir bozulma meydana gelmesin. İşte (insan fıtratıyla örtüşen ve) insanlığı ayakta tutan doğru din budur. Fakat insanların pek çoğu (bunu) bilmiyor.
Ayette geçen “Hanif” terimi, “doğru hedefe yöneldi” anlamındaki “hanefe” fiilinden türetilmiş olup, İslam öncesinde tevhidi bir muhtevaya sahipti ve günahtan, dünyevi zevklerden ve bütün şüpheli inançlardan, özellikle de puta tapıcılıktan uzak duran bir insanı tanımlamak için kullanılırdı. “Yönün tevhid dinine çevrilmesi” ; fıtrata uygun yasalar doğrultusunda hayatın tanzim edilmesi demektir. Çünkü İslâm, insan fıtratındaki değerleri korur, onların canlı kalmasını sağlar. Bozulmaya ve yozlaşmaya yüz tutan değerleri açığa çıkararak yeniden üretilmesine ve hayatla bütünleştirilmesine katkıda bulunur. “Fıtrata uygun davranılması”; insanın yaratılıştaki safiyetini koruması ve onun şer etkenler tarafından bozulmasına izin vermemesi ve doğuştan edindiği sezgisel yeteneği kullanarak özünde sahip olduğu değerler doğrultusunda ömrünü sürdürmesi demektir.
Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.Nahl Suresi 89
Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.Yusuf Suresi 40
O Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur.Kehf Suresi 26,27.ayetler
Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size kitabı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'ân'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!(EN’ÂM 114)
Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamdır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, (herşeyi) hakkıyla işiten, (herşeyi) hakkıyla bilendir. (EN’AM 115)
Neden yalnız kur’an'a uymamız gerektiğini din için yeterli olduğunu delilleriyle ispat ettik.
Akıl nimeti, Allah ile kul arasındaki en önemli bağdır. Bu nimeti kullanmayanlar ,kendilerini yetersiz görenlerdir,yada yetersizliklerine ikna edilenlerdir. Aklını kullanmayanlar kur'an'ın, şeyhlerin ,gavsların, Allah dostları diye nitelendirdikleri ekonomist liderleri tarafından anlaşılacağını öne sürmektedirler. Biz kim kur’an’ı anlamak kim diyenler anlamayı okumayı denemişler mi? Hiç mi akletmez insan, Allah anlaşılmayan bir kitap gönderip ondan sorumlu tutar mı?
Allah bize onlarca ayette aklınızı kullanın diye boşamı diyor.?
Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
(BAKARA SURESİ / 13)
Onlara, Allah neyi indirdiyse ona uyun dendi mi? dediler ki: Hayır, biz atalarımız neye uyduysa ona uyarız. İyi ama atalarınızın aklı bir şeye ermiyorsa ve doğru yolu bulmadılarsa ne olacak?(BAKARA SURESİ / 170)
İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdirmezler. (BAKARA SURESİ / 171)
İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz.
(BAKARA SURESİ / 242)
KURANI ANLAMAK İÇİN HANGİ DİLDE OKUMALIYIZ.
Gerçekten biz, akıl erdiresiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
(yusuf suresi 2)
Arapça olarak indirilmesindeki amaç anlaşılmasındaki gerekçedir. İşte bugün bizde Kur’an’ı anlamak için arapça değil türkçe okumalıyız. Arapçadan başka bir dilde okunmaz demek bu kitabın anlaşılmasına engel olmak demektir.
Allah bize Rum suresinin 22.ayetinde
Dillerinizin ve renklerinizin ayrı ayrı olması Allah'ın ayetlerindendir der.
İbrahim suresi 4 ayeti
Biz her Resulü kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara Allah'ın buyruklarını iyice anlatsın. Allah sapmayı dileyeni sapıklık içinde bırakır ,doğru yolda kalmayı dileyeni de doğru yola iletir, O mutlak galiptir tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Fussilet 44.ayette
Eğer biz bu Kuran’ı Arapça dışında bir dille indirseydik, onlar bu sefer de: – Neden onun ayetleri açık ve anlaşılır değil, Arap olan birine yabancı dilde bir kitap mı? Diyeceklerdi. De ki: – Bu Kuran kendisine inanıp güvenenler için bir kılavuz ve bir şifadır, ona inanıp güvenmeyenlerin ise kulaklarında kurşun vardır, ondan dolayı bu mesaj onlara anlaşılmaz geliyor. İşte onlar kendilerine çok uzaktan seslenilen fakat söylenenden bir şey anlamayan kişi gibidirler.
Fussilet 44 de arapların sorduğu soruyu bizde soralım Türk'e yabancı dilde bir kitap olacak iş mi?
Hz. Musa'nın dili ibranice idi, dolayısıyla levhalarıda Allah ibranice indirdi. Anlaşılması, kavmin dili ile okunmasından,anlatılmasından geçmektedir.
Ayetlerden de anlaşıldığı üzere dillerin kutsallığı söz konusu değildir.Kutsal olan Allah'ın kelamıdır, hangi dilde olursa olsun. Allah akıl verdi ,elçiler gönderdi ,onunla bize vahiy’i bildirdi,aklımızla da seçimimizi yapıyoruz.Allahta bizi seçimimize göre değerlendiriyor.
Arapçadan başka dilde kuran okunmaz kabul olmaz gibi söylemlerin, kurandan öğrendiğimizle doğru olmadığını anlıyoruz. Arapça harfleri öğrenmek kuranı biliyorsunuz anlamına da gelmez, aksine okuduğunuzun anlamını bilirseniz ancak biliyorum diyebilirsiniz. Bilmeden okumak akli bir okuma değil boş tenekenin çıkardığı ses gibidir , ses vardır ama içi boştur.
Allah’ın izni olmadıkça (elbette ki) hiç kimse inanamaz (ama inanmak iradesi insanın elindedir). (Allah) pisliği (huzursuzluğu, azabı), akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.(yunus 100.ayet)
Aşağıdaki metin arka kapak sayfasına bastırılacak
Kur’an’da sıkça vurgulanan “aklın kullanılması” Allah’ı anlamanın ve insanca yaşamanın temelini oluşturmaktadır. İnsanın davranışlarını belirleme, denetleme ve yargılaması ya da hayrı şerden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayrılması ancak akılla mümkündür. Vahiy ile hayatın şekillenmesi aklın kullanılmasına bağlıdır. Kur’an’da birçok yerde: “Ey akıl sahipleri!” şeklindeki ilahi hitap, akıl sahibi olmanın dolayısıyla aklı kullanmanın ehemmiyetine bir işarettir. İnsan ne sadece akılla kendini bulabilir, ne de sadece vahiy ile yetinebilir. Allah’ın istediği, vahiyle aklın uzlaşarak işletilmesidir.
Allah imanımızı vahiyle destekler, aradaki herşeyi çıkarır. Burada Allah ile başbaşayız ve akıl nimetiyle iman etme seçeneğini tercih ediyoruz. Sen kendi başına iman edemezsin, senin aklın yetmez gibi yaklaşımlar, Allahın yasasına aykırıdır. İman etmek için cemaate tarikata herhangi birine ihtiyaç yok. Bize gelen vahiy bunun için yeterlidir. Vahiy akıl iman üçlüsüyle biz Allahı bilebiliriz.
Bunlar, Kur’an’ı iyiden iyiye düşünmezler mi? Yoksa (Kur’an’ı anlamamak için) kalplerine kilit mi vurulmuştur?Muhammed suresi 24.ayet
Ara sayfa sözü
İMAN KONUSUNDA , AKILDAKİ KÖLELİK ZİNCİRİNİ KIRAMAYAN İNSAN, BATIL İLE BATMAYA, ZELİL OLMAYA MAHKUMDUR.
Bunca ayetten sonra kalkıp, akılsızlığı , kur’an dışında uydurulan bir dinin kaynağı ekonomiye dayanan bulanıklığı savunacak olursak,Allah'ın istediği mümin olamayız. İnsanlar menfaatlerini ön plana çıkarmak için dini kullanarak sömürü yapılıyor.
Hadisler uydurup nebinin üzerinden insanlara din sunuluyor. Bu algının üzeri örtülerek kur’an’ı savunanları nebimizi dışlamak aradan çıkarmak gibi suçlamalarla baskı altına alıp, hengamelerinin ortaya çıkmasının endişelerini yaşamaktadırlar.
Kurandan önceki kitapların bu tür oluşumlarca değiştirilip kendi heva ve heveslerine göre yazmaları,anlatmaları kavimleri helaka sürüklemiştir.
Kuranın müslümanı olmaktan, sadece Allaha kul olmaktan ondan istemekten, gönderdiği peygamberlere kitaplara iman etmekten onur ve şeref duymaktayız. İşte bir mü’minde ki ilke ve duruş bu olmalıdır.
Kendilerine okunan (bu) Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman edecek bir toplum için rahmet ve öğüt vardır.Ankebut Ayet-51
“Kendilerine okunan (bu) Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” söylemi; “vahyin içeriği, ilahi kökeninden gelen şaşırtıcı kanıtları ve Kur’an ayetlerinin hadiselere ışık tutacak şekilde arka arkaya gelmesi senin elçiliğini kanıtlamaya yeterli olmuyor mu?” demektir. Bu ayet aynı zamanda Kur’an mucizesinin dışında Hz. Resullere atfedilen uydurma mucizeleri de reddediyor.
Kendine kuranı yeterli görmeyenleri, mucize isteyenleri, aklını kullanmayanları ,bize düşen uyarıları yapmalı ve hidayetleri için Allah'a dua etmeliyiz.
🎤"Allah , iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır;
yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah'ı kullanırlar."
GİORDANO BRUNO
🎤Biz Allahın iradesini ,düzenini bozmadan, birşey katmadan insanlara iletmeliyiz.
Onlardan bir kısım kimseler de Kitap'ta olmadığı halde, Kitap'tan sanasınız diye Kitap'ı dillerini eğip bükerek okurlar. Oysa o Kitap'tan değildir. "Bu Allah katındandır." diyorlar, oysa o, Allah'tan değildir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar. (ALİ-İMRAN 78)
Ayette bu tür kimselere dikkat etmemiz gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu zihniyetlere, Rabbim fırsat vermesin inşaAllah.
DİNDE GRUPLAŞMA VE ZARARLARI
Türkiye ve İslam dünyasındaki yardım şirketin üstüne sebebi cehalettir .Öğrenmenin bilmenin mutluluğunu kavrayamayanlar hiçbir zaman gerçeğe ulaşamazlar.
Mezhep,cemaat ve tarikatler bütün beşeri oluşumlar , islam dinini yetersiz görüp ilave edenler,islam terörüdür.
Kur'an kendisi dışında hiçbir bilgiyi kendisine eşdeğer tutulmasını asla kabul etmez.
İslam dininin farklı anlaşılmasından meydana gelen kurumsallaşmalardır. Kur'an'ı gerçekler anlaşılamadığı gibi bu çatışmaların fikir ayrılıklarının önüne de geçilemez insanların duyarsızlığı kalplerin mühürlenmesi bu çelişkilerin farkında olmamalarına sebep oluyor.
İslam'la ilgili sorunları geçmişteki ataların fikirlerine, başkalarının yazmış olduğu kitaplar da arayanlar bu sorunları kuran ile kendilerinin çözmek zorunda olduklarının asla farkında olamayacaklar. Bu tür oluşumlar insanlara düşünmemeyi öngörmekte. Çünkü bu davranış ancak Şeytan'ın işi olabilir kendi aklının ürününü savunmak yerine başkalarının fikirlerine tabi olmayı ön planda tutmaktadır.
Muhammed a.s zamanında ne mezheplerin ne tarikatların ne de cemaatlerin olmadığını biliyoruz, hangi isim altında olursa olsun din anlayışındaki farklılıkların kurumsallaşması İslam dinine karşı yeni bir din ortaya atmaktır. Aynı dine mensup insanlar mezhepler söz konusu olduğunda belirleyici özelliklerin kendi mezheplerinin üzerinden değerlendirilmesini isterler. Din konusunda hakem olarak Allah'ı değil, mezheplerini gruplarını görürler.
Şimdi bu tür grupların bölünmelerin islama aykırı olduğunu delillendirelim.
Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size kitabı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'ân'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! En’âm Suresi 114
Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar. Her grup kendi inanç sistemi ile övündü. Mu’minun suresi 53.ayet
(Ey Resul!) Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak! Mu’minun suresi 54
Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a/Kur’an’a) sımsıkı sarılın (hayatınızı ona göre düzenleyin) ve (İslam’la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak) birbirinizden kopmayın!...... Ali-İmran 103.ayet
İnançlarının bütünlüğünü bozarak gruplara, fırkalara ayrılanlara gelince; onlar için yapabileceğin bir şey yoktur. Onların işi Allah’a aittir. Zamanı geldiğinde Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir. En’am suresi 159.ayet
İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir (tevhid dini, bütün nebilerde tek bir dindir). Ben de (sizin) Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
Enbiya suresi 92.ayet
Fakat insanlar inanç birliğinden ayrılarak çeşitli gruplara bölündüler. Ama hepsi sonunda bize döneceklerdir.
Enbiya suresi 93.ayet
Kendimizi tanıtırken sadece isim olarak müslüman olarak tanıtın, dine davet ederken mezhebine, cemaatine ,grubuna değil, Allah'ın dinine Kur’an’a davet edin. Muhammed resul kurana davet etti, onunla öğüt verdi.
(Ey Resul!) De ki: “İşte benim yolum budur. Ben Allah’a (O’nun dinine) çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan ve her türlü noksanlıktan) tenzih ederim! Ve ben (Allah’a) ortak koşanlardan değilim.”
Yusuf suresi 108.ayet
…..Atanız İbrahim’in dinine uyun! Allah sizi hem daha önce(ki kitaplarda) hem de bu (Kur’an’)da Müslüman/kendini yürekten Allah’a teslim eden diye isimlendirdi……
Hac suresi 78.ayet
Allah’a çağıran, yararlı işler yapan ve ben Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel söz söyleyen kim vardır?
Fussilet Suresi 33.ayet
Ayetlerde açıkça bölünmenin parçalanmanın islam dininde yeri olmadığını ispat etmektedir.Hangi düşüncede olursa olsun,müşriklerin akıl ve inanç yapısı şirk üzerinedir, derler ki ‘’Bir ağacın kökleri gibidir gruplar,farklı yollarla da olsa birleştiğimiz nokta aynıdır’’.
Oysaki Allah'ın yolu tektir, o hükmünde asla ortak istemez.
“O’ndan başka taptıklarınız, sizin ve atalarınızın takmış olduğu bir takım kuru isimlerden ibarettir. Allah, onların tanrı oldukları hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” Yusuf suresi 40.ayet
Ayette bizim tek doğru yolumuzun, kuran olduğunu ondan başka din konusunda söz sahibi hüküm koyucu olmadığını bildirmektedir. Bunca ayete rağmen nasıl gruplara ayrılmayı rahmet olarak görmekteler anlamış değilim.
DİNDE HADİSLERİN YERİ.
Dini konularda yapılan tartışmaları takip ettiğimizde çoğu zaman dikkate alınmayan önemli bir hususun göz ardı edildiğini görmekteyiz. Bu husus yöntem sorunudur. Neden din adına farklı doğruların iddia edildiği şeklindeki bir soruya verilecek en temel cevap; din adına hüküm çıkartırken farklı yöntem ve yolların izlendiği olacaktır. Bunlar mezhepler tarikatlar cemaatler vs islamın onaylamadığı beşeri oluşumların öne sürdüğü kaynaklardır. İşte tam da bu noktada çok önemli bir soru çıkıyor karşımıza: Dinin kaynağı nedir? Bu soruya verilecek cevap, hem yüzlerce temel sorunun cevabı olacak hem de dini anlamadaki yöntemimizi kökünden çözecek ve belirleyecektir.
Din konusunda Kur’an ayetleri incelendiğinde dinin tek kaynağının Kur’an olduğunu her fırsatta vurgulandığını görmekteyiz. Dinde tek hüküm sahibinin (yusuf 40) yalnız Allah olduğu, Allah’ın dininin Kur’an’ın indirilmesinin tamamlanmasıyla tamamlandığı, Allah eksik bir din göndermiş gibi ve onu tamamlama adına girişimlerde bulunuluyor. Allah’ın sözünden başka söz arayanların kınandığı,asla kabul edilmediği,Resulun görevinin Allah’ın ayetlerini tebliğ etmek olduğu, hiçbirşey katmadan (hakka 45~46) onu insanlara aynen iletmek olduğu, Kur’an’ın detaylandırılmış ve açık bir kitap olduğu, hesap günü herkesin kitaptan(zuhruf44) sorumlu tutulacağı gibi ifadeler birçok ayette yer alır.
Geleneksel anlayış ise Kur’an’ın ortaya koymuş olduğu din anlayışının çok dışında, din adına Kur’an’ı yetersiz kabul eden ve dinin tam anlamıyla anlaşılıp açıklanması için Kur’an’ın yanında resulümüze ait olduğu iddia edilen ve sayısı milyonları bulan hadis rivayetlerinden ayıklanarak sahih olarak kabul edilen hadisler, bu hadisleri kendi kabul ve anlayışları ile seçen mezhep imamları ve onların ortaya koymuş oldukları din anlayışı ve yorumlarının Allah’ın vahyinin üzerine çıkarırcasına dinin kendisi haline getirilmesidir..
HADİSLER
Hadislerin dinin kaynağı olamayacağını, sadece içlerinde saçma ya da tutarsız olanlar var oldukları için değil; en temel olarak Kuran’a göre Kuran dinin tek kaynağı olduğu için savunuyoruz. Yukarıda alıntıladığımız ayetlerle bunu göstermeye çalıştık.
Kurʼanʼı Kerim zaten baştan sona kadar Allah kelamıdır ve Allah bu kendi kelamını Muhammed a.s vahyetti, Muhammed aleyhisselam da kendi ağzından çıkan ayetlerle insanlara bunları tebliğ etmiştir. Dolayısıyla Kurʼanʼı Kerim baştan sona kadar bizatihi aslında Muhammed a.s vahye dayalı gerçek hadisleridir.
Hadislerle sadece Kuran’ın anlattığı dine ilaveler yapılmakla kalınmamış, Kuran’ın kimi hükümlerini iptal etmeye de (nesh etmeye) kalkışmışlardır.
Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, Kur’an’da zinanın cezası 100 celde (cilde vurulan sopa) olarak ifade edilmişken ve bunun uygulanması içinde zina eden kişileri en az dört şahit gibi bir şart konulmuşken , uydurma hadislerle, zina eden evlilerin taşlanarak öldürülmesi gerektiği iddia edilmiştir, hatta bu hükmü doğru çıkarmak için kurandaki bazı ayetleri bir keçi yediği için bu ayetlerin hükmünün ortadan kalktığını (nesh edildiği) ifade etmişlerdir.Sonuçta uydurma hadislerle hem Kuran’la çelişkili, hem Kuran’a hakaret içeren, hem mantıksız, hem de bu sebeplerden dolayı resulümüze karşı iftira olan birçok ifade yaygınlaştırılmıştır.
Resulümüze atılan iftiraları (uydurma hadi̇s) kabul etmek daha üstün bi̇r di̇n anlayışı veya takva zanneden kesi̇mler var.
Di̇ğer taraftan bu iftiralara itiraz eden karşı çıkan kesi̇mi̇de resul düşmanı i̇lan edenler var. Resulümüzü aradan çıkarmak, bu hatta di̇nden çıkma gi̇bi̇ suçlamalara neden oluyor.
Ki̇tapta olmayanı ki̇taptanmış gi̇bi̇ (ALİ̇ -İ̇MRAN 78) resulun sözü olmadığı halde resulün sözüymüş gi̇bi̇ söyleyenler mi? fitneci , i̇fti̇racı ve fesatcı , yoksa atılan i̇fti̇ralara karşı duran gerçek müslümanlar mı?
Ancak resül sosyal yaşam içinde veya devlet başkanlığı kişiliği ile mutlaka dünyevi bir takım kararlar almış ve sözler söylemiştir. Ancak bunlar içinde bulundukları dönem ile sınırlı kararlardır ve dini açıdan bir bağlayıcılığının olması söz konusu değildir.Bu onun nebilik misyonudur.Nebi hata yapabilir.Fakat resül asla….vahyin aktarılması resüllük görevidir.Uygulamasındaki rolü nebilikdir.
Din adına konuşmak başka normal konuşmak başkadır. Kitabın özünü değiştirmek bizi felakete sürükler.
Dini konularda aynı hatayı Yahudi ve Hıristiyanlar da yapmışlar ve kutsal kitaplarının yanına çeşitli hadis ve ilmihal kitaplarını da ilave etmişlerdir. Bu yolla uydurmacılık yayılarak meşru kılınmıştır. Ancak Allah’ın yardımı sayesinde Kur’an bozulmadan, değiştirilmeden günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yüzden Yahudi ve Hıristiyanların düştükleri hatalardan ders almak ve aynı hatalara düşmeden Kuran’ın yanına din adına başka bir kaynak koymamak gerekir. Resülümüzün gerçek sünneti budur.
Biz onların (inkârcıların diriliş konusunda) ne söylediklerini iyi biliyoruz. Sen onları inanmaya zorlayacak bir zorba değilsin. Şu halde sen, Benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver. Kaf 45.Ayet Bkz. 6/107, 88/21
Allahın kuranla öğüt ver demesini bu millet nasıl anladıda,kurandan başka kaynakların dinin kaynağı olabileceğini savunmaktadırlar. Bundan önceki İlahi kitapların bozulmasına, dine sokulan bu ilavelerin sebep olduğunu anlayamadık mı?
Yüce Allah Kur'an'da bunları neden anlatıyor ? Eğer biz Kur'an'ın dışındaki kaynakları din diye kabul edersek bundan önceki ümmetlerin düştüğü hataları tekrarlamış olmazmıyız…?!
Dinin emir ve yasakları sadece Kur’an ayetlerindedir. Resulumuz bunları bildirmiş ve bunlara uymuştur. Bizde Muhammed a.s gibi yapıyoruz ve sadece vahye uyuyoruz. Yazının başında da dikkat çektiğimiz gibi bu konuda pek çok ayet bulunmaktadır.
Din sadece Kur’an’dan öğrenilir ve bu yapılırken de daha önce kafalarda oluşmuş bulunan din adına tüm bilgiler bir kenara bırakılarak Kuran’a berrak bir zihin ile yaklaşılmalıdır. Aksi halde pek çok Müslüman kardeşimizin düşmüş olduğu hataya düşmek kaçınılmaz olacak ve kafamızda oluşturduğumuz ve din sandığımız bir takım bilgiler Kur’an’da geçmediği için bazıları Kur'an'ı yetersiz sanacaktır. insan kafasında oluşturduğu dini kuranda aramaya başlayınca diyor ki haa bak kuranda geçmiyor o halde başka kaynaklara ihtiyaç var diyor ve dananın kuyruğu burada kopuyor.
Biz kafamızda oluşturduğumuz, atalarımızdan süregelen bir uydurma dini kurana kabul ettirmeye çalışmamalıyız. Kafamızdaki Her şeyi silip Kur'an'ın bilgileri ile onu doldurmalıyız ve bir müslüman kimliği edinmeliyiz. Allah'ın da bizden istediği budur.
Bazı ayetlerde “resule (elçiye) uymak” ifade edilmektedir. Bu doğrudur, ancak resule uymak Kuran’a uymak ile mümkündür.Bazılarının göstermeye çalıştığı gibi dini güvenilir tek kaynak olarak Kuran’ı benimsemek resul’e uymamak anlamını taşımaz. Aksine resulumüze iftiralarla dolu bu sözlerin dinin kaynağı olmayacağını söylemek resulumuzu iftiralardan korumak demektir.
Din, Allah resul ortak yapımı değildir. Din adına hükmü Allah gönderir resulleri de bu hükümlere uyar ve insanlara aktarırlar. Bu yeterince yüce bir vazifedir. Bunun dışında resulluk konumunu aşan yetkilerin resulumuze iftira yolu ile isnat edilmesi büyük bir suçtur. Şayet çoğunluğu temsil eden geleneksel anlayış doğru olsaydı resulumuzun ahiretteki şikâyeti “Ümmetim bu Kuran’ı terk ettiler” (25 Furkan Suresi 30) şeklinde olmaz; “Ümmetim sözlerimi (hadislerimi) terk etti” şeklinde olurdu.
İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerine inanmadıktan sonra daha hangi hadise (söze) inanacaklar? casiye 6.ayet
Bizim ya da din adına sadece Kuran’ı kaynak kabul eden kişilerin resulumuzu önemsiz görme gibi bir düşünceleri olması mümkün değildir. Bu mümine yakışmaz. Ancak bizim tüm derdimiz Muhammed a.s üzerinden ortaya atılmış olan uydurmalardan dinimizi kurtarmak ve din adına sadece Kuran’a uymaktır. Resullere gösterilecek en büyük saygı ve sevgi, ondan bize miras kalan Allah’ın kelamı Kuran’ı takip etmektir. İşte o zaman gerçek anlamda dini yalnız Allah’a özgü kılar ve resulumuzun’ gerçek yolunu takip etmiş oluruz.
Andolsun ki, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. isra 89.ayet
Din İçin gerekli olan her şeyin bize Kur'an da açıklandığını ve başka kaynaklara ihtiyaç duyulmadığını bize öğütlemektedir.
Kalplerinde fitne bulunanlar Kuran ayetlerini görmezden gelip peygamber adı altında uydurdukları hadisleri din diye insanlara kabul ettirme çabasındalar. Ayetlerin hükmünü görmezden gelmenin yok sayanların,onları korkunç bir sona hazırladığını da Allah bize bildirmektedir.
Bakara Suresi, 211. ayet: İsrailoğulları'na sor, onlara nice açık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
Araf Suresi, 147. ayet: Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
Enfal Suresi, 13. ayet: Bu, elbette, onların Allah'a ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Allah'a ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Son zamanlarda Hadislerin Kur'an'a değil, Kur'an'ın hadislere ihtiyacı Olduğu söylenmekte , Öyle bir sözü Kur'an'a götürdüğümüzde gerçekten sanırım bizim kurana ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Allah'ın kelamının onayı için bir beşerin sözüne başvurulmasını savunmak şirkte tavan yapmak demektir. Bir müslüman nasıl olur da bunu fark edemez, islam dinine sokulan Bu Yahudi ve Hristiyan geleneklerini, sözlerini , Nebi'nin hadisi diye Müslümanlara yutturmaya çalışıyorlar. Sanki Kur'an anlaşılmayan başka şeylere ihtiyacı olan bir kitapmış gibi insanlara anlatılmaktadır.
Kurʼan kendisi tek başına bizatihi mubin olan bir kitaptır. Mubin olan bir kitap; kendisi önceki kitapları ve önceki vahiyleri beyan eden bir kitabın beyana, açıklanmaya ihtiyaç yoktur. Kurʼan kendisi açıklayan bir kitaptır. Bu anlamda tafsil kelimesiyle beyan kelimesi karıştırmamak lazım ki bu konu Kurʼanʼda çok önemlidir. Konuya başka bir hususta ilave edilebilir, detaylandırılabilir. Kurʼan kendi kendini tafsil eden, Kurʼanʼda Allahʼın biz tafsil ediyoruz dediği bir kitaptır. Başka bir ilave açıklamaya ihtiyacı yoktur. Şöyle söyleyebiliriz; Kurʼanʼın anlaşılması için en çok ihtiyaç duyulan şey Kurʼan dışında bir şeyden bahsedeceksek akıldır ki akıl da Allahʼın bir ayetidir. Böylece Allah ayetlerini ayetlerle açıklamış olur.
Bazı kişiler “Biz Kuran’ı anlayamayız. Kuran anlaşılmaz” şeklinde cümleler ile gerçeğe uygun olmayan sözler sarf ederler. Bu türden bir iddia bir anlamda “Allah bu kitabı göndermiş ama ne anlatmak istediğini yeterince anlatamamış” demektir. Böyle bir şeyin Allah için söz konusu edilemeyeceği bilinmelidir.Biz bunu denizler mürekkep Ağaçlar Kalem Olsa yine Allah'ın sözü bitmez ayetinde anlamaktayız Kur'an'ın eksik olduğunu düşünmek başka şeylere açıklanmasına ihtiyaç var demek Allah'ı yetersiz ilan etmektir.
Rabbimiz Kuran’ın indiriliş sebebini ayetlerinde şu şekilde bildirmektedir:
“Biz bu Kuran’ı sana güçlük çekesin diye indirmedik. Ancak (Allah’ın) sevgisini yitirmekten korkanlara/derin bir saygı duyanlara bir öğüt/hatırlatıcı (olarak indirdik).” (Taha suresi 2-3)
Anlaşılmayan bir şeyin öğüt ve hatırlatıcı olması beklenemez elbette. Yine ayetler Kuran’ın insanlar öğüt ve ibret alsınlar diye kolay anlaşılır bir mesaj olarak gönderildiğini bildirmektedir:
“Yemin olsun ki, biz Kuran’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer suresi 17)
Rabbimiz mesajını hem öğüt ve ibret alınsın diye anlaşılır kılmış hem de ayetleri gerekli olan en ince ayrıntısına kadar bizzat açıklamıştır:
Allah'tan başkasına ihtiyaç duymayasınız diye onlara kulluk etmeyesiniz diye Kur'an'ı kendisinin açıkladığını bize bildirmektedir(hud 1-2) bu ayetler üzerine şimdi nasıl Kur'an'ın hadislere ihtiyacı olduğunu söylemek mümkün olabilir.
Hakka suresi (44-45) Eğer o (elçi), bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Elbette biz O`nu kuvvetle yakalardık (onu cezalandırırdık). (46-47) Sonra onun can damarını keserdik (onu yaşatmazdık). Sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.
Hakka suresindeki bu ayetler olaya son noktayı koymak için yeterlidir, Peygamberimizin Kuran'dan başka hiçbir sözü din adına kendiliğinden söylemeyeceğini bize Garanti etmektedir bunun aksini söyleyenler Bu ayeti görmezden gelenler Allah'a karşı yalan uydurmaktadır.
KUR'AN'DA ADETLİ (hayz) KADININ İBADETİ
Adet (regl) nedir?
Günümüzde en çok konuşulan ama bir türlü hakikate ulaşılamayan, kadınların özel hallerinde ibadetin yapılamayacağına dair söylemlerin, yerleşmiş olmasıdır.
Hayz , kadınların rahim iç astar dokusunu oluşturan endometrium tabakasının gebelik için her ay kendini yenileme çalışması olarak, döktüğü doku kalıntılarının rahimden gelen bir miktar kan ile dışarıya atılmasıdır. Bu döngü her ay hormonlar vasıtası ile gerçekleşen, vücudun doğurganlık sistemindeki doğal davranışıdır.
Belli bir aşamadan sonra vücuttaki progesteron hormonu seviyelerinin azalması ile kalınlaşan endometrium tabakası dökülerek, kanamayı meydana getirir. Kısacası adet kanaması, endometrium tabakasına ait doku parçaları ve rahimden gelen bir miktar kandan oluşmaktadır.
Bu durumun namaz kılmaya engel olduğu abdesti bozduğu ve cünüplükle bağdaştırılması kabul edilemez. Ayrıca cünüp olan insana suyun olmadığı yerde temiz toprak ile teyemmüm yoluyla namazı kılmasını söylüyor Allah. Kaldı ki adetliyken namazı yasaklasın,adet halinin cünüplükle alakası yoktur. Adet yumurta salgılayan vücudun rahim duvarlarına yapışması ve daha sonra buradan koparken kanama meydana gelmesiyle olur. Bunu cünüplükle ilişkilendirmek asla kabul edilemez.
a- ADETLİ KADININ NAMAZI
Gelenekçi anlayışa göre adetli kadın ne oruç tutabilir ne ibadethanelere girebilir nede namaz kılabilir. Peki kur'an bu konuda ne söylüyor bakalım, konu ile ilgili ayetleri paylaşalım.
Bakara suresi
Ayet-222-Sana “kadınların âdet halini” sorarlar. De ki: “O,bir güçlüktür. Bu yüzden adet halinde kadınlardan uzak durun ve temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, pişmanlıkla kendisine yönelenleri sever, özlerini temiz tutanları da sever.”
Ayet-223 Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza (adet halleri dışında) nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ve mutlaka O’na kavuşacağınızı bilin. İnananları müjdele!
Ayetlerden de anlaşılacağı gibi namaz için herhangi bir yasak konusu asla geçmemektedir , erkeklere cinsel ilişkinin yasaklanması emri vardır, temizleninceye kadar. Bu durumdan kurtulduklarında üzerindeki yasağın kalktığını 223. ayetten anlamaktayız. Yahudilerden gelen bazı uydurma rivayet ve hadislerle namazın kılınamayacağını söylemek kur'an'ın bu ayetlerini görmezden gelip Allah adına hüküm koyma ve yalan uydurmaktır. Allah adına yalan uyduranlar ise zalimlerin taa kendisidir.
(Umduklarına kavuşacak olanlar), “namazlarını özenle sürekli kılarlar. İşte pay sahibi olacak olanlar onlardır. Onlar Cennetten paylarına düşeni alacaklar ve orada ölümsüzleşeceklerdir.” (Müminûn 23/9-11)
Namazın sürekliliğine vurgu yapan ayet, nasıl olurda namaz gibi bir ibadeti yasaklama cüretini gösteriyorlar.Ayrıca cünüp olan insana suyun olmadığı yerde temiz toprak ile teyemmüm yoluyla namazı kılmasını söylüyor Allah. Kaldı ki adetliyken namazı yasaklasın,adet halinin cünüplükle alakası yoktur.
b- ADETLİ KADININ ORUCU
Bakara Ayet-184 (O farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde orucunu tutsun. İhtiyarlıktan yahut şifa bulması ümit edilmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyenler, bir yoksul doyumu fidye versin. Bununla beraber her kim, yapmaya yükümlü olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, bu onun için daha iyidir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
Bakara suresinin 184 .ayetini normal hastalara oruç tutmama izni vardır.Ayette normal bir hastanın tutamaması durumunda başka günlerde tutabileceği izni var. Fakat günümüzde Bakara suresi 222.nci ayetindeki ‘’EZEN’’ kelimesine mana verirken,hastalık olarak çevrilmektedir. Oysa ki ezen kelimesi sıkıntı, güçlük ,eziyet olarak çevirmek daha uygun ve doğru olacaktır. Çünkü hastalık olsa , normal bir süreçte kadın hayz olmaz ise hastalık var demektir. Düzenli olarak her ay adet görmesi bu döngünün, Allahın kadın üzerindeki kurduğu mekanizmanın sistemin çalışması demektir. Biz buna hastalık diyemeyiz.
Çünkü sistem görevini yapıyor. Görevini yapmazsa o zaman hastalık diyebiliriz.Sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Kişi kendini bu durumda iyi hissetmezse halsizlik durumu oluşmuşsa tutmayabilir, bu kişinin tamamen kendini iyi yada kötü hissetmesi ile olacaktır. ama kesinlikle oruç tutmama yasağı yoktur. Aksine Allah oruç tutmanın hayırlı olduğunu vurguluyor. Bu ayette yasak olmamasına rağmen ,hangi mezhep,cemaat,tarikatler ve hadis yazarları kalkıp oruç gibi ibadeti yasaklama cüretini gösterebiliyor.
Kulaktan dolma bu din malesef kadınlarda geleneğin etkisi altına kalmış ve bu durumu kabul etmişler. Oysa ki kuran bizim bu konuda uymamız gereken tek kaynaktır. Rabbinizden size indirilen kuran'a uyun ayeti, bizim unutmayacağımız ayetlerdir.
İSLAM DİNİNDE KANDİLLER VARMIDIR.?
KADİR GECESİ MİRAÇ GECESİ BERAT GECESİ MEVLİD GECESİ REGAİP GECESİ Hz Peygamberin miraca yükselmesi bunların her birinin İslamda yeri var mı ? Hayır . Kadir gecesinden başka gece yoktur.
Bunlar kötü mü ?Din olarak yaparsanız evet , eğer bir Kültürel değer olarak bakarsanız size güzel dgelebilir. Bunu dinin parçası yaparsanız bu bir bidat'a kapı aralamaktır.
Kur'an'ı ve İslam'ın hükümlerini taksit taksit hayattan çıkartmaya sebep olmaktır ! Dolayısıyla hakkında Kur'an'ın referans olduğu kutsal bir gece anlamında Kadir gecesi vardır, onun sebebi, gerekçesi, sonuçları, vaatleri bellidir üzerindeki etkileri bellidir vesaire diğerleri ise birer ibadet haline dönüştürülünce İNSANIMIZ SENEDE BİRKAÇ GECEDE BİR ŞEYLER YAPMA İLE KUR'ÂN'A KARŞI SORUMLULUK VE SADAKATİNİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRDİĞİNİ ZANNEDİYOR.
KANDİL KUTLAMANIN NE ZARARI VAR?
Kandil kutlamanın ne zararı var namaz kılıyorsun kuran okuyorsun bunun neyi zarar.?
BERAT
1- Günlük ibadetleri tek bir geceye indirgemek (bu haftada birgün cuma namazına gitmenin namaz görevi olarak yeterli olma kanısının topluma inanç olarak yerleşmesi)
2-Bu geceleri kurtuluş vesilesi olarak görmek ,kendi ürettikleri bir aklanma yöntemini,fırsatcılığa dönüşmüş asılsız bir uydurulmuş din sergisidir. Bu yöntem insanların işine geldiği için sorgulamadan kabullenme zaaflığına yol açıyor.
3-Kur'an'ı sadece bu gece okumak (anlamını bilmeden okuma biçimiyle tabi) diğer günlerde askıya almak duvar süsü olarak kullanmak. Gelen desin ki bak müslüman kuranı var, ama yalnız bırakılmış kuran haline getirilmiş (Furkan 30.ayet)
4-Allahın koymadığı bir ibadeti varmış gibi insanlara sunmak (bknz. Ali-imran 78) ibadete eklemeler yapmak.
5- Kim islamdan başka bir din ararsa bu ondan asla kabul edilmeyecektir. o ahırette kaybedenlerden olacaktır. (Ali-imran 85) ayetini inkar etmek değilmidir?
6-Hergün namaz kılınması gerektiğini,hergün Kur'an okunması gerektiğini,hergün dua etmek gerektiğini,hergünü kurtuluş günü olarak görmesi gerektiğini,bu ibadetlerin böyle olması gerektiğini gizlemenin islama zararı vardır.
7-Nereden biliyorsun belkide bu gece feyz alacak deniyor. Allahın göndermiş olduğu 6236 ayetten feyz almayıp insanlar tarafından uydurulmuş bir dinden mi feyz alacak. Allah bizim kuranda hidayeti elde etmemiz için gerekli yolları göstermiştir. o açıdan bu gecelerden medet ummak avucunu açmış suyun kendisine gelmesini beklemek gibi birşeydir.
Bu korkunç bir bitiştir, bir kişinin bir gecede çok namaz kılmasından kim rahatsız olabilir ! Ama o gece şu kadar namaz kılmak gerekir derseniz işte dine zam yapmış olursunuz.
Kandil olur Allah'a dua için eller semaya kalkar, ama bilinmez ki dua şirkli olmaz. Ramazan ayı gelir herkes oruç tutma yarışına derdine düşer, fakat orucun takva dan uzak olduğunu fark etmez. Zekat verir ama 40'ta 1'dir (40'da 1 oranı kurani bir yasa değildir) ve malının temizlenmediğini bilmez.
Namaz kılar ama namazın maun (yardım/zekat) namazı olduğunu bilmez. Her türlü ibadeti yapar ama yardım ibadeti olduğunu bilmez, bilse de Allah bilir sen kimsin ki bana bunları söylüyorsun der. Allah ise Kur'an da her şeyi detaylıca anlatmış, ama gel gör ki insanoğlu hakikati değil de zan'nı tercih eder. Sahte diplomalı memurların verdiği fetvalara inanıp senin hakikati konuşmanı umursamaz.
Mesela bugün güya berat kandili, tamam madem öyle ve madem bu yüzden fakire yetime el uzatacaksın ona bakacaksın, bunu 2-3-4 ay önce de yapabilirdin, yada herhangi bir günde,Allah zamanla mı mekanla mı sana bakıyor, rızık veriyor.? Sana zaman konusunda kısıtlamamı getiriyor ?,hayır..! Senin derdin ibadet değil gösteriş. Gösteriş de zandan farkı yok zan ise batıl'dır batıl da gerçeğin önüne geçemez. Ya kendini sadece Kur'an'a endeksle de Allah'ın istediği kul ol, yada zan'nına uymaya devam et ve kaybedenler den ol.
MİRAÇ
İsra, kelime olarak "gece yürüyüşü" anlamına gelmektedir.
Resulun göğe yükseldiğini idda ettikleri ve beş vakit namazında o zaman farz olduğunu öne sürmektedirler. Sözde 50 rekatlık namazı indirim isteye isteye 5 vakite kadar düşürmüşler. Haşa Allahla pazarlığa oturmuş, Allah kulunun neyi yapıp neyide yapamayacağını bilmezmiş gibi isra suresinin 1.ayetini göğe yükselip Allahla yüzyüze görüşmüş ve bu olayı miraç olarak bizlere kadar getirmişlerdir. O halde bakalım İsra suresi neler diyor.
İSRA SURESİ _1_ Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek/iletmek için bir gece Mescidi Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız en uzak mescide/(Ciraneye) kulunu yürüten Allah, bütün noksanlıklardan uzaktır. Şüphesiz O’dur, her şeyi işiten ve her şeyi gören.
Aynı sure içerisinde geçen konuya cevap olacak pasajı ayetlerle paylaşalım.Eğer resul Allahın yanına göğe yükselip onunla yüzyüze görüşmüş ise müşrikler neden göğe çıkmadıkça sana inanmayacağız (isra 93) desinler.
Ayet- 89 Andolsun ki, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler.
İSRA Ayet-90 Dediler ki: “Sen, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.”
İSRA Ayet-91 “Ya da sana ait hurmalıkların ve üzüm bağların olmalı ve bunların arasından ırmaklar akıtmalısın.”
İSRA Ayet-92 “Veya iddia ettiğin gibi göğü parçalara ayırıp başımıza düşürmelisin ya da Allah’ı ve melekleri kefil (olarak karşımıza) çıkarmalısın.”
İSRA Ayet-93 “Yahut altından bir köşkün olmalı veya göğe çıkmalısın. Ancak (gökten) okuyacağımız bir kitabı bize indirmedikçe senin göğe çıktığına asla inanmayız!” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece Resul olan bir beşerden başka ne olabilirim ki?” Bakınız: 25/7-8, 26/187
İSRA Ayet-94 İnsanlara doğru yol rehberi (olan Kur’an) geldikten sonra ona inanmamalarının tek gerekçesi, onların: “Allah bir insanı mı peygamber olarak gönderdi?” demeleri olmuştur.
Ayette de geçtiği gibi resulu uçurmak ve Allahın mekanı varmış gibi atfetmek, gökte yer tayin etmek kurana aykırı bir düşüncedir. Asla bu yakıştırmalar islamda yoktur.
Namaz önceki resullerin zamanında da olduğu ayetlerce vurgulanmaktadır.
Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başındasın." HUD SURESİ 87
Ben, evet Ben Allah'ım; Benden başka tanrı yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için namazı gözet." TAHA SURESİ 14
Kur’an’da Hz. Muhammed’den (s.a.s.) önceki resullerinde namaz ibadetiyle mükellef kılındıkları belirtilmektedir (Bakara, 2/83; Yûnus, 10/87; Hûd, 11/87; İbrâhim, 14/37, 40; Meryem, 19/30-31, 54-55; Tâhâ, 20/14; Enbiyâ, 21/72-73; Lokmân, 31/17). Ayet-i kerimelerden, namaz ibadetinin sadece Hz. Muhammed (a.s.) ümmetine has olmayıp, önceki ümmetlerde de var olduğu anlaşılmaktadır. Yine aynı şekilde, önceki ümmetlerin namazlarında da kıyam, rükû ve secde gibi temel rükûnların var olduğu bildirilmektedir.
“Allah bir insanı mı resül olarak gönderdi?” ifadesi, aynı zamanda Hz.muhammadi hayattan koparıp bulutların üzerine taşıyan ve onu insanüstü bir varlık olarak gören bir kısım Müslümana da bir mesajdır. Fussilet 41/6 ve Kehf 18/110. ayetlerinde “De ki: “Ben ancak sizin gibi bir insanım…’”buyruğu da bu manada dikkate alınmalıdır. Allah’ın insanlara göndereceği elçinin insan olmasından ve onların arasından çıkmasından daha doğru ne olabilir? Hz. muhammedi hem bir model ve hem de arkadaş bir rersul olarak göremeyen bazı Müslümanlar Hz. Muhammed’i fevkalbeşer bir varlık olarak gördükleri için maalesef ondan ve onun getirdiği mesajdan gerektiği gibi faydalanamamıştır.
MEVLİD KANDİLİ
Muhammed a.s kesin olmamakla beraber Kameri takvime göre 571 yılının Rebi’ül evvel ayı 12. gecesi doğduğu kabul edilir. Yılında bile kesinlik olmayan doğum yılının, ana rahmine düşmesine varıncaya kadar kutlamaların yapıldığını görmekteyiz.
Doğum günü olarak kabul edilen bu gecede “Mevlid Kandili”ni, ülkemizde yâd etmenin en bilinen şekli; camilerde Hz. Muhammedi aşırı bir şekilde öven ve yücelten, içeriğinde ise ciddi anlamda şirk kokan ifadeler barındıran ve manzum bir eser olan Süleyman Çelebi’nin “Vesilet’ün Necat” isimli naat’ının, mevlithanlar tarafından büyük bir iştahla ve güzel bir teganni ile okunması ve okunmuş şekerin, gül suyu eşliğinde cemaate dağıtılmasıdır.
Son yıllarda bu merasime bir de hemen hemen her şehrin merkezi camisinde bulundurulan saç veya Sakal-ı Şerif öpme/tapma ayini ihdas edildi! Kıla tapıcıların çok rağbet ettiği bu ritüelin hem duygusal tatmini yüksek olduğundan hem de afyon işlevi görüp kitleleri uyuşturduğundan, egemenler tarafından teşvik edilip, kitleselleştirildiğine şahid olmaktayız. Asıl amacı put kırıcılık olan devrimci bir elçinin hırkayla, sakalla, kılla, tüyle putlaştırılıp nesneleştirilmesi akla ziyan bir durum.
Mevlid şiirinde "gel habibim sana aşık olmuşam, cümle halkı sana bende ... Allah, nebimize aşık mı olur ya? Nebimizi yücelteyim derken Allahın şanını yerlere seriyorsun, aşk ulaşılamayana duyulan bir histir. Allah ile nebinin sıfatlarını yer mi değiştirdiniz?
Hiç mi bu sözler üzerinde düşünmeyeceğiz.? Aslında bu durum Allahı yeterince tanıyamamaktan kaynaklanıyor.
Onlar Allah'ı gerektiği şekilde takdir edemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. Allah, onların ortak koşmalarından uzak ve yücedir. Zümer 67. Ayet
Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Şüphesiz Allah çok kuvvetlidir; çok üstündür.Hac SÛRESİ 74.ayet
Biz Allahı yeterince tanımış olsaydık ona olan övgüyü kullara yapmazdık. Allahın sıfatlarını kullarına yakıştırmazdık.
Övgü yanlız alemlerin rabbi olan Allah'adır. Fatiha Suresi 2.ayet
REGÂİP KANDİLİ VE TASAVVUF
Regâib Kandili, Hicri takvime göre Recep ayındaki ilk perşembeyi cumaya bağlayan gece. Kökü "arzulamak, meyletmek" anlamlarına gelen regâib sözcüğü Kur'an'da geçmez.
Bu gece Receb ayının ilk Cuma gecesidir. Ve bazı alimlerin açıklamasına göre, Resulüllah (s.a.v.) bu gece pek çok ruhanî ahval ve ikrama kavuşmuştur. Bazı alimlere göre bu gece Resulü Ekrem’in (a.s.m.) anne rahmine düştüğü gecedir. Regaib Kandilini tarif ederken şöyle demişlerdir. “Regaib Kandili, Yüce Muhammed efendimiz a.s Hazretlerinin dünyaya teşriflerine vesile olan ve elçilik nurunun Hz. Amine’ye intikal ettiği gecedir. İfade tamamen bu şekilde.
Böyle birşeyi kutlamak resule yapılan en büyük saygısızlıklardan bitanesidir. Doğum yılı belli olmayan resulun ana rahmine düşmesini kim belirledi. Kim şahit oldu buna… Böyle mahremi bilgiyi din diye insanlara sunmak bir müslümana yakışmaz.
Bu geceyi ibadet olarak kutlamak şirktir bidattır. Bu geleneği dine çeviren müslümanlar kendi topuklarına sıkmışlardır. Ali_imran 85 ayeti hatırlayalım. Kim islamdan başka bir din ararsa bu ondan asla kabul edilmeyecektir.
İbadet usullerini Allah mı belirler insanlar mı? Allah aşkına bunlar ne yaptıklarının farkında bile değiller. Resulu yücelteceğim diye Allaha karşı geliyorsun. Şirkin yolunu aralıyorsun.
Bu da diğer kandiller gibi islam dininde yeri olmayan kültürlerin dinselleştirildiği, temeli tasavvufa dayalı kandildir. İnsanın en büyük sorunu inanmak değil, inandığı şeyi tanımamak der merhum Ali Şeriati. İslamiyet inancındaki en önemli konu, Müslümanların yaşamlarını her alanda ilgilendiren tevhit ilkesi konusudur. Tevhit en genel anlamıyla Allah’tan başka ilah olmadığını kabul etmek demektir. Fakat bu kabulün insanın psikolojik boyutundan toplumsal alana kadar çok geniş etkileri bulunmaktadır. Tevhit inancının toplumsal yapıya etkisi ancak Kur’an’da anlatılan resullerin mücadeleleri ile anlaşılabilir.
Muhammed a.s risalet görevinden Mekke toplumundaki en zorlu mücadelesi; müşriklerin putperestlik sisteminden rant devşirmeleri ve bu sistem içinde sosyal adaletin kaybolmasına ve her türlü ahlaksızlığın yaşanmasına yönelik başlamıştı. Şirk inancında ısrar eden müşriklerin en büyük endişeleri kendi çıkarlarına hizmet eden statükonun korunmasıydı. Bu nedenle İslamiyet’in getirdiği tevhit inancının adil ve insani sistemine karşı hem peygamberimize hem de ilk Müslümanlara yapmadıkları zulüm kalmamıştı.
Mekkeli müşriklerin İslamiyet’le asıl sorunu, Allah’ın tek ilah olarak kabul edilmesinden ziyade tek Allah’ın bütün bir toplumu ahlaki değerler üzerinden inşa ederek toplumsal tevhidin ve sosyal adaletin sağlanmasıydı. Bu anlamda tarihte hiçbir elçi dinsiz bir topluma gönderilmemiştir. Elçilerin en büyük mücadeleleri içinde bulundukları toplumun bütün bireylerinin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik olmuştur.
TASAVVUF
Kur’an’ın tüm insanlığa gönderilen evrensel bir özellik taşıması, yerel kültürlerden bağımsız olarak farklı toplumlarda aynı insani değerlerin sağlanması noktasında anlaşılmalıdır. Özellikle Müslüman olduklarını söyleyen kişilerin öncelikle Kur’an’da anlatılan gerçek İslamiyet’i ve tevhit inancının ne anlama geldiğini öğrenmeleri gerekmektedir. Kur’an’ın tevhit inancıyla alakası olmayan birçok sapmanın ve hurafenin İslamiyet çatısı altında yaşanarak akıl ve insanlık dışı uygulamaların İslamiyet’e mal edilmesi çok büyük bir haksızlıktır. Kendi ülkemizde yaşanan çeşitli tasavvuf tarikatlarında maalesef bu tür uygulamalar bulunmaktadır. Tasavvuf ekollerinde tevhit inancı olarak benimsenen inanç şekli Kur’an’daki tevhitten tamamen farklı bir içeriğe sahiptir.
Kur’an’da insanın içsel ve dışsal bütünlüğünün tek ilaha inanması ile sağlanmasına karşılık, bu bütünlük tasavvufta tüm varlığın Allah’la tek vücut olmasına dayanan bir birlikte aranmaktadır. Vahdeti vücud, vahdeti şuhüd gibi çeşitli versiyonları olan tasavvuf tevhidinde ya evrenin içindekilerin tamamının tanrı olduğu ya da her varlığın tanrının tezahürlerinin bir parçası olduğuna inanılmaktadır. Allah’ın yaratıklarıyla birleşmesi tasavvuf tarikatlarındaki en önemli inanç kaidesidir. Allah’ın varlıklarla bütünleşmesi demek olan hulul inancında kişi çeşitli nefis terbiyelerinden geçerek benliğini yok eder ve Allah’la birleşir. Allah’ın varlığında yok olmak anlamına gelen fenafillah halinde bu aşamaya erişen kişi artık tanrısal bir kimliğe kavuşur, Hallac’ın meşhur ifadesiyle ‘’enel hak’’ durumu yaşanır.
Tasavvufta ilahlık mertebesine ulaşan şeyhler, kamili mürşitler tarikat mensuplarını her alanda kolaylıkla yönetebilirler. Çünkü bu yönetim ilahi bir kimliktedir artık. Aklını, iradesini şeyhlerine ipotek etmiş insanlar için şeyhlerinin talimatları insanlığa sığmayan, ahlaka yakışmayan, topluma zarar veren şeyler de olsa hiç düşünülmeden itaat edilir. Kur’an’ da peygamber dahi olsa insanların bu şekilde yüceltilmelerine çok net uyarılar yapılmaktadır;
Allah’ı peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini –tabi ki Meryem oğlu Mesih’i de- rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emr olunmuşlardı; (O ki), O’ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden beri ve yücedir. Tevbe 31
Tasavvufta Allah ile yaratılanlar arasındaki ontolojik farklılığın ortadan kaldırılması Kur’an’ın Allah ve varlık tasavvuruna tamamen aykırı bir durumdur. Tevhit konusunun anlatıldığı ihlas süresinde Allah’ın Ehad ve Samet isimleriyle tanımlanması, Allah’ın hiçbir mahlukata asla benzemediği ve yaratılmış özelliklerinden münezzeh olduğunu bildirmek içindir. İster taştan yontulan putlar olsun isterse insan gibi şeyhler ve mehdiler olsun bunların hepsi insanların icat ettikleri sahte kurtarıcı ilahlar rolündedir. İslamiyet’e tasavvuf kültürüyle giren bu inancın kaynağı Hint mistisizmidir ve Kur’an’ın şirk olarak gördüğü bir inanç şeklidir.
Birçok müslümanın mensubu olduğu dinin kitabını samimiyetle okumaya, anlamaya çalışmaması İslamiyet zannettiği şirk inançlarına kapılmalarına yol açmaktadır. İnancımızı ilgilendiren konularda hakikatin tek ölçüsü Kur’an’dır, herkes bu kitaptan sorguya çekilecektir…
Kuşkusuz bu (vahiy), senin ve kavmin için bir şeref kaynağıdır: fakat zamanı gelince hepiniz (ona karşı aldığınız tutuma göre) hesaba çekileceksiniz. Zuhruf 44
SELÂ VE ŞİRK SÖZLERİ
Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Habiballah!
Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Nûre Arşillah!
Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Hayra Halgillah!
Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin!
Vel Hamdü Lillahi Rabbil Alemin!"
Meal
Ey Allah'ın Resûlu, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın Habibi(sevgilisi), salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın Arşının Nuru, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın Mahlukatının Hayırlısı, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Öncekilerin ve Sonrakilerin Efendisi, salat-u selam senin üzerine olsun!
Övgü Alemlerin Rabbi Olan Allah İçindir!"
Söylenen sözlerin ne anlama geldiğini düşünmeden sorgulamadan gerek Cuma günü namaz öncesi,gerek ölü ilanı için önceden okunan Sela ciddi şirkler içermektedir.
Kuran'da tevhid ile ilgili olarak ifade edilen temel ilkeler dikkate alındığında, açıkça görülebilecek olan gerçek. şöyle ki;
Ey Allahın habibi tabiri, yani sevgilisi anlamında haykırılan bu söz Allaha sevgili isnat etmenin boyutunu göz önüne sermektedir. Allahın sevdiği kul olur ama sevgilisi olmaz. Resule olan sevgisinden dolayı şirkin kapısını zorlamanın anlamı yok.
- Selada, ölmüş olan ve Allah'ın onu yeniden var edeceği güne kadar yok etmiş bir insan için "ey Allah'ın resulü" diye doğrudan seslenilmektedir, sanki o hala yaşıyormuş da, sanki bizim seslenişimizi duyacakmış gibi... oysa bunlar, bir insanın değil ancak bir "ilah"ın özellikleri olabilir. Kuran'a göre ise Sen Kabirdekilere işittiremezsin Fatır 22 Muhammed, tıpkı bizim gibi bir insandı (kehf/110) ve Allah'tan başka bir ilah da yoktur (bakara/255)!
- Kuran'a göre Allah ve melekleri hem Muhammed'e hem de mü'minlere salat eder/destek olur (ahzab/43 ve ahzab/56). Bu ayetlerden -ilkini değil- ikincisini "salavat getirir" gibi anlayıp, Allah'ı bir kenara koyarak muhammed nebiyi sürekli övüp durmak; "hamd (övgü), alemlerin efendisi olan allah'ın hakkıdır." (fatiha/2) ayetine aykırı davranmak olur. Selat-ü Selam bütün nebiler anıldığında aleyhisselam(a.s) denmelidir, çünkü;
Müminler, Onun resullerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz işittik ve itaat ettik. Bakara 285.ayet
- Kuran'a göre, Allah'ın tahtı (kürsüsü) yeri ve gökleri kapsar (bakara/255) ve yerin ve göklerin nuru allah'tır (nur/35). oysa sela okunurken, muhammed'den Allah'ın arşının (tahtının) nuru olarak bahsedilmektedir.
- Selada, Muhammed, "öncekilerin ve sonrakilerin efendisi (seyyidi)" olarak adlandırılmaktadır. Oysa ki kuran'a göre, her şeyin rabbi/efendisi Allah'tır. (En’am /164)
TAHIYYAT’IN MANASI ve NAMAZDA OKUMAK DOĞRU MU ?
Her türlü hürmet, salavât ve bütün iyilikler,Allâh-ü Te'âlâ'ya mahsustur. Ey Nebî! Allah'ın selâm,rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm, bizim ve Allah'ın sâlih (doğru hareket eden) kullarının üzerine olsun.Şahâdet ederim ki, Allâh-ü Te'âlâ birdir ve yine şahâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür.
Muhammed a.s namazda bunları tekrar ettiğini düşünelim. Ey ben ! Allah'ın selâm,rahmet ve bereketi benim üzerime olsun.Ben O'nun kulu ve Rasûlüyüm.
Sanki arkadaşıyla sohbet ederken yapılmış bir konuşma gibi ben onun kulu ve resulüyüm,
Burada ki hitap bozukluğunu farketmişsinizdir,sizce Muhammed a.s bu sözleri nasıl kendisine söyleyebilir ki: üstelik namazda, hiç düşündük mü? Bunu namazın gereği imiş gibi sunmak akıl işi değil. Bunun yerine bir ayet yada surede okuyabiliriz. Namazda ben tahiyyat yerine ibrahim suresi 40 ve 41.nci ayetleri okuyorum,sizde kendinizce Allah’a durumunuzu beyan edecek dua ayetlerini okuyabilirsiniz.Biz namazı Muhammed a.s aracı edinerek yada onun için özel dua ederek kılmamalıyız. Namazı Allah'a yönelerek ona dua ederek kendimiz için kılmalıyız.
Doğrusu, benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz! İman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın.” derlerdi. (Mü'minûn 109)
De ki: “Rabbim bağışla, merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Mü'minûn 118)
Bu ayetler kendimiz için ve iman edenler için bir dua örneğidir. Allahın merhametini ve rahmetini hem kendimiz için hemde iman edenler için istemeliyiz. Muhammed a.s kendisi için yapılacak özel bir dua tayin edip insanlara sunmamıştır. Atalarımızın uydurduğu ve namazın gereği imiş gibi insanlara servis edilmiştir. Kuransızlığın hayatımızı ne kadarda anlaşılmaz gizli bir şirke sürüklediğini bile fark edemiyoruz.
MEHDİLİK BEKLENTİSİ ve KIYAMET GÜNÜ
Mehdi asıl kelime anlamı hidayete tabi olan demektir.
Fakat günümüzde kurtarıcı olarak bilinmektedir. Bu inanca göre
Mehdi inancı gerekeni yapamayan veya yapmayanların avunmasını sağlayan bir ütopyadır. Bu inanç bekleme esastır. Eskiden ezildiğinin farkında olamadığı veya ezilmeye karşı çıkacak imkân bulamadığı için hır çeken kitle, mehdî inancıyla, kahır çekmeyi, aldatılmayı bizzat kendi eliyle imanlaştırmış olmaktadır. Bunun içindir ki mehdî inancından, daha doğrusu mehdi hayal ve aldanışından kurtulamayan kitlelerin kalkınması, ilerlemesi mümkün değildir. Mehdî inancı atılım, üretim, gelişim ruhunu felce uğratan hurafedir.
Bu hurafeye destek olarak ortada dolaştırılan “hadis patentli” sözlerin tümü uydurmadır.
Konuya Kur’an vahyi açısından bakarsak, mehdîlik diye bir inancın varlığı kabul edilemez. Hz Muhammed’in son nebi olduğunu kabullenmeyen bu ayetlerle yan yana duramaz. Bunların biri doğruysa Öteki yanlıştır. Biz, Hz. Muhammed’in son nebi olduğunu (Ahzab 40) kabul ettiğimizdendir ki, başka bir mehdî geleceğine asla ihtimal vermeyiz ve böyle bir şeye inanmayı Kur’an’a aykırı buluruz. Esasen Kur’an, kişilerin hidayet önderi olma devrini kapatmış, ilkeleri öne geçirmiştir, ilkelerin kaynağı ise Kur’an’dır.
O halde, Kur’an’ın gelişinden sonra mehdi beklemek, ancak Kur’an’ı yetersiz ilan etmekle mümkün olur. Muhammed a.s görevini eksik yapmış olur. Kur’an’ı yeterli bulanlar için başka bir mehdiye ihtiyaç yoktur.
Ne yazık ki İslam tarihi boyunca hemen her coğrafyadan bir veya birkaç mehdi çıkmış ve halkı peşine takabilmiştir. Ancak bunların tümünün sonu felaket ve hezimet olmuştur.
MEHDİLİKLE İLGİLİ UYDURMALAR’DAN BAZILARI
“Mehdinin çıkacağını inkâr eden, Muhammed’e indirileni inkar etmiş demektir. İsa’nın gökten ineceğini inkâr eden de kafir olmuş demektir. Deccal’in çıkacağını inkâr eden de kafir olur. Kadere yani hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmayan kişi de kâfir olur. Cebrail bana şunu haber verdi: Kadere, hayır ve Şerrin Allah’tan geldiğine inanmayan kendisine benim dışımda bir Tanrı bulsun!” (Elbani’nin sadece uydurma demekle kalmayıp “batıl” dedigi bu yalan icin bk. Elbani; ez-Zaifa, 3/201- 202)
“Arınmış benlik öldürülmedikçe mehdi çıkmaz. Arınmış benlik öldürüldüğünde ise gökte ve yerdeki tüm varlıklar öfkelenir de halk mehdinin huzuruna gelir, onu tıpkı zifaf gecesinde süslenen gelin gibi süslerler. Mehdi yeryüzünü adalet ve dürüstlükle doldurur. Yeryüzü tüm bitkilerini çıkarır, gök yağmur yağdırır ve ümmetim, Mehdi’nin kentinde daha önce hiç nimetlenmediği bir biçimde nimete boğulur.”
MERYEM SURESİNDEKİ HZ İSA’NIN GELECEĞİNİ İDDİA ETTİKLERİ AYET
MERYEM SURESİ
Ayet-33 “Bunun için doğduğum gün selam benim üzerimdeydi, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün (Allah’ın selamı yine benimle olacaktır).”
Hz İsanın Tekrar dirilişini kıyamet öncesine ait olduğunu ve mehdinin bütün insanları iman ettirmesi sonrası kıyametin gerçekleşeceğini öne sürmektedirler.
Aynı ayet yine meryem suresinin 15.nci ayetinde hz Yahya içinde söylenmektedir.
Ayet-15 Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah’ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (ona) selam olsun!
Ayetlere bakıldığında hem hz. İsa için, hemde hz.Yahya için aynı cümleler kuruluyor. Öyle ise hz. Yahya’nında mehdi olarak beklenmesi gerekir. Görüldüğü gibi ayetlerde açıkça bu beklentideki uyumsuzluğu öne çıkarıyor. Bunlar kuranın ayetlerine aykırı atıflar uydurmalardır.
MESELEYİ MAİDE SURESİ İLE BAĞLAYALIM.
Maide Ayet-117 (Ya Rabbi!) “Ben onlara, (söylememi) emrettiğinden başkasını söylemedim. ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine denetçiydim. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Sen her şeye hakkiyle şahitsin.”
Anekdot =Bu âyetten de anlaşılıyor ki; Hz. İsa Hristiyanların sandığı ve iddia ettiği gibi Allah’ın insan şeklindeki bir tezahürü değil, tıpkı diğer insanlar gibi yaşayan ve dünyadan ayrıldıktan sonra diğer insanlar üzerinde etkisi olamayan bir beşerdir. Yine anlaşılıyor ki, Allah’ın dışındaki varlıkların –isterse peygamber olsunlar- öldükten sonra diğer insanları etkileme gibi bir güçleri ve yetkileri yoktur. Bu âyette ayrıca Hz. İsa’nın ahir zamanda yeryüzüne ineceğini iddia edenlere de bir mesaj vardır. Öyle sanıldığı gibi Hz. İsa gelecek olsaydı âyetin sondan bir önceki cümlesinde “Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun” ifadesi yer almazdı.
KIYAMET CUMA GÜNÜMÜ KOPACAK?
Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu zamanında açığa ancak O çıkarır. Kıyametin bilgisi göklere ve yere ağır gelir; kıyamet ansızın size gelecektir. Sanki, sen onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar.” De ki: “Onun ilmi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.” Araf suresi 187
Ayette kıyamet saatinin belli olmadığını vurgulamaktadır. Vakti belli olmayan kıyamet saatinin öncesinde mehdi beklentisi akli bir davranış ve söylem değildir.
Kıyametin kopmasıyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığının kaynaklarında 19.07.2019 tarihinde hutbe için hazırlanan bildiri metni aynen şöyledir.
🗣 Kıymeti ve fazileti ile diğer günlerden ayıran bambaşka bir maneviyat iklimi.
Peygamberimiz (s.a.s) Cuma gününü bizlere şöyle anlatır:
“Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma
günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete
konuldu ve o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet
de ancak cuma günü kopacaktır.”
Bildiri aynen bu şekilde geçmektedir.
Kıyamet saatiyle ilgili ayetleri paylaşalım.
Sana o saatin bu dünyanın sonunun ne zaman geleceğini soruyorlar. De ki: – Onun bilgisi sadece Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklerde ve yerde çok ağır bir olaydır ve o size ansızın gelecektir, Sanki sen onun bilgisini elde etmen mümkünmüş gibi sana soruyorlar. De ki: – Onun bilgisi sadece Allah’a mahsustur. Ama insanların çoğu bu gerçeği bilmez. (A’râf 187)
Mülk Suresi, 25. ayet: Derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azap) ne zamanmış?"
Mülk Suresi, 26. ayet: De ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın Katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Nebe' Suresi, 17. ayet: Şüphesiz o hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.
Nazi'at Suresi, 42. ayet: "O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.
Nazi'at Suresi, 43. ayet: Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki…
Nazi'at Suresi, 44. ayet: En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir.
Daha birçok ayet var bu konu ile ilgili yalnız bu ayetler meseleyi anlamamıza yetecekdir. Saati belli olmayan kıyamet için gün vermek ve bunu Muhammed a.s hadisiymiş gibi yazmak ona iftiradır, Allah ve ve resulüne karşı yalan uydurmaktır.
Birçok kişi tarafından güvenilir olan, Diyanet gibi bir kurum, nasıl olurda bu ayetleri görmezden gelebilir.? Böyle bir hutbe metni hazırlatabilir.
Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? İşte bunlar Rablerine sunulacaklar. Ve şahitler de: “Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır” diyecekler. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir. Hud Suresi 18.ayet
Ayette geçen “şahitler” ifadesiyle; insanların yapıp-ettiklerini kaydeden meleklerin işaret edildiğini düşünebileceğimiz gibi, Ahirette gönderildikleri ve görevlendirildikleri toplum için tanık olarak şahitliğe çağrılacak olan elçilerin ve o an olaya tanık olanların ima edildiğini de söyleyebiliriz.
HELAL VE HARAM MESELESİ KUR’AN’DA NASILDIR ?
Helal ve haram konusunda Allah'ın bize bahsettiği dışında mezhepler kendilerine göre helal ve haram konusunda belirleyici rolüne büründüler,kendi aralarında bile helal ve haram konusunda ittifak sağlayamadıkları açıkça ortadadır.
Helal ve haram ayetleri
YİYECEKLER VE İÇECEKLER
Maide Suresi 90.ayet: Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.91. ayet:
Maide Suresi 91.ayet: Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
Bakara Suresi, 173. ayet: O, size ölüyü (leşi)-kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Maide Suresi, 3. ayet: Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yet kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Al-i İmran Suresi, 50. ayet: "Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayet getirdim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin."
Al-i İmran Suresi, 93. ayet: Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun".
Allah ayetlerde yiyecek ve içeceklerde neyin helal ve haram olduğunu bize gayet açıkça bildirmiştir maide suresinin Üçüncü ayetinin son pasajında size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamı seçip beğendim diye bize bildirmektedir , fakat günümüzde bazı gruplar Allah'ın bu dini kemale erdirdim, demesini yeterli görmeyip üzerine ilaveler yapmaya devam etmişlerdir. Kendilerine göre helal ve haram belirleyip insanları kendilerinin hak mezhep olduklarına dair ikna etmeye çalışmışlardır .
Bir kıssa
Bankaya giderek banka memuruna işlem yaptırmak isteyen bir hacı banka memurunun Sol elle su içmesini yadırgayarak ,kızım sol elle su içme günahtır diye uyarıda bulunmuş ,banka memuru ise hacıya dönerek sağ elimle sizin paranızın faizini hesaplıyorum diyerek , içerisinde bulunduğumuz durumun vahametini ortaya koymaktadır.
Nebi, dinde hüküm, yasak, helal , haram koyabilir mi?
Savaşsız ele geçirilen beldelerin halkına ait mallardan Allah’ın elçisine verdiği ganimetler; Allah’ın, elçisinin, onun akrabalarının, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmış kimselerin hakkıdır. Böyle olması, servetin içinizdeki zenginler arasında dolaşıp duran bir güç ve iktidar aracına dönüşmemesi içindir. Şu halde elçi bu ganimetten size neyi veriyorsa onu alın, onun vermediğini ise istemekten kaçının. Allah’a karşı gelmekten sakının zira Allah’ın cezalandırması çok şiddetli olandır.Haşr 7
…..size neyi veriyorsa onu alın, onun vermediğini ise istemekten kaçının..
Ayeti cımbızlama yaparsanız, Nebinin din konusundaki hüküm yetkisi olduğunu düşünebilirsiniz, fakat ayeti baştan sona bütünüyle okuduğunuzda iddia edilen konu ile alakası olmadığını açıkça görmekteyiz. Burada savaştan kalan ganimetlerin dağıtılması konusunda size neyi veriyorsa onu alın neyi de vermiyorsa ona kanaat getirin, ifadesi yer almaktadır. Yalnız hadis savunucuları bu ayeti cımbızlama yaparak Resulullah'ın Din konusunda hüküm koyma yetkisine sahip olduğunu savunmaktadırlar.
Yukarıda işlediğimiz konularda helal ve haram konusunda Nahl suresinin 116 ayetini helal ve haram koyma yetkisi nin sadece Allah'a ait olduğunu Yusuf suresinin 40 ayetinde hüküm yalnızca Allah'ın olduğunu hükmünde ortak kabul etmediğini sizlere yazmıştık.
burada insanlar akıllarında uydurdukları dini Kur'an'a kabullendirme çabası içerisindedirler. bunu da ayetleri cımbızlama yaparak Peygamberimiz üzerinden din konusunda yetkisi olduğunu söylemektedirler. Peygamberimiz Yunus Suresinin 15 ayetinde ben bana vahyedilenden başkasına uymam dediği halde Kaf suresinin 45 ayetinde onlara Kur'an ile öğüt ver demesine rağmen ve Hakka Suresinin 45~46 ayetlerinin de o bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı onun şah damarını keser atardık ve sizden de hiç kimse ona engel olamazdı Allahu Teala bu fikirleri bu düşünceleri kafalarından uydurdukları Bu anlayışı bu ayetlerle çürütmeye yetmiştir.
SAKAL KESMEK HARAM MIDIR..?
1- HANEFİ MEZHEBİ: Hanefi fıkhının muteber kitaplarından “ed-Durru’l Muhtar”da zikredildiğine göre:
“Erkeğin sakalını kesmesi haramdır.”(5/261)
2- MALİKİ MEZHEBİ: Maliki imamlarından Ebu’l Hasen (Rahimehullah)ın “Şerhu’r Risale”sinde ve ‘Adevi (Rahimehullah)ın ona yaptığı haşiyesinde zikredildiğine göre:
“Sakalı tıraş haram olduğu gibi müsle (bir uzvu kesme) sayıldığı takdirde kısaltmak da haramdır.”
3- ŞAFİİ MEZHEBİ: Allame Şeyh Ahmed İbni Kasım el-Abbadi (Rahimehullah) “Tuhftu’l Minhac fi Şerhi’l Minhac” isimli esere yaptığı haşiyesinde Akika bahsinin sonunda şöyle buyurmuştur:
“Şifi ulemasının büyüklerinden İmam-ı Rafi’i ve İmam-ı Nevevi (Rahimehullah): “Sakalı tıraş etmek mekruhtur” demişlerse de “Kafiye Şerhi”nde İbnu’-Rif’a (Rahimehullah) buna itiraz ederek, İmam-ı Şafi (Rahimehullah)ın ‘Ümm isimli eserinde sakalı tıraş etmenin haram olduğuna dair fetva verdiğini bildirmiştir.”
4- HANBELİ MEZHEBİ: Allame Şeyh Muhammed Es-Sefarini el-Hanbeli (Rahimehullah) “Menzumetü’l-Adab” şerhi “Gizaü’l-Elbab” da:
“Hanbeli mezhebinde güvenilir fetva, sakal tıraşının haram oluşudur.” Demiştir.
Birde sakal kesmenin traş olmanın haram olduğuna dair uydurulmuş rivayetler ve hadisler var. üstelik 4 mezhep imamı da aynı görüştedir. Sakal kesmekle ilgili kuranda hiçbir konu geçmemesine rağmen ,yine Allah'ın sözü nahl 116.ayeti hiçe sayan bir durumla karşı karşıyayız.
Allah adına şu helaldir bu haramdır demek Allah adına yalan söylemektir.Bunu 4 mezhep imamı da söylese başka biride söylese bu kabul edilemez.
Dini sakaldan kıldan tüyden ibaret sananlar , müslümanların gözünü süslü kelimelerle narkozlayıp,helali haram haramı da helal yapıyorlar. Hiç sorgulamak gibi birşey yok,körü körüne teslimiyet var.
Üstelik sakal kesmek haram değildir dediğimizde ,ağır suçlamalara maruz kaldığımız da çok oluyor. Din konusunda kurana başvurulmayan her konuda yanlışlık vardır. Din Allah'ın dini ise ki şüphesiz, yasasını da o koyar , Allahın sözünü eksik görüp ekleme yapmaksa, bu asla kabul edilemez.
Ey müminler, Allah’ın helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın, Allah haddi aşanları sevmez “ (Maide, 87)
“Onlar Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri ve temiz rızıkları nasıl haram kılarlar?” (Araf, 32)
Mezheplerin bu tutumunu kabul etmediğimiz takdirde konu ile ilgili savunma olarak Nisa suresinin 115 ayetini gerekçe göstermektedirler. Sanki onlara muhalefet edilmesi Allah'a ve resulüne muhalefet miş gibi lanse edilmektedir. Peki nisa 115 de ne anlatılmak isteniyor.
Nisa Ayet-115 Kendisine hidayet bahşedildikten sonra Resûl’e muhalefet edip müminlerin yolundan başka bir yola sapana gelince ; onu kendi tercih ettiği (o sapık) yolda bırakırız. Sonra (âhirette) kendisini cehenneme atarız. O ne kötü bir varış yeridir!
Ayette anlatılmak istenen Peygamberimizin insanlara Ayetleri okumasından sonra ona muhalefet edilmemesi gerektiğini ve müminlerin yolundan (kur’an) başka bir yola sapana gelince den kasıt, mezhepler değildir, doğrudan müminlerin yolu olarak Kur'an-ı Kerim'i hedef göstermektedir.Birçok konuda yalanlarını dinleştiren mezhepler onların arkasından gidenler ve onlara bağlı olanlar ayetleri tahrif etmekten, işlerine geldiği gibi yorumlamaktan kaçınmamışlardır. Cehenneme atılacak olan kişilerin kendileri olduğunun farkında bile değillerdir.
Ne mezhepler nede başka idoller Allah'ın müsaade etmediği ve Bu konuda sadece kendisinin söz sahibi olduğunu vurgulamasına rağmen yine de helal ve haramla ilgili belirlemeler ortaya koymuşlardır. Aslında helali haram kılmak da, haramı helal kılmak da Allah’ın hükmüne karşı gelmektir ve büyük günahtır.
ELÇİNİN HESAP GÜNÜ KAVMİNDEN ŞİKAYETİ
“Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış bir şey haline getirdi” diyecek.Furkan 30
Ayette geçen “terk edilmiş/dışlanmış” ifadesi, zamanın değişen şartlarına karşı Kur’an’ı geçerliliğini yitirmiş bir kitap olarak düşünen ya da dünyalık tutkuların tatminine karşı çıkan ilahi bir öğreti olarak görenler için kullanılmıştır. Buradaki “kavmim” deyişi, Müslümanların tamamını değil, kimlik olarak Müslüman olup da gerçekte Ku
r’an mesajına olan inancını bütünüyle yitirmiş kimseleri işaret etmektedir.
Günümüzde de müslümanım deyip islamla ilgisi olmayan inandığı dinin kitabını bir kez olsun açıp okumayan,okuyan da anlamadığı dilde kuranı okumaya çalışan , ölüye okunan , diriye ise ses olarak kalan bir ilahi mesajı terkedilmiş olarak nitelendirmek zorunda kalıyorum. Müslümanım demek kuranın hükümlerini anlayarak okuyan hayatına uygulama çabası içinde olan,şeytana sırtını dönüp Allahın tarafında olan ,Allah'ın rızasını gözeterek hayatını sürdürendir. Kitabından habersiz , atasının geleneğini din zannedip kimi cumadan cumaya kimi ise hiç namaz ibadetini yapmayan ve kendini müslüman olarak gören bir anlayışla karşı karşıyayız.
Böyle çürük bir anlayışa köle olmuş bir toplumun ayağa kalkması, kalkınması ,islamı yaşaması ne kadar etkili olabilir,elbetteki mümkün değildir.
ELÇİLERİN GÖREVLERİ
Hz. Muhammed ve Hz. Adem’den itibaren gönderilen tüm elçilerin din adına görevleri dini tebliğ etmek yani Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmaktır; bu mesaja müdahalede bulunmak, ilaveler ya da değişiklikler yapmak vazifeleri olmadığı gibi, elçilerin böyle bir eylemi gerçekleştirdiği de düşünülemez.Elçinin vazifesi sadece dini tebliğ etmektir. Bu ise yeterince şerefli bir görevdir.
Allah’a itaat edin, elçiye itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: bizim elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (Maide-92)
Elçiye düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (Maide-99)
Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer. (Rad-40)
Elçilere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir. (Nahl-35)
Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir. (Nahl-82)
Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Resule de düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir. (Ankebut-18)
Yüz çevirirlerse, Biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, tebliğden başkası değildir. (Şura-48)
Kur’an ayetlerini incelediğinizde göreceğiniz gibi pek çok ayette Kuran’ın din adına yeterli olduğu, Kur’an’da geçen konuların ise detaylı ve açık anlaşılır bir biçimde ifade edildiği belirtilmektedir. Muhammed resul hayattayken de vefatından sonraki ilk yıllarda da din adına sadece Kur’an kaynak olarak kabul edilmiştir.
Hz. Muhammed üstün bir insandır ancak insan üstü bir varlık değildir. O da vahiy geldikçe Allah’ın emirlerini ve yasaklarını öğrenmiş ve Cebrail’in vasıtasıyla bu bilgileri özümsemiştir. Elçimizin ve etrafındaki samimi Müslümanların din adına anlatıp yaşadıkları Kur’an ayetlerinden başka bir şey değildi. Mevcut hadis kitaplarını inceleyen insaflı her kişi Kur’an’a, mantığa ve birbirine muhalif birçok hadis içeren bu kitapları dinin kaynağı olarak kabul etmenin Kur’an’a ve Muhammed resule iftira olduğunu anlayacaktır.
HZ SÜLEYMAN KISSASINDAKİ HİKMETLER
TAHT MESELESİ
Önce ayetleri aşama aşama okuyalım. Neml suresini inceleyelim.
Neml 20-Ayet Birde kuşları (Haberci,casus,ajan) araştırdı
ve dediki Neden Hüdhüdü göremiyorum. Yoksa kayıplara mi karıştı?
Hz. Süleymanın yanında çevrede olup bitenleri araştırması ve gözetlemesi için tuttuğu insanlar vardı, yanına toplayınca Hüdhüdü göremedi. Habercilerden biridir hüdhüd , kayıplara mı karıştı diyor nederedir?
Neml 21 Ayet Ben onu ya Şiddetli azapla ceralandiririm, yahut onu kestiririm yada bana acık bir delil getirir.
Hz. Suleyman Hüdhüdü göremeyince sinirleniyor burada olmayışını geçerli bir sebeple izah etmezse onu cezalandırılacağını söylüyor.
Neml 22.Ayet Çok geçmeden hüdhüd geldi ve dedi ki gerçekten ben senin için bilmediğin bir şey öğrendim ve Sana Sebe'den bir haberle geldim.
Ortalarda gözükmeyen hüdhüd geçerli bir sebeple Süleyman'a gelir ve Sebe'den önemli haber getirdiğini söyler.
23 ayet Gerçekten ben bir kadını onlara hükümdarlık eder buldum kendisine her şeyden verilmiş (mal, mülk, ihtişam) Onun bir de büyük bir tahtı (mevki, makam ve gücü) var.
Kadın hükümdarın İçerisinde bulunduğu şan şöhret mülk gücü ve mevki Hz Süleyman'ın ajanı olan hüdhüdü etkilemiştir.
24 ayet Onu ve kavmini Allah'tan başka güneşe secde eder buldum şeytan onlara amellerini süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuş Onun için onlar doğru yolu bulamıyorlar.
25 ayet Göklerde ve yerde olan gizliliği açığa çıkaran gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmesinler diye
26. Ayet Allah odur ki ondan başka ilah yoktur çok büyük arşın sahibidir
27 ayet Bakalım doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın dedi
28 ayet Bu mektubumu al götürde onu kendilerine bırak sonra da onlardan geri çekilip ne şekilde karşılık vereceklerine bak
29 ayet Dedi ki ey ileri gelenler gerçekten bana çok şerefli bir mektup bırakıldı
30. Ayet O gerçekten süleymandandır ve O rahman ve rahim olan Allah'ın adı ile başlıyor.
31 ayet Bana karşı büyüklenmeyin ve Müslümanlar olarak bana gelin diye yazıyor
32 ayet Dedi ki ey ileri gelenler benim bu işim hakkında bana görüş belirtin Zaten ben Sizler yanımda hazır olmadıkça hiçbir işe karar vermiş değilim
33. Ayet Dediler ki biz güç sahibi kimseleriz, Çetin savaşçılarız bununla beraber Emir senindir artık ne emredeceğini sen düşün ve karar ver
34 ayet Şüphesiz ki hükümdarlar bir şehre girdiklerinde onu harap ederler ahalisinin şereflerini zelil kılarlar gerçekten de onlar böyle yaparlar
35 ayet Muhakkak ben onlara bir hediye gönderip elçilerin ne ile döneceklerini bir bakayım.
36 ayet Süleyman'a geldiğinde dedi ki bana mal ile mi Yardım ediyorsunuz Halbuki Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır Siz ise bu hediyeniz sebebiyle böbürleniyorsunuz
37. Ayet Dön onlara andolsun üzerlerine karşı duramayacakları ordularla geleceğiz ve onları andolsun ki oradan zelil ve küçük düşürmüş olarak çıkaracağız.
38 . Ayet Deki ey ileri gelenler onlar bana Müslüman olarak gelmezden Önce kadının tahtanı hanginiz bana getirebilirsiniz.
Hz Süleyman mektuptan sonra hükümdar olan kadının kendisine geleceğini düşünerek hazırlık için habercilerinden birine hanginiz onun mal mülk ve makamı ile ilgili gerçek ve net bilgiyi bana getirebilir diyor. Mesele; içerisinde tahtın İlizyon şeklinde yada ışınlanma şeklinde Hz Süleyman'a gelmesi söz konusu değildir. Burada kadın hükümdarın sahip olduğu İhtişam mal mülkün gösterişin tam olarak ne olduğunu öğrenmek için bu sözü söylüyor. Çünkü grldiğinde aynı ihtişamls onu karşılamak istiyor. içlerinden birisi (habercilerden) ben en hızlı şekilde onu sana getirebilirim diye ve kendisinin güvenilir olduğunu söylüyor.
39 ayet Cinlerden bir ifrit (işinde uyanık ve gözü açık ) dedi ki ben onu sana sen yerinden kalkmadan önce getirebilirim ve muhakkak ki ben gücü yeter ve Güvenilir bir kimseyim dedi.
40.Ayet Kendisinde Kitaptan bir bilgi bulunan kişi dedi ki ben onu sana gözün kırpmadan getiririm onun derhal yanında durduğunu görünce dedi ki bu benim Rabbimin lütfundandır acaba Şükür mü edelim yoksa nankörlük mü edelim diye beni sınaması içindir kim şükrederse kendilerini şükreder kimle nankörlük ederse muhakkak ki rabbim ihtiyaçsız ve cömerttir.
40.ayet ve sonrakilerde :Hz Süleyman kendisinden bahsediyor, kitaptan Bir bilgisi olan kişi dediği aslında kendisidir bir yanı nefsi olarak düşünüyor bir yandan da Allah'ın ona bahşetmiş olduğu peygamberlik ve vahiydir, yani bir bereşi kişilik bir de vahiyle donanmış kişilik var kitaptan bilgisi olan yan budur. Bu durumun imtihan olduğunu düşünerek rabbine şükür mü edeyim yoksa nankörlük mü? diyor.
Allah o ihtişam ve makamı ona gösteriyor.
Sonraki ayetlerde Hz Süleyman köşküne Belkıs'ın mal mülk makam mevkiinden biraz değişik ve daha iyi bir mevki hazırlıyor. Belkıs gelince senin makamın da böyle mi diyor ve sanki onun aynısı gibi diyor ve sonra belkıs'a köşke gir diyor Belkıs köşke girerken billurdan döşenmiş zemini görünce derin su sanıp eteğini topluyor. Süleyman o billurdan bir köşktür diyor ve makam ihtişam olarak belkısı hayretlere bırakıyor. Belkıs hz süleymanın amacının mal mülk ve servet düşkünü olmadığını daha fazlasının süleymanda olduğunu görünce amacının Allah'a davet olduğunu anlıyor. Süleymana bende alemlerin Rabbine iman ettim diyor.
➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️
Hz. SÜLEYMAN'IN CİNLER, KARINCALAR VE RÜZGAR KISSASI ANLATILANLAR GİBİ DEĞİL?!
➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️
Sebe 12. Ayet
Süleyman'a da, sabah gidişi bir aylık yol alan), akşam dönüşü de bir aylık yol alan) rüzgarı verdik ve onun için petrol kaynağını fışkırtarak akıttık. Rabbinin izniyle, cinlerden de bir kısım emrinde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden saparsa onu çetin bir cezayı tattırırdık.
ENBİYA 81. Ayet
Süleyman'a da, bereketli kıldığımız topraklara doğru esen boran'ın kumandasını verdik. Biz her şeyi iyi biliriz.
SAD SURESİ
36. ayet: Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.
Anekdot ;
Hz Süleyman ticaret için kullandığı deniz yolu ulaşımını gemilerle yapmaktaydı, sabah gidişi ve Akşam Dönüşü bir ay olan yol rüzgarın gemi yelkenlerini hareket ettirmesi ve hızlandırması demektir. Rüzgarın etkisi ile uçan bir Süleyman peygamber Hadisesi yoktur. Unutulmamalı ki sihir ve büyü Allah'ın yasakladığı bir şeydir(Bakara 102). Ayetlerden de anlaşıldığı gibi Rüzgarı emrine verdikten kasıt rüzgarın gemileri hareket ettirmesi ve hızlandırmasıdır. Onun işini kolaylaştırmasıdır.
HZ SÜLEYMAN'IN BASTONUNU KEMİREN KURT, BİLDİĞİMİZ AĞAÇ KURDU MU?
Sebe 14
Nihayet biz Süleyman’ın iktidarının sonunu getirince, o, dayanağı olan devletinin içten bir kurt gibi kemirilip yıkıldığını fark edemedi. Şu ortaya çıktı ki cinler geleceği bilmiş olsalardı kendilerini alçaltan o ağır işlerde çalışmaya devam etmezlerdi.
Sad 34
Yemin olsun ki Süleyman’ı imtihan etmiş; tahtına bir ceset bırakmıştık da bir süre sonra (bize) yönelmişti.
Sad 35
Ardından şöyle yalvardı: – Rabbim, beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık lütfet, zira sen sonsuz bir lütuf ve ihsan sahibisin!
Hz Süleyman'ın tahtına bırakılan bir ceset meselesi var Ona değinelim sonra ayetlerin ne demek istediği ile ilgili konuları inceleyelim.
Dünyaya da hükmetsen saltanatın geçici olduğunun sonucunu çıkarmak durumundayız.
Süleyman'ın ölümünden sonra başa geçen Rehoboam (hz süleymanın oğlu) , Ağaç kurdunun bastonu dayanağını (hükümdarlığını) kemirmesi öyle bir günlük bir mesele değildir,devletin yavaş yavaş çöküşe doğru gitmesidir. Bu olay ile ilgili tarihi kaynakları incelediğimizde Hz Süleyman'ın oğlu olan yani tahtına bıraktığımız ceset dediği kimse Hz Süleyman'ın oğludur. Tarihi kaynaklarda Hz Süleyman'ın oğlunun zevk ve Sefa'ya düşkün olduğunu devlet idaresinde yeterli konumda olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz . tahtına bırakılan ölü, adaleti sağlayacak devleti yönetecek, manevi kişiliği ölmüş kapasitesiz biri olduğunu ifade eder.
Tevrat'a göre Rehoboam (İbranice: רְחַבְעָם, Rehav'am) önce Birinci İsrail Krallığı'nın MÖ 931'deki bölünmeden sonra da güneydeki Yehuda Krallığı'nın kralıydı.
Süleyman'ın oğlu ve Davud'un torunuydu. Annesi Ammonlu Naama'ydı.[1]
Rehoboam ismi halkı büyüten anlamına gelir.
1-Tevrat'a göre
2- İlk yıllar
Geleneksel Tevrat kronolojisine göre Rehoboam'ın iktidarı MÖ 10. yüzyılın ortalarına denk gelir. Tevrat'ın çeşitli yerlerinde Rehoboam'ın hükümdarlığıyla ilgili bilgiler bulunur.
Rehoboam tahta geçtiğinde 41 yaşındaydı ve 17 yıl boyunca tahtta kaldı.Jeroboam'ın takipçisi olanlar, Rehoboam'ın (babası Süleyman zamanında olduğu gibi) yüksek vergiler ödemek zorunda kalacaklarından korkuyorlardı. Jeroboam, halk üzerindeki bu külfeti hafifletmek için Rehoboam'ın karşısında çıktı ve vergilerin düşürülmesini istedi. Rehoboam ise, birlikte büyüdüğü kişilerin tavsiye ve telkinleriyle vergileri düşürmenin bir zayıflık işareti olacağından vergileri daha da arttırdı. Jeroboam'a yaptığı konuşma sonunda Jeroboam ve takipçileri ayaklandı: "Benim küçük parmağım babamın belinden daha kalındır. Babam size ağır bir boyunduruk yüklediyse, ben boyunduruğunuzu daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim" Bunun üzerinde kuzeydeki on kabile Rehoboam'dan ayrılarak kendi (ikinci) İsrail Krallığı'nı kurdular. Bu topraklar Mormon kitabında "Efraim" diye geçerken İsa döneminde Samarya diye adlandılırdı. Rehoboam'ın elinde kalanlar ise çoğunlukta Yehuda kabilesi'nin oluşturduğu Yehuda Krallığıydı.
Rehoboam Kuzey İsrail Krallığı ile savaşa hazırlanırken "kardeşleri" ile savaşa gitmemesi tavsiye edildi ve böylece Kudüs'e geri döndü. Şehirlerinde gösterişli kaleler inşa etti. Metinlerde ise, tüm 17 yıllık hükümdarlığı boyunca Yehuda Krallığıyla kuzeydeki İsrail Krallığının savaş halinde olduğu belirtilir.
Hz Süleyman'ın oğluna fazlaca yer verdim, çünkü Onu tanımadan bu ayetleri anlamak oldukça güç bizim için.
Sad suresinin 35 ayetinde Hz Süleyman'ın yapmış olduğu dua benden sonra kimseye güçlü bir hükümdarlık verme demesinin sebebi oğludur.Süleyman oğlunu bir imtihana tabi tutuyor ve bakıyor ki devlet yönetimi bunun işi değil o yüzden böyle bir dua yapıyor. Oğluna böyle bir saltanat ve hükümdarlık verilmiş olsaydı dünyayı kasıp kavururdu. O yüzden bunu istememiştir.
Sad Ayet:39
İşte bu, bizim ihsanımızdır. “Sen onu ister dilediğine ver, ister verme, sorulmazsın” dedik.
Hz Süleyman tahtının oğluna kalmasından endişe etmektedir Bunun üzerine Allah ona Sen bundan sorumlu tutulacak değilsin diyor.
Bastonunu kemiren kurt, kötü yönetimden dolayı hükümdarlığın zayıflaması, kurdun ise mecazi vurguyla oğlunun olduğunu anlamak durumundayız ve devletin gücünü kaybetmesini cinlerin yani ağır yükte çalışan insanların devletin ileride yıkılacağını anlamamış olmalarını çalışmaya devam ettiklerini ifade etmektedir. Eğer gaybı bilmiş olsalardı, bunu fark ederlerdi.
➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️ ➡️
CİNLERİN ve ŞEYTANLARIN EMRİNE VERİLMESİ NE DEMEK...? ➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️
SAD SURESİ
37. ayet: Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı.
38.ayet:
39. Ve sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini. (isyancı kabileleri)
Enbiya Suresi 82. ayet: Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik.
ANEKDOT:Allah burada şeytanlar ve cinler olarak bahsettiği, Şeytan; Allah'ın zikrinden yüz çeviren, hakka karşı gelen, güç, kurum veya kişilerdir (Bakara 102)yani insanlardır. İnsanlardanda şeytanlaşmış kimseler olduğu gibi, tanınmayan bilinmeyen yabancı kimselerede atıfla cinler olarak ifade etmektedir. Toplum arasında fitne, haset ve bozgunculuk çıkaran kimselerede cinler denmektedir.
Bunların bazı gruplarını topluluklarını denizlerde dalgıç(enbiya 82~sad 37) olarak kullanmakta ve diğer inşaat (sad 37) vb işlerde kullanmaktaydı. Bunu askeri güç olarak Allahın yardımıyla gözetimi ve emri (sad 38) altında tutuyordu.
➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️➡️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️
VADİDE Kİ KARINCANIN KONUŞMASI
⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️⬅️
Neml 17 Bir gün Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu toplandı ve düzenli bir ordu olarak yola koyuldu.
Neml 18 Ordu karınca vadisi denilen bir yere geldiğinde, bir dişi karınca şöyle seslendi: – Ey karıncalar, hemen yuvalarınıza girin, Süleyman ve askerleri farkına varmadan sizi ezip geçmesinler.
Neml 19 Süleyman, karıncanın bu sözüne gülümseyerek tebessüm edip şöyle dua etti: – Rabbim! Bana ve anama babama verdiğin nimetlerin hakkını vererek şükretmemi ve hep senin hoşnut olacağın işleri yapmaya beni muvaffak kıl ve beni rahmetinle iyi kulların arasına dâhil eyle!
Anekdot = karınca vadisi'nde bulunan küçük topluluk halinde olan bir kabiledir. Vadiden geçmek üzere olan Hz Süleyman'ın ordusunu gören halktan biri kaçın evlerinize girin ki Süleyman'ın ordusu size bir zarar vermesin diye sesleniyor. Karınca ifadesinden kasıt küçük bir topluluk olmasını izah etmektedir ve onları karıncaya benzeterek bu ifadeyi kullanıyor, mecazi anlam olarak ifade edilen bu durum gerçekten karıncaların konuşması değildir. Mucizeler tebliğden sonra inanmayanlara karşı, inkar edenlere karşı gösterilen olağan dışı olaylardır. Burada Hz Süleyman'ın elçiliğini İnkar Eden onun getirdiği dini İnkar Eden herhangi bir olayla ya da toplulukla karşı karşıya değiliz dolayısıyla böyle bir mucizeden bahsetmek anlamsız kalır. Halk arasında Hz Süleyman'dan böyle bir talepte bulunan hiçbir kimse yok böyle bir ayette yok Dolayısıyla kuşla konuşması ya da karıncalarla konuşması cinlerle konuşması Bunlar hepsi mecazi olarak vurgulanan cümlelerdir.
YİNEDE EN DOĞRUSUNU RABBİM BİLİR.
BÜYÜ ve SİHİR VAR MI?
BAKARA 102
Bu ayeti doğru anlayabilmek için önce doğru meal vermemiz gerekir.
Onlar Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanca telkinlere uydular Süleyman değil şeytanca niyet Taşıyan o kimseler kafirdir. Onlar insanlara büyü öğretiyorlardı. Babil'deki Harut ile Marut adlı iki meleğe indirilen şeyin büyü olduğunu sanıyorlardı. Oysa ki o İki Melek Biz ancak bir sınama vesilesiyiz sakın kâfirlik etmeyin, uyarısında bulunmadan kendilerine vahyedileni bildirmiyorlardı. Bu iki meleğin öğrettiklerinden karı koca arasında nasıl huzursuzluk çıkarılacağına dair büyüler çıkarıyorlardı Ancak bu Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremeyecekleri sadece kendilerine zarar veren ve hiçbir faydası olmayan bir bilgiydi Oysa onlar bu işlerle uğraşanların ahiret hayatının güzelliğinden nasipsiz kalacağını çok iyi biliyorlardı kendilerini onun ile sattıkları şey ne kötüdür keşke bunu bilselerdi.
Hz Süleyman'ın hükümdarlığının sihre dayandığını ,İsrailoğulları çevresindeki insanlara anlatıyorlardı ,şeytanlar olarak israiloğulları’nı ifade etmektedir, şeytan kimliktir,karakterdir. Kötülük ve fitneye meyleden şeytan kimliğini edinir,
insani şeytanlar vardır cinni şeytanlar vardır.
Enam suresinin 112 ayetinde, Onlar birbirlerine insanları aldatmak için akıl çelici bir takım yaldızlı sözler fısıldamalarından dolayı Görünür görünmez şeytanlar her Nebiye düşman oldular, Gerçi Rabb'im seçme hakkı vermeseydi onu da yapamazlardı Ya, öyleyse onlardan ve uyduruk dinlerinden uzak dur.
Hz Süleyman sihir yapmadı ve kafir olmadı,Allah'ın Vahyi ile adaleti ile insanlara hükmetti, insanları Aynı Çatı Altında topladı ve büyük bir krallığa sahip oldu. Bunu onlar gibi halkı kandırararak asılsız sözlerle ,yaldızlı akıl çelici sözlerle yapmadı. Kafir olan sihri öğretenlerdir,yani israiloğullarıdır. Burada sihir insanlara yaldızlı sözler kullanarak akıllarını çelmek,etkilemek anlamındadır.Günümüzde ki inanış gibi olağan üstü güçlere sahip olup,insanları etki altına almak değildir. Muhammet resulle aynı ithamda bulunmuşlardı, o bir büyücü, o bir şair, kahin vs. Allahın vahyini insanlara bildirip , İnsanların iman etmesini sihir olarak değerlendiriyorlar. Hz süleymanda insanları dine davet edişini, ordu gücüne sahip oluşunu,saltanatını bunca insanı idare edişini,sihir olarak değerlendiriyorlar. israiloğulları fitne ile Göz boyama tabiriyle kullandığımız cümle tamda bu sihri yapanların işleridir. Aslı olmayan sihrin kaynağı şeytanlardır.
İnsanları Allah'ın yolundan uzaklaştırmak için yapılan her eylem, her fitne, her söz, sihirdir. Büyü yapanlar karşıya zarar veremezler, aksine kendilerine zarar verirler bunu yaparak Allah'ın azabını hak etmelerinden dolayı zararı kendileri görecektir.
Bir insana herhangi bir konuda Telkin verildiği takdirde yarın bir gün onun başına gelen olay bak bu daha önce bana söylenmişti gibisinden ,Bunu oraya bağlar ,işte bu etkileşim büyü sihir gibi tanımlanmaktadır,
Büyünün ve sihrin temelinde o olaya karşı inanç yatar. Eğer olaya karşı bir inancın varsa başına gelen her olayı büyü ve sihir diye değerlendirirsin, işte bana sihir ,bana büyü yapıldı dersin. Eğer Allah'ın vahyine bilgisine sahip olmayan bir insan bu tür şeylere kanması muhtemeldir,
KURANDAN UZAK OLURSAN TABİAT BU BOŞLUĞU KABUL ETMEZ ,YA GELİR BÜYÜ DOLDURUR,YADA BİR HURAFEYE KENDİNİ KÖLE EDERSİN. NE İNSANLIĞINI BİLİRSİN NEDE RABBİNİ..
HARUT ile MARUT ADLI İKİ MELEĞİN MESELESİ
Baktığımızda normal meallerde Harut ile marut'un karı ile kocası arasını açmak için bilgiler öğretiyorlardı diye çeviriyorlar yani hiç melek karı ile koca arasını ayıracak bir şey öğretir mi? diye sormuyorlar.
Harut ile Marut adlı iki meleğe indirilenin büyüğü olduğunu zannediyorlardı, günümüzde ayrılacak konuma gelen ailelerin veya barıştırmak için ailelere Kuran ayetlerini bir suya yada muska yaparak aralarının düzeleceğini söylemektedirler. Bu psikoloji ile hareket eden kişi Suya atılan ayetleri içtiğinde karşı tarafla kalben Barış imzalamış oluyor ve ona göre Cümlelerini davranışlarını seçiyor, İşler yoluna girdiğinde Evet bu işe yaradı diyor, Halbuki bilinçaltında Kendini ona hazırlamış ve gayreti sonucunda bu iş gerçekleşmiştir. Suya atılan Kur'an ayetlerinin olayı çözmesi açısından hiçbir etkisi yoktur. Allah'ın kaderine müdahale etmek ya da kişinin hayatına müdahale etmeye kalkışmak,çaba göstermek gibi şirke bulaşıyorlar. Fakat bu durum karşısında Allah'ın azabı onlara olmuş oluyor.
Taha suresi 69 ayette
Sağ elindekini (yere) at da onların yaptıklarını yutsun! Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye gelirse gelsin (ne yaparsa yapsın) başarılı olamaz.
Hz Musa'ya karşı büyücülerin yaptıkları sonuçsuz kalmıştır ve Hatta Büyücüler ne yaparsa yapsınlar başarılı olamazlar diyor.
Büyüye Malzeme ettikleri Allah'ın ayetlerini Karı ile kocanın arasını açmak için kullanıyorlardı .Ama bunun etkisi Tabii ki yok bunu yaparak onlar kâfirlik damgasını yediler. Allah'ın meleklerini insanlara kötülüğü öğretiyormuş gibi mealleri çevirmek asla ilahi yasaya uygun değildir.
İSLAMDA ÇOK EŞLİLİK VAR MI?
Malesef günümüzde bu konunun kuranda çok iyi araştıtılmadığı kanaatindeyim. Nefsi arzularına göre hem bu dünyada hem ahırette hurilerle kafayı bozmuş ve kadınlara sahip olmak, cinsel obje olarak görmek çok üzücü bir durum.
Ayetleri okuyup meseleyi rabce düşünmemiz gerekir.
Nisa 2.ayet
Vefat eden akrabalarınız ya da bir başkası tarafından sizler emanet edilen) yetimlere (gerekli yaşa ulaştıklarında) mallarını veriniz, temiz olanı (helali) pis olanla (haramla) değiştirmeyiniz! Onların mallarını (hileli yollarla) kendi mallarınıza katarak yemeyiniz! Biliniz ki bu, çok büyük bir günahtır.
Nisa 3.Ayet
Eğer yetimler konusunda hakkaniyetli olmaktan korktuysanız, o zaman uygun olan o kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Eğer o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da Yeminle hak sahibi olduğunuzu alın. Haksızlık etmemek için uygun olan budur.
Nisa suresi 2 ile 3.ayetin bağlamını koparmamak gerek, ortada kalan yetimler var ve bunlara sahip çıkılmasını gözetimimize almamızı mallarına çökmemeyi sorumluluk alacak çağa ulaşınca mallarını geri verin, malları için onları yanınıza almayın. Bu yetimlerden yanınıza 3~4 e kadar alabilirsiniz ve aralarında onlara eşit davranmaktan endişe ederseniz yanınıza 1 tane savaş esiri cariye almanız daha iyi diyor. Ayeti bağlamından koparıp, almak (himaye ve gözetime almak) anlamında olan "Fenkihu" kelimesini nikahlamak olarak çevirmek evlilikle nitelendirmek asla doğru değildir. Sığınmak ihtiyacı için illaki evlilik yapmak zorunda değildir. Eşi olan bir erkeğin üzerine nikah yapmak doğru değildir. Kimse eşini başkasıyla paylaşmaz kadın olsun erkek olsun. Allah bunu bildiği için böyle birşey emretmesi düşünülemez. Ayeti rabce düşünmek gerek, kendi fikir ve düşüncelerimizi işimize geldiği gibi kurana dayatmamalıyız.
4~5~6. Ayetleri okuduğumuzda meselenin evlilkle değil, yetimlere mallarının verilmesini, bu süreçte onların gözetilmesini ve bekar olanları rüşt çağına erişince, onlara denemeyle mallarının teslim edilmesini öğütlüyor, diye düşünmekteyim yine de Rabbim en doğrusunu bilir.
Önce zevc kelimesinin aldığı ekler ile manaları inceleyelim.
1-EZVAC =Eşler anlamındadır, {Ali_imran 15~ Nisa 57~Yasin 56~Zuhruf 70}. Burada mahşerde müminlere cennette verilecek olan eşlerden bahseder. Yardımcı, destekçi eşler gibi nikahlı eşler değil. Yani şöyle örnek verecek olursak; Bana markete kadar eşlik edermisin? Burada kullanılan eşlik nikahla alakası olmadığı gibi destek arkadaşlık etmek anlamındadır. Ve zevvecna da buna benzerdir.
2- ZEVC = Nikahlamak (karı ve kocadan Her biri) manasına gelen ve kuranda 10'larca yerde geçmektedir. Nikahlı eşler anlamındadır.
3-ZEVVECNA = Nikahtan boşanmış kadın. (Ahzab 37) HZ zeydin karısının (zeyneb)boşanması ve peygamberimizin onu himayesine, gözetimine, alınması ifade edilmektedir. Evlenmiş ve boşanmış kadını ifade etmektedir.Boşanan kadını himayesine, gözetimine , korumasına almaktır.
4- VE ZEVVECNA = Eşleştirme manasına gelir. Cennerte mü'minlere verilecek ödüldür. (Tur 20.ayet) İri gözlü huriler ile eşleştirme ve hizmetlerini görecek kişilerdir. Olayı cinselliğe taşımak ancak zihniyeti bozuk insanların işidir.
Arapçada bütün dil gibi her geçen gün yeni kelime ve anlam kazanmaya devam etmiştir. Kelimelere yeni eklenen ekler gibi, bunların çeviride tam karşılığını veremedikleri için bizimde anlamamızda zorluklar meydana geliyor. Meseleyi rabca düşünürsek doğru sonuca ulaşmak kaçınılmaz olur. Heva heveslerimize göre ayetleri çevirirsek toplumda bu algıların evli ailelerin maruz kaldığı ve kadınların ezildiği, çocukların ortada kaldığı üzücü olaylarla karşılaşıyoruz. Sonuç olarak bu algı dinselleştirmeye gidiyor.
Şimdi Ahzab 50~51 ~52 ayetleri inceleyelim; Ey nebi ücretlerini verdiğin yardımcıları ve savaşta Allah'ın sana verdiği ganimetleri hak sahibi olduklarını sana helal kıldık seninle hicret eden amcanın kızları halanın kızları dayının kızları teyzenin kızları ve kendisini Nebiye hizmet için hibe edipte nebininde uygun gördüğü sorumluluğunu aldığı Mü'min kadınları ki bu sorumluluk Yalnız sana özgüdür, diğer müminlere yardımcılara ve Yeminle hak sahibi oldukları konusunda Neyi farz ve sorumlu tuttuğumuzu biliriz, Bu senin için güçlük olmasın diyedir. Allah bağışlayan ve rahmeti kesintisizdir.
🖋 Anekdot = Ahzab 50.Ayeti çevirirken peygamber için dilediğini karın olarak nikahına al deniliyor dilediğinide bırak diyorlar, eşya gibi almak ve bırakmak gibi nasıl bir yaklaşım bu, oysaki ayet kimsesiz kadınların sığınmacıların esirlerin savaştan elde edilen ganimetlerin onlarında hak sahibi olduğunu söylüyor ayet, dileyene ücretini ver , dileyeni de yanına al diyor. Bu ganimetleri yemenizde de sana günah yoktur diyor. Ama illaki Nebi’yi çok eşliliğe zorlamanın anlamı yok. Ayetteki akrabalarda bunun böyle olmadığını vurgulamak için sayılır.
Ahzab 51.Ayet. Onlardan dileyeni geri kalır dileyeni de yanına alırsın kalanlar için senin üzerine bir günah yoktur böyle yapman onların mutluluğu ve üzülmemeli içindir. Senin verdiklerine razı olmaları daha uygundur Allah kalplerinizde olanı bilir Allah bilendir gücü yeten Cezada Acele etmeyendir
🖋 Anekdot =Ahzab 51.Ayeti çevirirken Ayette hem dilediğini al dilediğini de bırak diye çevriliyor, hemde bu onların üzülmemesi için uygun olandır diyor, yanlış olan da budur. Karşıdakinin isteğine bırakman gerekiyor ki memnun olsun. Sen karar verip karşındakinin memnun olmasını mutlu olmasını bekleyemezsin dimi. İsteyen seninle gelsin isteyen gelmesin bu karardan ötürü sorumluluğun yoktur diyor. Gelmeyenlere verdiğin ücrete yani kendilerini idare etmek geçinmek için verilen ücrete rıza göstermeleri gerektiğini vurgular.
Ahzab 52.ayet.Bundan böyle Başka kadınların sorumluluğunu alman , eşlerinden boşanmış olsalar bile, bunu sen istesen bile hoş olmaz. Ancak sağ elinin sahip olduğu hariç Allah her şeyi gözetleyip denetleyendir...
🖋️Anekdot= sağ elinin altındakilerden kasıt akrabalar işaret edilmekte, yalnız böyle bir durumda akrabalarının sorumluluğunu alabilirsin anlamındadır.
RESULE İFTİRA VE
AHZAB 37 ÇEVİRİ HATASI
37. ayet: Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
OLMASI GEREKEN MEAL İSE ŞÖYLEDİR.
Ahzab 37. ayet: Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu senin gözetimine verdik ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestiklerinde başkalarının onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Ahzab 37 ayette ki katliam ise resulun zeyneb ile evlenmek istemesinin duyulmasından endişe etmesidir diyorlar, asla…! Burada Zeydin eşi ile geçimsizliklerinden ötürü duyduğu endişe idi.Çünkü duyulmasını istemiyordu sakladığı şey buydu. Peygamberimizin birşey saklaması gibi bir öngörü yoktur. Mesele tamamen Zeyd ile ilgilidir. Yoksaki eşini yanında tut Allahtan sakın niye desin. Böyle durumda resulun bu fikirde olmasından dolayı Allahtan çekinmesi gereken kendisi olmalı. Adamı eşinden boşatıp kendine eş yapması olur iş mi sizce.? Bir resule mü'mine yakışırmı bu,? Allah böyle birşey emreder mi? Resulun zeydin eşine göz koyduğu için duyulmasından endişe edildiği söyleniyor ve Allahta onları ayırıp resulle evlendirdi diyorlar. Böyle bir açıklama resule nasıl yakıştırılır. Ayeti nasıl eviriyorlar asılsız iddialara maruz bırakıyorlar. Sizide düşünmeye davet ediyorum…
ARACILIK VE ŞİRK
KUR’AN DA GEÇEN ŞİRK VE ORTAK KOŞMAK SÖZLERİNDEN NE ANLAMALIYIZ?
Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da Allaha şirk koşmak ya da Allaha eş koşmak sözüyle, ne demek istiyor ve bizleri uyarıyor. Çünkü Allaha şirk yani eş koşanların günahlarını bakın nasıl affetmem diyor.
Kendi heva ve hevesini ilah edinen ve hakikati bilmesine rağmen yüz çeviren böylece Allah’ın mesajlarına kulaklarını ve kalbini kapatan gözlerine de perde çeken ve sapıklığı tercih eden şu kimseyi görüyor musun? Böyle bir kimseyi Allah’tan başka kim doğru yola iletebilir? Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?
(Câsiye 45/23)
Şimdi Rabbinden gelmiş açık bir belge olan Kuran’a dayanan kimse ile kötü amelleri kendisine cazip görünen böylece arzu ve heveslerine uyan kimse hiç bir olur mu?
(Muhammed 47/14)
Zümer 65: Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: “YEMİN EDERİM Kİ, EĞER ŞİRK KOŞARSAN BÜTÜN ÇALIŞMALARIN BOŞA GİDER ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun.”
Nisa 48: Şüphesiz Allah, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.
Allah yemin ederek çok net bir hüküm veriyor ve diyor ki; eğer bana şirk, ortak koşarsanız bütün çabalarınız boşa gider ve günahlarınızı asla bağışlamam diyor. Gerçekten de bu uyarı çok önemli, çünkü Allah a şirk, ortak koşmaktan Allah neyi kast ediyor, eğer doğru anlayamadan bu dünyadan göçer gidersek, inanın hesap günü çok üzülenlerin safında oluruz. Gelin bu konuyu, kafamızdaki tüm yanlış bilgilerden kurtularak, yalnız Allah ın uyarıları ışığında anlamaya çalışalım.
Kur’an ı anlayarak birkaç kez okuyan bir Müslüman, Allah ın ikaz ve uyarılarının genel çoğunluğunun Allah a inanmayanlara, yani bizim tabirimizle ateistlere karşı değil, Allah a inandığını söyleyen ama Allah ın istediği yolda değil, batılın ve hurafenin şekillendirdiği bir inanca tabi olanlara hitap ettiğini, uyarılarını ve ikazlarını onlara yaptığını anlayacaktır. Bu durumda ŞİRK KOŞMAK, ORTAK KOŞMAK sözlerinden, Allah ın yanında bir Allah a daha inananlardan bahsetmediğini, önce hatırlatmak isterim. Bir başka deyişle Kur’an uyarılarının neredeyse tamamı, Kitap ehlinin yaptığı yanlışları düzeltmek, onları doğruya davet etmek içindir. BU DURUMDA KİTAP EHLİNE YAPILAN ŞİRK KOŞMAK YA DA ORTAK KOŞMAK TABİRLERİ, ALLAH IN YANINA BAŞKA BİR ALLAH, YA DA İLAH KOYMAK ANLAMINDA OLMADIĞI ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR.
Peki, Allah bu sözcükleri kimler için ve hangi yanlışları yaptıklarında kullanıyor olabilir bu durumda? İşte burası çok önemli. Eğer bunu göz ardı eder, anlamaya çalışmazsak, aynı yanlışları bizlerin yapması kaçınılmaz olacaktır. Bu konuda kitap ehlinin yaptığı yanlışlara bakalım.
Yunus 18: Kendilerine zarar vermeyecek, fayda da sağlamayacak olan şeyi Allah ile aralarına koyup kul olurlar. Bir de derler ki “BUNLAR ALLAH’IN YANINDA BİZİ YANINA ALACAK (ŞEFAAT EDECEK) OLANLARDIR.” De ki “Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, ONLARIN ORTAK SAYDIKLARINDAN UZAK VE YÜCEDİR.”
Tevbe 31: BİLGİNLERİNİ VE DİN ADAMLARINI ALLAH İLE ARALARINA KOYUP RAB EDİNDİLER. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir ilaha(tanrıya) kul olmalarıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allah, onların ortak(şirk) koştuklarından uzaktır.
Araf 191–192: Hiçbir şeyi yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanları mı ortak sayıyorlar? BUNLAR, NE ONLARA NE DE KENDİLERİNE YARDIM EDEBİLİRLER.
Sanırım ortak ve şirk koşmak sözlerinden Allah, neyi kast ettiğini bu ayetlerden çok açık anlaşılıyor. Allah ın tek elinde bulunan yetki ve sorumluluklarını, yaratılmış bir beşere verirsek, Allah a eş ve şirk koşmuş oluruz. Cahiliye toplumu, edindikleri veli ve güvendikleri kişilere ya da din adamlarına, âlimlere öyle güveniyorlardı ki, Allah ın tek elinde bulunduğu bağışlama affetme, şefaat yetkisini ardı sıra gidip güvendiği kişilere vererek onların, mahşer günü kendilerini kurtaracaklarına inanıyorlardı. Allah bu yetkileri vererek, adeta yaratılmış insanları RAB edindiler diyor.
Hâlbuki Allah diğer ayetlerinde, Şefaat tümden Allah a aittir, hiçbir şefaatçinin fayda etmediği o günden sakının diye bizleri uyarmıyor muydu? Bunca uyarıları alan ve iman ettiğimizi söyleyen biz Müslümanlar, hala Allah ın ayetlerinde geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, Allah sevdiği bazı kişilere de şefaat yetkisi vermiştir anlamını, topluma inandırmaya çalışıyorlar. Elbette bunlar beyhude çabalardır. Bu çabalarıyla Kur’an da çelişki yaratmaya çalıştıklarının farkında bile değiller. Allah ın bu konudaki iki uyarısını hatırlatmak istiyorum.
Enam 22: Bir gün onların hepsini toplayacağız sonra müşriklere şöyle diyeceğiz: “HAYAL KURUP ORTAK SAYDIKLARINIZ NEREDE?”
Enam 40–41: De ki: “Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah’ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, ALLAH’TAN BAŞKASINA MI YALVARIRSINIZ? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin”.Hayır, yalnız o Allah’a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
Bu iki ayetten de çok açık anlıyoruz ki, Kur’an ın bahsettiği şirk, ortak koşmak sözleriyle Allah, kendisinden başka yaratılmış hiç kimseyi veli, şeyh efendi edinerek din ve iman adına sonsuz güvenerek Allah ile asla aracı yapamayız, onları şefaatçi edinemeyiz, onlardan yardım bekleyemeyiz. Peki, bizler bu uyarılardan ders alıp, cahiliye toplumu, kitap ehlinin yaptığı bu yanlışları İslam ı yaşarken bizler yapmıyor muyuz? Ne yazık ki yapıyoruz, çünkü Allah ın bu uyarılarını görmek bile istemiyoruz. Bazı kardeşlerimize bu ayetleri hatırlattığımızda ise dine nifak sokan fitneci sözleriyle karşılaşıyoruz. Hâlbuki Allah iman ettiğini söyleyen genel çoğunluk için, bakın nasıl bir uyarı yapıyor ve bizlerin çok dikkatli olmamızı istiyor.
Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU, ALLAH’A ANCAK ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR.
Allah bu ayetiyle, iman edenlerin yaptığı en büyük yanlışı, hastalığı bizlere bildiriyor ve sakın sizlerde aynı yanlışı yapmayın, BÜTÜN ÇABANIZ BOŞA GİDER DİYOR. Bizler cahiliye toplumunun yaptığı yanlışların ne yazık ki önüne geçtik. Yahudi ve Hristiyanların, yaratılmış insanları ilahlaştırdıkları gibi, bizlerde Allah ın elçisini ve veli edindiğimiz kişileri adeta ilahlaştırıp, Allah ın yetki ve sorumluluklarını da vererek Rab edindik. Bunu yapmayın yanlış yapıyorsunuz değimiz kişilerde bizlere, sen sünnet inkârcısı mısın, ALLAH IN ELÇİSİ POSTACI MIYDI şeklinde ithamlarda bulunuyorlar. Allah elçisine bile kendi yetkilerini asla vermiyorsa, onun dışında veliler efendiler edinip şefaatçiler ediniyor, hatta VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ DİYORSAK, işte bizler Allah a eş, şirk koşuyoruz demektir.
TEKRAR HATIRLATMAK İSTERİM. ALLAH IN KUR’AN DA BU UYARILARINA KULAKLARINI TIKAYANLAR, ŞUNU SAKIN UNUTMASINLAR. YAPTIKLARI HER ŞEY BOŞA GİDECEK VE ALLAH ONLARI ASLA AFFETMEYECEKTİR. ALLAH IN AYETİNİ, TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM.
“”YEMİN EDERİM Kİ, EĞER ŞİRK KOŞARSAN, BÜTÜN ÇALIŞMALARIN BOŞA GİDER” (Zümer 65)
“Şüphesiz Allah, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ.” (Nisa 48)
Eğer hak onların arzu ve heveslerine uymuş olsaydı, gökler, yer ve içindekiler fesada uğrar, evrende düzen bozulurdu, aslında biz onlara şeref ve itibar kaynağı olan bir kitap getirdik fakat onlar bu Kuran’dan yüz çeviriyorlar.
(Mü’minûn 23/71)
Lütfen bu ayetler kitap ehline hitap ediyor, bizlere değil demeyelim. Kur’an ın tamamı Kitap ehline indirildi ve onların yaptığı yanlışları Allah bizlere bir bir anlattı ki, bizlerde aynı yanlışları yapmayalım. Dilerim Kur’an ın uyarı ve ikazlarından dersler alarak, aynı yanlışları yapmayan, Allah ın halis kullarından oluruz.
BİZLER ALLAH’A GÜVENMEK YERİNE, EDİNDİĞİMİZ VELİLERE GÜVENDİĞİMİZ İÇİN, ŞİRK BATAKLIĞINA BATIYORUZ.
Bizler kendimize öyle bir din yarattık ki, Allah’ın indirdiği İslam ve onun kitabı Kur’an ile ne yazık ki hiçbir ilgimiz kalmadı. Anamızdan, babamızdan, atalarımızdan günümüze rivayet, tevatür yolla gelmiş öyle bir inancı, İslam diye bizlere yaşatıyorlar ki, Kur’an’ı dikkatle tarafsız, kafasındaki tüm batıldan önyargılardan kurtularak, anladığı dilden Kur’an’ı okuyan, ancak Allah’ın dini İslam ile buluşabiliyor. Allah, gönderdiği Resullere ve kitaplarına inanan kullarının, bir müddet sonra nasıl bir yanlışın içinde olduklarını bizlere hatırlatarak, bakın nasıl uyarıyor ve bu hataları sakın yapmayın diyor.
Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A, ANCAK ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR.
Bu kadar büyük bir yanlış konusunda, Kitap Ehlini ikaz eden ve bizlerinde aynı yanlışı yapmayalım diye, Kur’an’da örnek veren Allah’ın ikazını günümüzde bizler dinliyor ve acaba bu ikazlardan ders alıyor muyuz? Ne dersiniz? Ne yazık ki aynı yanlışları yapmaya devam ediyoruz. Çünkü geçmiş toplumların yaptığı gibi, Allah’ın kitabı yüksek bir yere kaldırıldı, Onu herkes anlayamaz lim insanlar anlar, onlarda Resulün rivayet hadisleri ışığında anlar dediler. KENDİMİZ BİZZAT KUR’AN’A BAKMAMIZ GEREKİRKEN, EDİNDİĞİMİZ VE GÜVENDİĞİMİZ VELİLERE, ŞEYHLERE, EFENDİLERE İNANIYORUZ. Onların sözlerini, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayet hadisleri, adeta Kur’an gibi görüyoruz ve güveniyoruz. Allah güvenilecek ve yardım istenecek veliniz yalnız benim, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın çünkü hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye Kur’an’ı biz açıkladık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimiz dediği halde, kitap ehlinin yanlışlarını bizlerde tekrar ettik. Hâlbuki Allah, bakın nasıl uyarıyor.
Nisa 44: ALLAH’IN KİTABI’NDAN BİLGİ SAHİBİ OLANLARI GÖRMEDİN Mİ? SAPIKLIĞI SATIN ALIYOR, SİZİN DE YOLDAN ÇIKMANIZI İSTİYORLAR.
Nisa 45: Düşmanlarınızı en iyi Allah bilir. VELİ OLARAK ALLAH SİZE YETER, YARDIMCI OLARAK DA ALLAH YETER.
Bakın Kitap Ehlinin yaptığı, günümüzde bizlerin de hala yapmaya devam ettiğimiz bu yanlışı, nasıl anlatılıyor bizlere. Daha önce, Resuller aracılığıyla gönderdiğim Kitaplardan haberi ve bilgi sahibi olan bazı kişiler, toplumu kendilerine tabi olmaları için aldatarak, Allah’ın vahyinin gerçeklerini, kendi menfaatleri için gizleyip değiştirerek yani sapıklığı seçerek hem kendilerini hem de toplumu Allah ile aldattılar diyor. Ayetin devamın da ise tüm iman edenleri ikaz etmeye devam ediyor Allah ve DÜŞMANLARINI YANİ SİZLERİ KİMLERİN ALLAH İLE ALDATIP ALDATMADIĞINI, KİMİN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU, KİMLERİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU YALNIZ BEN BİLİRİM DİYOR. AYETİN DEVAMINDA, KUŞKU DUYMADAN GÜVENİLECEK, YARDIM İSTENECEK VELİ OLARAK, BİZLERE ALLAH’IN YANİ KUR’AN’IN YETECEĞİNİ BİLDİRİYOR.
Peki, bizler ne diyoruz bunca ayet varken? “Velisi olmayanın velisi şeytandır.” Ne yazık ki bu düşünce kitap Ehlinin yoldan sapmasına neden olan bir inançtır. Çok daha ilginci bizlerin tek başımıza Kur’an’ı anlayamayacağımıza inandırdılar ve sonuç ortada. Bu yanlış düşünceye inanmış bir arkadaşımız, bakın bana nasıl cevap vermişti. “HALUK BEY KUR’AN’I RESULDEN ÖĞRENİYORUZ. BİRAZ AYETLERİ HEVANIZA DEĞİL DE RESULDEN ANLASAYDINIZ, AYNI YERDE OLURDUK. KUR’AN’IN ETE KEMİĞE BÜRÜNMÜŞ VE HAYATA UYGULANMIŞ HALİNİ YOK SAYIP, SİZİN HEVANIZA MI UYALIM?“ Kişilere şahıslara değil, Allah’ın kitabına uymalıyız.
Müslümanlar mezheplere bölünüp, âlim ulema dedikleri kişilerin sözlerine inandıkları için bölündüler ve birbirlerine düşman oldular.
Allah’ın Elçisi yalnız Kur’an’a uydu ve bizlere Kur’an’ın yanında, asla Kur’an’ı açıkladıklarını iddia ettikleri hiçbir söz/hadis bırakmadı. Günümüzde anlatılan tüm rivayet hadisler, Resulün vefatından 200–250 yıl sonra farklı kişiler tarafından yazıldı. Bizler nasıl olurda, yüzlerce yıl öncesinden rivayet edilen ve Allah’ın Resulüne atfedilen sözlere hiç şüphe duymadan kabul edip, onların ışığında nasıl Kur’an’ı anlamaya çalışırız? Hatırlayınız lütfen, Allah emin olmadığınız sözlerin ardına sakın düşmeyin, hesabını sorarım dememiş miydi? Hâşâ Allah kuluna, sorumlu tutacağına hükmettiği kitabı açıklayamadı da, bunu birilerimi başardı? DOĞRUSU AKIL DEVRE DIŞI KALINCA, BÖYLE DÜŞÜNCELERE İNANILIYOR. Kur’an’ı DA DOĞRU ANLAMAK BÖYLECE MÜMKÜN OLMUYOR. Sizlere, yaptığımız bu büyük yanlışlarımıza dikkat çekici bir örnek daha vermek istiyorum. Batıl inançlarını savunmak ve doğru gibi gösterebilmek adına, bakın nasıl örnekler vermekten, hikâyeler anlatmaktan çekinmiyorlar.
“YAŞLI BİR KADIN FETVA SORMAK İÇİN HOCAYA GİDİNCE HOCA, ‘İMAM MALİK’TEN Mİ CEVAP VEREYİM, KUR’AN’I KERİM’DEN Mİ?’ DİYE SORAR. KADIN ‘İMAMI MALİK’TEN’ DER.
HOCA: ‘SEN ONUN SÖZÜNÜ, ALLAH’IN SÖZÜNE Mİ TERCİH EDİYORSUN’ DİYE SORUNCA KADIN CEVABI VERİR.
‘HAYIR, ANCAK BEN İMAM MALİKİ’NİN SENDEN DAHA İYİ KUR’AN’I KERİMİ BİLDİĞİNE, ANLADIĞINA İNANIYORUM. ONUN İÇİN ONUN GÖRÜŞÜNÜ SÖYLE.’ DER.”
Bu sözlerin ve düşüncenin doğru olduğunu düşünerek örnek verenler, Allah’ın kitabını Allah’ın açıklamalarının tam tersine hayatına geçirenlerdir. HAŞA ALLAH KULUNA AÇIKLAYAMIYOR, ONA GÜVENİLMİYOR, AMA HİÇ TANIMADIĞIMIZ YÜZLERCE YIL ÖNCE YAŞAMIŞ YARATILMIŞ BİR BEŞERE GÜVENİLİYOR VE ONUN SÖZLERİNE İNANILIYOR. Sanırım aklın ve mantığın devre dışı kaldığı, bir başka örnek olsa gerek. Yusuf suresi 106. ayetinde Allah’ın uyardığı gibi, Allah’a iman ettiğini söyleyen çoğunluğun, Allah’a şirk koştuğunu söylüyordu Allah. Anlatılan bu rivayetin doğru olup olmadığını elbette Allah bilir ama Müslümanları batıla ve yanlışa götürecek, bir örnek olduğunu söylemek isterim.
Önce hatırlatmak isterim, aklı başında okuma yazma bilen her Müslüman, Kur’an’ı bizzat kendisi kendi dilinden okumalıdır. Yani Allah’ın sorumlu tutacağına hükmettiği kitabı, en güvenilecek VELİMİZ olan ALLAH’IN sözlerinden bizler tebliğ almalıyız, ona güvenmeli ve danışmalıyız. Çünkü Allah FETVAYI YANİ DİN ADINA HER KONUDA HÜKMÜ BEN VERDİM, KUR’AN’DA SİZLERE BİLDİRDİM DİYOR. Eğer bizler Allah’ın yemin ederek, birçok kez bu kitabı anlayasınız ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye kolaylaştırdık, nice örneklerle açıkladık, açıklamak bizim görevimizdir dediği halde, Allah’a güvenmeyip edindiğimiz veli kişilerden Allah’ın fetvasını öğrenmeye çalışırsak, Allah’a şirk koşarak iman ediyoruz demektir.
Yukarıdaki hikâye de anlatılan, kadının Allah’ın kitabına değil de İmam Malikinin sözlerine güvenerek onu seçmesi ve bu seçimin doğru gibi gösterilmesi, İSLAM İNANCIMIZIN NE DERECE BATAKLIĞA BATTIĞINA, GÜZEL BİR ÖRNEKTİR. Bizler ne yazık ki hiç tanımadığımız, görmediğimiz yüzlerce yıl önce yaşadıkları iddia edilen, âlim dedikleri kişilere ait olduğunu söyledikleri sözlere inanıyoruz ve güveniyoruz. HANGİMİZ BU SÖZLERİN BAHSEDİLEN KİŞİYE AİT OLDUĞUNU BİLİYOR. EMİN OLANINIZ, BUNA ŞAHİTLİK EDECEK KİMSE VAR MI? İşin daha da kötüsü, anlatılan bu hikâyenin örnek verilip, ALLAH’IN KİTABININ ANLAŞILMASI ZOR, HERKESİN ANLAYAMAYACAĞI, DETAYSIZ BİR KİTAP İLAN EDİLİP, YARATILMIŞ BİR BEŞERİN AYETLERİ DAHA İYİ AÇIKLAYABİLECEĞİ ÖRNEĞİNİN VERİLMESİDİR.
Hâşâ Allah, kuluna Kur’an’ı okuduğunda anlatamıyor, açıklayamıyor ama çok güvendiği VELİ gördüğü kişi, daha doğru açıkladığına inanılıyor öylemi? NE YAZIK Kİ BİZLERİN ALLAH’A DEĞİL, ÇOK ÖZEL VELİ KİŞİLERE, ONLARIN SÖZLERİNE, AÇIKLAMALARINA GÜVENMEMİZ, ÖZELLİKLE TOPLUMA KABUL ETTİRİLDİ. BUNUN ACISINI, YAKIN GEÇMİŞTE ÇOK ÇEKTİK. ÜLKEMİZ O DİN TACİRİNİN, İHANETİNİN ACISINI HALA ÇEKİYOR. ACABA DERS ALDIK MI? SANMIYORUM.
Değerli kardeşlerim. Allah’ın Resulü, Rabbimizden gelen Kur’an’a güvendi ve bizlerinde yalnız Kur’an’ın ipine sarılarak, Allah’a güvenmemizi yani Allah’ın Kur’an’da verdiği Fetvaları hayatımıza geçirmemizi tebliğ etti. LÜTFEN UNUTMAYALIM, ALLAH’IN RESULÜ BİZLERE YALNIZ KUR’AN’I BIRAKTI VE ALLAH DA ZATEN BİZLERİ KUR’AN’DAN HESABA ÇEKECEĞİNE HÜKMEDİYOR KUR’AN’DA. GÜVENİLECEK VELİNİZ ALLAH YALNIZ BENİM DİYOR DA SİZLERE YOL GÖSTERİCİ OLARAK KUR’AN’I GÖNDERDİM VE YEMİN OLSUN Kİ ANLAYASINIZ DİYE KOLAYLAŞTIRDIM DİYORSA, GELİN EDİNDİĞİMİZ VELİLERE DEĞİL, EN EMİN VELİMİZ OLAN ALLAH’A GÜVENELİM
ŞİRK ÇEŞİTLERİ
1~Kendi nefsine tapınmak
2~Şeytana tapmak
3~İlim ve din adamlarını ilah edinmek (insanlardan ilah edinmek)
4~ Puta tapmak
5~ Allah çocuk edindi (Resûlleri Allahın çocuğu olarak görmek)
6~ Resul ve nebilere tapmak.
Şirkin tarifini şu ayetlerle genişce okuyalım.
🌹 Bakara Suresi, 90. ayet: Allah'ın kullarından, dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.
🌹 Bakara Suresi, 109. ayet: Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
🌹 Maide Suresi, 30. ayet: Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
🌹 Maide Suresi, 32. ayet: Bu nedenle, İsrailoğulları'na şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
🌹 En'am Suresi, 70. ayet: Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır.
🌹 İsra Suresi, 14. ayet: "Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter."🌹
İnsanlar Allaha inançlarının yeryüzünde tayin ettiği şeyh, gavs, tarikat lşderleri, cemaatler, mezhepler vasıtası ile Allaha ibadetlerinin akdini gerçekleştirmeyi misyon edinler.
Kuran bizi bu konuda nasıl uyarıyor.
Andolsun ki insanı biz yarattık. Bu yüzden onun içinden nelerin geçtiğini çok iyi biliriz. Zira biz ona şah damarından daha yakınız. (Kâf 50/16)
İyi bilin ki saf ve katışıksız din Allah’a aittir. O’ndan başka birtakım evliya/otoriteler edinenler: – Biz onlara, başka bir maksatla değil sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz derler. Allah, onların aralarında tartıştıkları konularda hükmünü verecektir. Zira Allah, hiç bir yalancı nankör kâfiri yoluna kabul etmez. (Zümer 39/3)
Onlar, Allah ile aralarına hahamlarını ve rahiplerini (din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesih’i koyup Rabler (din koyucu) edindiler. Oysa onlar tek bir İlah’tan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Zira Allah’tan başka ilah yoktur. O, onların koştukları bütün şirk unsurlarından münezzehtir ve yücedir. (Tevbe 9/31)
Ayetler bize Allah ile kul arasına başkalarının koyulmasını asla kabul ermiyor. Kaf 16 da ki çıkarım, Allah ile kendisi arasına aracı koyan şah damarını kesmiş demektir. Bizim şah damarımız can damarımız olduğuna göre, aracı koyduğumuz kişiler sayesinde bunu kesmiş oluyoruz. Buda bizim ölümümüz demek oluyor.
Zümer 3 de Allaha yaklaşmak için onlara ibadet ettiklerini onların fikir ve görüşlerinin Allah katında olduklarını varsayarlar. Kuranı değil din adamlarını rehber edinirler,ilah edinirler.
Din adamlarının söylemlerini kurandan sananlar
Onların bir kısmı, kitaptan olmadığı halde sizin kitaptan zannetmeniz için dillerini eğip bükerler. Allah’ın kitabından okuyormuş gibi yaparlar, o Allah katından olmadığı halde “Allah katındandır” derler. Bile bile Allah hakkında yalan söylerler. (Ali- imrân 3/78)
İşte bu ayetin bizi uyarışı çok müthiştir. Arapça dilini bilmeyenler, kuranın içeriğinden beyhaber olanlar okunanların kurandan olduğunu zannederek körü körüne teslimiyetin bataklığına saplanmış oluyorlar.
Onlara, Allah’ın indirdiği Kuran’a uyun denilince: “Hayır, biz, atalarımızın başımıza sardığı geleneğe uyarız.” derler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler? (Bakara 2/170)
Bizi şirke götüren eylemler işte bunlardır. Allah ise bunu asla kabul etmemekte ve bağışlamamaktadır.
Allah, sadece kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun altındaki günahları hak eden kişi için isterse bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, büyük bir günahla ona iftira etmiş olur. (Nisa 4/48)
Şirkte önemli bir detay daha var.
Şirk dini ve inancına karşı başarı sağlanması kur'an'ı mubinin ANLAŞILMASI ve YAŞANMASINA bağlıdır. Kur'an kurslarının açılmasına ve hafızların bol olmasına değil.
Hulûl inancının en büyük Koruyucuları İngiliz ve İsrail'in Türkiye'deki temsilcileri ve bazı tarikatlar ile İslami ad ve kavramlar kullanılarak milleti soyan, sömüren, Holdingleşmiş basın ve medya kuruluşlarıdır. Gün yok ki birçok televizyon kanallarında milyonlarca lira harcanarak hulûl inancını ve önderlerini öven batıl inançları ve hurafeleri ön plana çıkaran filmler seyrettirmemiş olmasınlar.
Hulûl inancına açıklanması kolay olmayan bir cazibe , şeytani iç güdü, nefsin hoşuna giden zevk ve lezzet mevcuttur.
Tarikatlerde ki şeyhlik kurumu, rabıta ve hatmi çok önemli Mahiyet arz eder. Şeyh Efendi Allah'ın zatını yeryüzünde tecessüm etmiş halini ortaya koymaktadır (haşa). Yani ondaki beşeri özellikler yok olur, ilahi özellik ve vasıflara bürünmüş kabul edilir. Şeyh Efendi de bulunulduğuna inanılan olağanüstü haller bundan ötürüdür.
TEVBE ALMAK
Öncelikle şunu söylemek istiyorum, Tevbe alınmaz, tevbe edilir. Tevbe, dönüş yapmak’; ‘günahı bırakıp doğru yola dönmek’ demektir. Bu konuda kişi, içten ve samimi bir şekilde Allah’a söz verir ve kendisi için yeni bir sayfa açar. O ana kadar işlediği günahlar için de Allah’tan af diler.
Tevbe etme usulü kuranda açıkça bildirilmektedir, bilgi sahibi değilse,kurana bakarak ayetleri öğrenilebilir. Birlikte tevbe edilebilir. Kişi, tevbesine başka kimseleri şahit de tutabilir. Ama bunu “Tevbe alma” törenine çevirmek doğru değildir. Böyle bir tören, tevbeden çok Hristiyanların günah çıkarma törenlerini hatırlatıyor.
Başkalarını araya koyarak falancanın yüzüsuyu hürmetine affeyle, işte benim için Allahtan sen af dile gibi yaklaşımlar asla kurani değildir.
Rabbinize için için ve yalvararak dua edin. O, taşkınlık yapanları gerçekten sevmez.” (A’râf, 7/55)
Başkalarını vesile kılmak taşkınlıktır,
Rabbiniz şöyle dedi: – Bana dua edin ki, sizin duanıza cevap vereyim. Bana ibadet etmeyi gururlarına yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehennemi boylayacaklar.
(Mü’min 40/60)
Allah bizlere başkalarını aracı edinerek rüşvet teklif eder gibi başkalarını kullanarak değil, kendimizden duayı beklemektedir.
Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. (fatiha 5)
KUR'AN I ÖLMÜŞLERİMİZE OKUMAK DOĞRU MU?
Yapmak istediğimiz bir şeyi, eğer doğru yapmak istiyorsak, önce o işe en doğru yerden başlamalıyız ki, iyi bir sonuç alabilelim. Peki, bizler İslam ı yaşarken, doğru bir noktadan başlıyor muyuz? İşte çok önemli bir soru. Bu sorunun genel anlamda cevabını bizler kendi nefsimize, doğruya en yakın bir şekilde verdiğimiz ölçüde, imtihanımız dan başarılı olarak çıkabilir ve İnancımıza da doğru yerden başlamış oluruz.
Sevap kazanmak, bir değer oluşturduğumuzda, alınacak mükâfattır Allah katından. Allah tan mükâfat alabilmemiz için, bizlere gönderdiği rehberinde geçen hükümlere uyduğumuz da, yerine getirdiğimizde bizlere sevap yazacağını ve mükâfatlandırarak, cennetine alacağını söyler. Bir bilgiyi sözlü olarak tekrar etmek değil, onu uygulamak la sevap kazanacağımızı artık anlamalıyız. Anlamını bilmeden okuduğumuz Kur’an ın, hiç kimseye bir faydasının olamayacağını fark edemiyorsak, bu işe baştan yanlış başlamışız demektir.
Allah Kur’an sizlerin gönül gözünüzü açacak, kalplerinizdeki kabukları kıracaktır diyor, ama bir şartla, okuduğunuz bilgiler üzerinde düşünüp, akıl edip, söylenenleri yerine getirmek şartıyla. Düşünebilmek için önce anlamak gerekir. Bugüne kadar bizlere, anlamını bilmesen de oku, Allah sevap yazar dediler. Bu düşünce bizleri Rabbimize değil, BU SÖZLERİ SÖYLEYENLERE VE ŞEYTANA YAKLAŞTIRACAKTIR. Bunun da sonu nereye varır, onu da hep birlikte hesap günü göreceğiz.
Anlamını bilmeden okuduğumuz Kur’an, bizlerin ne gönül gözünü açacak, nede gönüllerimizin taşlaşmış kabuklarını kıracaktır. ALLAH BİLMEDEN, ANLAMADAN, ALLAH IN REHBERİNDEN UZAK, BATIL BİLGİLER IŞIĞINDA OKUDUĞUMUZ KİTABIN ÖRNEĞİNİ, MERKEBİN TAŞIDIĞI KİTAPLARA BENZETİR. Allah ın, aklını kullanmayanlar için söyledikleri, bizler için çok açık bir uyarıdır.
Cuma 5: Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir………
Yunus 100: Allah'ın izni olmadıkça, hiçbir benlik iman edemez. Allah pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
Sanırım bu iki ayet bizlere önemli dersler veriyor. Yahudilerde ellerinde Allah ın kitabı olduğu halde, onu yeterli görmeyip, rivayet ve sanı inançlara yöneldiler, ÇÜNKÜ ALLAH IN KELAMINI YETERLİ GÖRMEDİLER, ATALARININ İNANÇLARINDAN VAZ GEÇMEDİLER. Allah ın verdiği örnek çok dikkat çekicidir.
Bizler İslam ı yaşamaya, o kadar yanlış bir yerden başlamışız ki, anlamadan Kur’an ın tamamını hatim etmeyi bir meziyet görüp, daha sonrada yine anlamadan okuduğumuz bu hatim in sevabını da, ölmüşlerimize bağışlarız. Düşünebiliyor musunuz, kendimize bile anlamadan okuduğumuz için fayda sağlamadığı halde, yine amel defteri kapanmış, imtihanı sona ermiş, ölen birisine sevabını bağışlamanın ona fayda sağlayacağını, akıl ve mantığımıza sığdırabiliyoruz. Ölmüş yakınlarımıza yapabileceğimiz en güzel şey onlara DUA etmektir, lütfen bunu unutmayalım. DUA KAPISI ASLA KAPANMAZ, HER ZAMAN AÇIKTIR.
Kur’an ı Allah ölülere değil, dirilere okunması ve onlara rehber olması için indirdim der bizlere. Ölmüş bir insana Kur’an ı okuyup, onlara sevabını göndermemiz, bu durumda doğru bir davranış mıdır? Ölmüş bir insana KUR'AN IN nasıl rehber olacağını düşünürüz? mı sizce? YARAMAYACAĞINI RABBİMİZ SÖYLÜYOR.
Bizler kendimize rehber olarak, gereği gibi Kur’an ı almayıp, onun ışığından faydalanmayı düşünmek yerine, yaptığımız yanlışın artık farkına varalım ve emaneti teslim etmeden, bizzat bizler kendimiz Allah ın nurundan faydalanmanın yolunu bulalım. Bakın Allah elçisine bile bu konuda ne söylüyor.
Neml 80: SEN, ÖLÜLERE İŞİTTİREMEZSİN. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Fatır 22: Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. SEN KABİRLERDEKİLERE İŞİTTİREMEZSİN.
Allah elçisine, bu kitabı ölülere işittiremezsin dediği halde, bizler hala Allah elçisinin bile yapamadığını yapmaya çalışıyor, ölmüşlerimize Kur’an okuyup, onlara gönderdiğimizi söyleyip, işittirmeye çalışıyoruz. Eğer Kur’an ı anlayarak okusaydık, bu gerçekleri görecektik. Bu gerçekleri görmemiz engellendi ve toplumlar kendi çıkarları doğrultusunda, daha kolay yönlendirildi.
Eğer Kur’an ı anlayarak, düşünerek okusaydık, hiç kimsenin bir başkası adına hiçbir şey yapamayacağını, herkesin bu dünyada yaptıklarının karşılığını alacağını bilirdik. Bizler yaşarken neler yaptıysak, onun karşılığını göreceğiz.
Aslında yukarıdaki ayetler çok anlamlı ve düşündürücüdür. Allah ölülere işittiremezsin diyor, ama yaşayan bazı kişilere de duyuramayacağını söylüyor. İşte bu yaşayan körler ve sağırlara da Allah elçisinin duyuramayacağını söylüyor ayet. Ölmüş insana inatla duyurmaya çalışanlar, onların adına sevap işleyeceklerini zannedenler, sanırım Rabbimizin ayetlerinden habersiz olsalar gerek. Bakın Allah bizleri nasıl uyarıyor ve ne söylüyor.
Nahl 111: Gün olur, HERKES KENDİ NEFSİ İÇİN MÜCADELE EDER ve herkese, yaptığının karşılığı tam tamına ödenir; onlar asla zulme uğratılmazlar.
Çok açık her insan, kendi nefsi için mücadele eder diyor. Bu ne demektir? Hepimiz kendi nefsimizin imtihanını veririz. İmtihanımızı hiç kimseye havale ederek, onların yönlendirmeleri ile yaşayamayız. Kur’an dan faydalanmak, onun nuruyla nurlanmak istiyorsak, KUR’AN I ÖLMÜŞ KALPLERİMİZİ DİRİLTMEK İÇİN OKUMALIYIZ.Kur’anın anlamını bilmeden çok okuduk. Şimdide anlamını bilerek, üzerinde düşünerek, anladığımız dilden bolca okuyalım ki, onun gösterdiği yoldan gidebilelim.
İslam toplumları olarak yüzlerce yıldır, Kur’an ı anlayabilmek adına, beşerin kitaplarını, Kur’an ın önüne koyarak Kur’an ı anlamaya çalıştık. Gelin şimdi Kur’an ı, beşerin kitaplarının önüne alarak, ondan faydalanmaya çalışalım. Şunu unutmayalım, bizleri Allah'a ulaştıracak kitap, sorumlu olduğumuz yalnız KUR’AN dır.
Dilerim Allah ın nuruyla nurlanan, onun aydınlığını gönlünde hissedenlerden oluruz. Bizlere düşen ölmüş yakınlarımıza, sevdiklerimize gönülden bolca dua etmek olmalıdır. Çünkü Allah dua kapısını sevdiği kulları için, ardına kadar açık bırakmıştır. Dilerim mahşer günü sevdiklerimizle birlikte yüzleri gülen, Allah ın azınlık sevgili kullarından oluruz.
Hz. ADEM İLK İNSAN MI? İNSANLARIN ÇOĞALMASI NASIL OLMUŞTUR.?
Meleklerin Bakara 30 da sorduğu soruyla başlayalım.
Bakara 30-Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife/yönetici tayin edeceğim.” demişti. Melekler de “Yeryüzünde bozgunculuk yapan ve kan dökenlerden birisini mi halife/yönetici tayin edeceksin? Oysa biz seni durmadan övgü ile tespih ve takdis ediyoruz.” dediler. Allah “Ben sizin bilmediklerinizi biliyorum.” dedi.
Ayetteki yaratmak olarak çevirilen CAİLUN kelimesinin asıl anlamı, tayin etmek göreve atamak olarak çevirilmelidir. Halife,islama öncülük edecek kişi toplumdan seçilir. Sadece Hz. Adem varsa, zaten seçime gerek yok.
Meleklerin kan döken ve bozgunculuk çıkaran birini mi? halife tayin edeceksin demeleri, henüz ilahi yasa ile tanışmamış, var olan topluma tebliğ yapılmamış, insanların olduğunu göstermektedir. Şöyle düşünelim, Allah topraktan Ademi ve eşini yarattığını (NİSA-1 ve ZÜMER-6) açıklamıştır.
Hz. Âdem ve eşinin çocuklarının çarpraz evlilikle çoğaldığını savunmak Allahın yaratmadaki misyonunu engellemektir. Ademi yaratan Allah, başka Adem'leri de yaratmasının önünde bir engel yoktur. Ayetlerde bunu delillendirmektedir. Bunu ilerideki ayetlerde (Hucurat 13) göreceğiz.
Ey insanlar! Sizi tek bir özden/candan yaratan, ondan da (ademin yaratıldığı özden, topraktan) eşini yaratan, bu ikisinden de (hem erkek hem dişi hücreden) birçok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden/sahibinizden sakının..... (Nisa 4/1)
Fatır 11 Allah, sizi önce topraktan, sonra bir damla sudan/spermden yaratmış. Sonra sizi dişi ve erkekler olarak çiftler kılmıştır. Hiçbir dişi O’nun bilgisi/koyduğu yasa dışında ne hamile kalabilir ne de doğurabilir. Bir kişinin ömrünün uzun veya kısa olması ancak O’nun koyduğu yasalara bağlıdır. Zira bütün bunları yapmak Allah’a çok kolaydır.
O sizi tek bir özden yaratmıştır. Sonra da aynı özden eşini meydana getirmiştir ve size dört türden çiftler olmak üzere sekiz hayvan lütfetmiştir. Sizi de analarınızın karnında, üç karanlık içinde aşama aşama geliştirerek yaratmaktadır. İşte, sizin Rabbiniz/sahibiniz böyle bir Allah’tır. Mutlak hükümranlık O’nundur zira O’ndan başka ilah yoktur öyleyse nasıl haktan Kuran’dan uzaklaşıyorsunuz?
(Zümer 39/6)
Allah, Nisa 1 de Allah Ademi özden yarattığını, eşinide aynı özden yarattığını, aynı özden hem birçok erkek hemde birçok kadın var ettiğini ifade etmektedir. Zümer 6 da bunu daha ayrıntılı ifade ediyor.
Hucurat 13 de ise sizi bir erkek ve dişi hücreden yaratan, Birbirinizi tanıyasınız ve iyilikte buluşasınız diye yaratılanların KABİLELER ve KAVİMLER halinde olduklarını bize söylüyor Allah.
Allah; Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini TOPLUMLAR ARASINDAN SEÇTİ. (Âl-i imrân 3/33)
Bütün bu insan gruplarını farklı kavim ve topluluklar olarak Allah erkekli ve dişili olarak yaratmıştır. Sonraki süreçte cinsel birleşimle türemeye devam etmiştir.
Adem ve eşinden bütün insanlığın çoğaldığını, çocukların çapraz evlilik yaparak türediğini savunmak, bu kadar ayeti çöpe atmak demektir.
Bunların içinden, Allah halife olarak Ademi seçmesi kendi yasalarını insanlara bildirmesi içindir. Allah her topluma mutlaka uyarıcı göndermiştir. Hz Adem'de var olan topluma uyarıcı olarak atanmıştır.
KURAN'DA KABİR AZABI VARMI?
Yazımızın konusuna geçmeden önce, sizlere Kur’an’dan bazı ayetleri hatırlatmak istiyorum, çünkü konu bu şekilde daha iyi anlaşılacaktır umarım. Rabbimiz Kur’an’da bazı ayetlerinde şöyle diyor.
Enam 38. ; BİZ KİTAP’TA HİÇ BİR ŞEYİ NOKSAN BIRAKMADIK, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
Enam 114. ALLAH size Kitap’ı AYRINTILI KILINMIŞ BİR HALDE İNDİRMİŞKEN, ALLAH’IN dışında bir hakem mi arayayım?
İsra Suresi 36. HAKKINDA BİLGİN OLMAYAN ŞEYİN ARDINA DÜŞME! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.
Ankebut Suresi 51. KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.
Zühruf 44: Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ.
Yukarıda bazı ayetleri yazdım, bunu bazı unuttuğumuz değerleri hatırlatmak içindi. Ne diyor Yaradan, ben bu kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadım diyor. Bu sözleri tebliğ alan bizler, beşerin tam tersini söylediği, bu kitap özet bilgidir, Kur’an’da her şey yazmaz diyenlerin sözlerine nasıl kandığımızı, aldandığımızı da, lütfen düşünmesini rica ediyorum.
Devamında ki ayette de, bu kitap ayrıntılı iken, başka kitaplara mı bakıp iman edeyim diyor. Diğer ayette ise, hakkında bilgin olmayan şeylerin ardına düşülmemesi gerektiği, sonunda sorumlu olacağımız kitaptan bahsediyor. Diğer ayette de aslında Rabbim bizlere kızıyor ve diyor ki, sana indirdiğim Kur’an yetmiyor mu da, başka kaynaklar arıyorsun.
En son ayet aslında, çok dikkat çekici ve noktayı koyuyor. Bu Kitaptan sorumlusun. Allah bu kitaptan sorumlusunuz dediği halde, acaba bizler nelere iman etmeye devam ediyoruz, bunu da herkes kendi nefsinde düşünmelidir.
Konumuz kabirde çekileceği söylenen azap. KUR’AN DA, RABBİMİZ KABİR AZABINDAN TEK KELİME DAHİ BAHSETMEZ. Eğer bizlerin bilmesi gereken böyle bir durum olsaydı, ayetlerinde söylediği gibi açıkça belirtirdi. Sizlere kabir azabı konusunu, Kur’an’ın bahsettiği şekilde anlatmaya çalışacağım, elimden geldiğince
KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE KABİR HAYATI
Nahl/21 ONLAR CANSIZ, ÖLÜDÜRLER. NE ZAMAN DİRİLECEKLERİNE DAİR ŞUURLARI DA YOKTUR.
Yukarıdaki ayet-i kerime açıkça bizlere ölülerin diriliş saatine, yani kıyamete kadar şuursuz bir halde bir yokluk içinde olacaklarını bildirmektedir. Şuursuz, bilinçsiz nefsimizin yani kişiliğimizin kabirde sorgu suale çekilmesi düşünülebilir mi? O zaman insanlar bir uyku halindedir çünkü.
Duhan/56- ORADA, İLK ÖLÜMDEN BAŞKA BİR ÖLÜM TATMAZLAR.
Bu ayete göre eğer insanlar kabirde diriltilirlerse iki defa ölümü tatmış olurlar ki bu, ayete ters düşer. Ayrıca İnsanlar kabirde hesaba çekilirlerse, ahrette ki hesaba çekilme, ahirette hesaba çekilirlerse kabirdeki hesaba çekilme izah edilemez. Eğer kabirde de ahirette de hesaba çekilirlerse, bir fiilden dolayı iki defa hesaba çekilmiş olurlar ki, bu da hem anlamsız olur, hem de Kur’an’da geçen ALLAH’IN adaletine ters düşer. Ancak Kur’an der ki sorgulanma ancak ahirettedir. Kur’an sûra üflendiğinde, yani kalk borusu çaldığında, tüm hesabın adaletle görüleceğini anlatır.
40/11- Onlar: “RABBİMİZ! BİZİ İKİ DEFA ÖLDÜRDÜN, İKİ DEFA DİRİLTTİN. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmaya yol var mıdır?” derler.
Yukarıdaki ayet cehennemliklerin içlerinde bulunacakları durumu tasvir etmektedir. Bu ayette iki defa ölümden ve iki defa diriltilmekten bahsedilmektedir. Bu ayet genel kabule göre şu anlama gelir: anne rahmine düşmeden önceki yokluk durumu yani ölüm hali(1. Ölüm), Doğduktan sonraki diri halimiz(1.Diriliş) Ecelimizle ölmemiz (2. Ölüm) ve Kıyamet günü yeniden Diriltilmemiz. (2.Diriliş) Eğer Kabir azabı olsaydı üç defa ölüm üç defa diriliş yaşamamız gerekirdi…
O gün sizi çağırdığında, derhal çağrısına O’nu överek uyacaksınız. Ve dünyada az bir zaman kaldığınızı zannedeceksiniz.
(Isrâ 17/52)
Yüce Rabbimiz bu olayı da uykuya benzetir. Nasıl saatlerce uyuduğumuz halde zaman kavramını yitirip, bir göz kırpması kadar uyuduğumuzu sanırız. Benzer şekilde öldükten sonra, diriltilinceye kadar bir yokluk yaşarız. Kuran'a danışmaya devam edelim.
Sura üflenince, KABİRLERİNDEN RABLERİNE KOŞARAK ÇIKARLAR. Yasin 51.Ayet
“Vay halimize” derler, “YATTIĞIMIZ YERDEN BİZİ KİM KALDIRDI? Bu, Rahman’ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti.” Yasin 52.ayet
Yukarıdaki ayetlerde de büyük bir şaşkınlık ve pişmanlık görülüyor. Ancak insanlar kabir azabı gibi bir ön hazırlık azabı çekseler, hiçte şaşırmazlardı inkâr ettikleri şeylerin gerçek olduğuna. Kur’an’a bakmaya devam edelim.
Naziat suresi bize şöyle diyor.
Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
Onu bildirmek, senin görevin değildir.
Onun bilgisi Rabbine aittir.
Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.
Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.
Naziat 42...46.ayetler.
Akla şu soru geliyor. Akıl almaz işkenceler geçiren biri için bir dakika bile yıllar kadar geçmek bilmez bir süreyi ifade ettiği halde, Rabbimiz bu dünyada insanların geçirdiği süreyi (Canlı ve Cansız olarak geçirdiğimiz Dünya süresini) çok kısa bir süre olarak tasvir eder. Vahye kulak vermeye devam edelim:
Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman,
İnsanoğlu, ne yaptığını ve ne yapmadığını görür. İNFİTAR 4~5.Ayet
Ama kabir azabı inancına göre kişi zaten daha kabirde ne yaptığını ne yapmadığını görmüş bundan dolayı azaba ya da mükâfata tabi tutulmamış mıydı? Demek ki kabir azabına inandığımız zaman, yazdığımız ayetlere ters düşüyor.
ADİYAT 9–10. İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalplerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi?
Ama kabir hayatı inancına göre, kalplerde olanlar bir sorgulama ile kabirde ortaya çıkarılmıyor mu bizlere öyle öğretilmedi mi?
Kur’an’ın bu ölüm kıyamet ve ahiretle ilgili tüm ayetlerinde hesabın ahi rette verileceği vurgulanırken, yargısız bir infazı andırırcasına “ölmüş” bedene nasıl sorguda bulunulur? ALLAH’IN aşağıdaki ayetlerinde belirttiği gibi, yok iken bizi bu dünyada ruh ve bedenimizle bir bütün olarak var edip, bizi canlı kılan Rabbimiz aynı şekilde bizi yaratmadan önceki halimize döndürüp öldürmektedir. Yani yokken var ettiği gibi, varken yok etmektedir. Ve yokluktan tekrar kıyamet günü var edecektir.
RUM 25. Göğün ve yerin O’nun buyruğu ile ayakta durması O’nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.
RUM 26. Göklerde ve yerde olanlar O’nundur; hepsi O’na boyun eğmiştir.
RUM 27. Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O’dur. Bu, O’nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar o’nundur. O, güçlüdür, Hâkimdir.
HAC 6–7. Bunlar, yalnız ALLAH’IN gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün her şeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, ALLAH’IN kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
Yukarıdaki apaçık ayetler kabirde bir hayat olmadığını, kabirlerde olanın kıyamet günü diriltileceğini söylüyorlar. Bir de Kabir azabına delil olarak bulunabilen ve Kur’an Bütünlüğünden Cımbızlayarak öne sürdükleri Kuran’daki tek ayete bakalım, iki farklı mealden alıntı yapalım.
Mümin SURESİ'de kabir azabının varlığına delil getirilen ayetleri inceleyelim.
Mü’min 44 – Yakında size söylediğim bu sözlerin ne kadar gerçek olduğunu anlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını daima görüp gözetir.
Mümin 45. ALLAH o (muttaki) adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azap Firavun’un adamlarını sardı.
Mümin 46. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, “Firavun’un adamlarını azabın en ağırına sokun” denir.
Yukarıdaki ayetteki azabın, kıyamette olacağı anlamı çıkmaktadır. Ancak azap kıyamette verilmese de kabir azabına delil olamaz. Çünkü Kur’an ayetleri bir birini açıklar. Sabah-akşam tabiri Arapçada süreklilik anlamında kullanılır. En’âm 52. Sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O’na yalvaranları kovma.” Ya da Kehf 28. “Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret.” Ayetlerinde kullanıldıkları gibi.
44.ayette, yakında size söylediklerimin gerçekliğine şahit olacaksınız der. Peki bu ifade kabir azabına atıf olsa, kim şahit oluyor kabirde görülen azaba..? Demekki dünyada olan birşey bu hrrkesin görüp şahit olacağı bir durum olmalıdır. Firavunun iktidarı kaybedişi, iktidarın müslümanların lehine geçmesini, firavun ve yandaşları, destekçileri, kaldıramadıkları bir utanç, aşağılanma duygusunun verdiği vicdani azaptır. Sabah akşam bu psikolojiyle yaşamalarını, Allah bize bildirmektedir.
Ayrıca Kâfirler bu dünyada da azaba çarptırılırlar:
Ali_imran 56-Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. _inkâr edenleri de dünya ve ahi rette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır.”
Tevbe 55. Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. ALLAH bunlarla onlara dünya hayatında azap etmek ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını ister.
Tevbe 74.ALLAH ve peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, ALLAH onları dünya ve ahi rette can yakıcı azaba uğratır.
Tevbe 85. Malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin; ALLAH bunlarla onlara dünyada azap etmek ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını ister.
Rad 34. Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. ALLAH’A karşı onları bir koruyan da yoktur.
Dolayısıyla Kabir azabına delil olabilecek Kur’an’daki tek ayette, Kur’an bütünlüğünde diğer ayetlerin açıklayıcılığı ile anlaşılmalıdır. Kur’an dışı bir inanç olan, Kabir hayatında azap ya da mükâfat inancına Kur’an öncesi Vahiy metinlerinde de rastlanmamaktadır. Muhtemelen Bu inanış, İslam inancının Hz. Muhammed sonrası geniş coğrafyalara yayılma süreciyle beraber, İran inanışlarından etkilenme sonucu Müslümanların gündemine girmiştir.
Ayrıca insanları günahlardan sakındırmak için, etkili bir korku aracı olarak kullanılmıştır. Çünkü avami yığınları görmediği ve gerçekleşmesi sonra olacak olan Kıyamet ve Ahiretle korkutmak ve uyarmaktansa, her an hayatın içinde olan somut mezarlarda azap görüleceği inancı daha etkili olmaktadır.
Ancak Gaybla ilgili zan barındıran bu tür inanışlar dinin masallaşmasına, bir korku sistemi olmasına yol açmaktadır. Dokuz tahta altında yılanlarla boğuşmak ve meleklerin demir topuzları altında parçalanmak tehdidi insanlara din diye sunulmaktadır.
Yapılması gereken tek şey İnançların Rabbimizin Koruduğu Kur’an’la belirlenmesidir. Eğer Allah sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum diyor da, kabirde azabın olacağından hiç bahsetmiyorsa, bunun tersini söyleyenlere inanmamalıyız. Peygamberimizin bizleri Kur’an ile uyardığını hiç unutmayıp, onun sözleri diye, bu konu ile ilgili uydurma sözlere de kanmamalıyız.
Son olarak sizlere ALLAH’IN dikkat çekici bir ayetini hatırlatmak istiyorum. Bu ayetten ibret alan, kabir azabının Kur’an’da asla bahsedilmediği halde inanmanın sonucunu sanırım çok iyi açıklıyor.
Araf 33; De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, Allah’a ortak koşmanızı ve ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR.
ALLAH SAPTIRIR, ŞAŞIRTIR MI?
DİLEDİĞİNİ /DİLEYENİ SAPTIRIR AYETLERİ, YANLIŞ VE DOĞRU ÇEVİRİLER.
Kehf sutesi 17.ayet“Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır.
Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın”.
Kehf 17 Güneş doğup yükselirken mağaranın sağ tarafına vurup geçtiğini, batarken de sol tarafına vurup geçtiğini içeriye güneş ışığının girmediğini görürdün. Onlar, mağaranın dip tarafında geniş kısımda idiler. İşte bu Allah’ın ayetlerinden biridir. Kim Allah’ın gösterdiği yoldaysa o doğru yoldadır. Kim de saparsa onun için bir veli/dost ve yol gösterici bulamazsın.
Araf suresinin 186.ayet“Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar”.
Araf 186 Allah kimin sapıklığını onaylamışsa onu doğru yola getirecek yoktur. O, onları azgınlıkları içerisinde debelenmeye terk eder.
Zümer Suresi 23.Ayet:Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab´ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah´ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah´ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.
Zümer 23 Allah, hadislerin en güzelini, kendi içinde tutarlı birbirine benzeyen ikişerli sistemde bir kitap/Kuran olarak indirmiştir. Rabblerine derin bir saygı duyanların ayetleri karşısında tenleri ürperir, ardından Allah’ın sonsuz rahmetini anınca da kalpleri ve tenleri yatışıp huzur bulur. İşte bu, Allah’ın hidayeti/rehberidir ki dileyen kimse bu hadis ile doğru yola ulaşır. Allah, kimin de sapkınlığını onaylamışsa artık ona doğru yolu gösterecek kimse yoktur.
Zumer 36 ve 37 ayet“Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan (Allah'tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur. Allah, kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah mutlak güç sahibi, intikam sahibi değil midir?
Zümer 36 Allah kuluna yetmez mi ki, onlar seni Allah’tan başka bir takım kişilerle korkutmaya çalışıyorlar. Allah kimin sapkınlığını onaylarsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
Zümer 37 Ama kim de Allah’ın rehberine uymuşsa onu da saptıracak bir güç yoktur. Allah gücüne karşı konulamayan ve hak edene de gerekli cezayı veren değil midir?
Zümer Suresi 52.Ayet:Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.
Zümer 52 Şimdi onlar Allah’ın dileyip çalışana rızkı yayıp ve bir ölçüye göre verdiğini bilmiyorlar mı? İşte bunda inanan bir toplum için alınacak nice dersler vardır.
İbrahim Suresi 4.AyetOnlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.
İbrahim 4 Biz, vahyi açık ve net olarak iletebilsin diye, her elçiyi kendi halkının diliyle gönderdik.(1) Allah artık, sapkınlığı tercih edeni sapkınlığa iletir, doğru yolu tercih edeni de doğru yola iletir.Zira O her işi mükemmel ve her hükmü doğru olandır.
Müddessir Suresi 31.Ayet:Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.
Müdessir 31 Biz cehennem bekçilerini yalnızca meleklerden yaptık. Onların sayısını kâfirler için sadece bir fitne yaptık ki kendilerine vahiy verilenlerin bilgileri sağlamlaşsın, müminlerin de imanı artsın. Böylece kitap ehli ve müminler bütün kuşkulardan arınsın. Buna mukabil akılları karışık hastalıklı olanlar ve gerçekleri örtbas eden kâfirler “Allah bu misali vermekle ne yapmak istiyor” desinler. İşte Allah böylece dileyeni sapkınlıkta bırakır, dileyeni de doğru yoluna iletir. Aslında Rabbinin görevli meleklerinin sayısını sadece kendisi bilir. İşte bu beşer için sadece zikir ve bir uyarıdır.
Âl-i İmran Suresi 73.Ayet:Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın.» (Resûlüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah´ın yoludur. Yine (onlar, kendi aralarında şöyle dediler:) «Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).» De ki: Lütuf ve ihsan Allah´ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah´ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.
Ali İmran 73 “Sizin dininize uyanlardan başkasına inanmayın.” De ki: “Doğru yol, sadece Allah’ın gösterdiği yoldur. Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına da verilmesi veya Rabbiniz katında size delil getirecekler diye mi? ” De ki: “Lütuf ve iyilik Allah’ın elindedir, onu hak edene verir. Zira Allah, rahmeti bol olan ve her şeyi bilendir.”
Nahl Suresi 37.Ayet:(Resûlüm!)Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur.
Nahl 37 Sen, onların doğru yola girmelerini ne kadar çok istersen iste şu bir gerçek ki; Allah sapıklığı tercih edeni doğru yola yöneltmez ve bunların yardımcısı da olmayacaktır.
Nahl suresinin 93.ayet“Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı.
Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz”
Nahl 93 Eğer Allah isteseydi, sizi kesinlikle tek bir ümmet yapardı.(1) Fakat O sapıklığı tercih edeni sapıklıkta bırakır, doğru yolu tercih edeni de doğru yoluna iletir. Zira siz, yapıp ettiklerinizden kesinlikle sorgulanacaksınız
Nisa Suresi 88.Ayet: Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüştür). Allah´ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz?
Allah´ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!
Nisa 88 Size ne oluyor ki, işledikleri yüzünden Allah onları ters yüz etmişken; ikiyüzlü münafıklar hakkında iki grup oluyorsunuz? Allah’ın, sapıklık mührü vurduğunu siz mi doğru yola getireceksiniz? Allah, kimin sapıklığını onayladıysa ona asla bir çıkış yolu bulamazsın.
Ra’d Suresi 33.Ayet:Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah´a ortaklar koştular. De ki: «Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah´a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?» Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
Rad 33 Herkesin ne kazandığını bilen ve bununla yargılayacak olan kimmiş? Buna rağmen onlar hala Allah’a birtakım ortaklar koşuyorlar. De ki: “Onlara birtakım isimler ve sıfatlar vererek kutsayın bakalım. Yoksa Allah'ın, yeryüzünde bilmediği bir şey var da Allah'a onu mu haber veriyorsunuz? Yoksa siz bu boş sözle oyalanıyor musunuz?”Aslında gerçeği örtbas eden kâfirlere bu kurdukları düzen cazip görünüyor, böylece gerçek yoldan sapıyorlar. Zira Allah kimin sapıklığını onaylarsa, artık onu doğru yola getirecek kimse yoktur
İsra Suresi 97.Ayet:
Allah kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan odur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah´tan başka dostlar. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız.
İsra 97 Kim Allah’ın rehberi Kuran’a uymuşsa, o doğru yolu bulmuştur. Kim de sapıklığı tercih etmişse, artık onları Allah’a karşı savunacak evliya/dostlar bulamazsın. Biz de onları kıyamet gününde kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü sürünür vaziyette mahşer yerine getireceğiz. Onların yurdu cehennemdir, ne zaman ateşleri zayıflamaya yüz tutsa onun alevler püskürten ateşini kışkırtacağız.
Rum Suresi 29.Ayet:
Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce kötü arzularına uydular. Allah´ın saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir? Onlar için herhangi bir yardımcı yoktur.
Rum 29 Buna rağmen yanlışta ısrar eden zalimler körü körüne arzu ve tutkularına uymaktadırlar oysa Allah’ın sapıklığını onayladığı kimseyi kim doğru yola iletebilir? Böylelerine yardım edecek kimse de yoktur.
Mü’min Suresi 32~33.Ayet:«Ey kavmim! Gerçekten sizin için o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçacağınız günden korkuyorum. Sizi Allah´tan (O´nun azabından) kurtaracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek de yoktur.»
Mümin 32 Ey halkım, ben herkesin feryat edeceği bir gün sizin de başınıza geleceklerden endişe ediyorum. Mümin 33 O gün arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız. Fakat sizi Allah’ın azabından hiç kimse kurtaramayacak, zira Allah’ın sapkınlığını onayladığı kişiye doğru yolu gösterecek kimse olmayacaktır.
Şura Suresi 12.Ayet:Göklerin ve yerin anahtarları O´nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi bilendir.
Şura 12 Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. O, hak edene rızkı yayar ve bir ölçüye göre verir. Çünkü O, her şeyi bilendir.
Şura Suresi 44.Ayet:Allah kimi saptırırsa, bundan sonra artık onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zalimlerin: Dönecek bir yol var mı? dediklerini görürsün.
Şura 44 Allah kimin sapkınlığını onaylamışsa artık bundan sonra onu koruyacak hiçbir velisi yoktur. Gün gelecek sen bu sapkınların azabı gördüklerinde “Buradan çıkmanın bir yolu yok mu?” diye feryat ettiklerini göreceksin.
Şura Suresi 46.Ayet:Onların Allah´tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur.
Şura 46 Artık onların, Allah’tan başka kendilerine yardım edecek hiç evliyaları da olmayacak. Allah’ın sapkınlığını onayladığı kimse için hiçbir kurtuluş yolu yoktur.
Ankebut Suresi 21.Ayet:O, dilediğine azabeder, dilediğini esirger. Ancak O´na döndürüleceksiniz.
Ankebut 21 Zira O, hak edene azap eder ve hak edene de rahmet eder. Ve siz her durumda O’na döndürüleceksiniz.
Fetih Suresi 14.Ayet:Göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Fetih 14 Göklerin ve yerin mutlak hükümranlığı Allah’a aittir. O, hak edeni bağışlar hak edeni de cezalandırır. Zaten Allah eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet sahibidir.
ALLAH KİMSEYE AZAP ETMEZ ,ALLAH KİMSEYİ SAPTIRMAZ.O,KİŞİNİN İSTEK VE ARZULARININ KARŞILIĞINI VERİR. TERCİH TAMAMEN KULA AİTTİR.
Şura 30 İyi bilin ki başınıza gelen her musibet, yaptıklarınız yüzündendir. Bununla birlikte Allah birçoğunu da affetmektedir.
İsra 13 Zira biz her insanın yaptıklarını yazıyoruz. Kıyamet günü kitap olarak ortaya koyacağız.
Yanlış bir kadercilik anlayışının bizi nasıl bir şirke sürüklediğinin farkında olmalıyız.
Akıl ve irademizle yapıp ettiklerimizin kaderini kendimiz belirleriz.
Akıl ve irademizin dışında olanların kaderini Allah belirler.
(erkek ve dişi oluşumuz,nerede doğduğumuz,anne ve babamızı seçemememiz.)
Allah bizim hatalarımızın çoğunu bile affetmektedir, kaldı ki bize azap etsin. Allah dilediğini saptırır,dilediğini de doğruya iletirse bizim akıl ve irademizin ne önemi kalır. Seçim hakkımızın elimizden alınması gibi bir durumla karşı karşıya kalmış oluruz. Kendimizi mahşerde ‘’ALLAHIM BENİ SEN SAPTIRDIN’’ diyerek savunabiliriz. Görüldüğü gibi biz yazılanı oynamıyoruz, kendi yazdığımızı oynuyoruz.
Hani Allah şeytana, Adem için secde edin dediğinde , şeytan asi oldu,Allahtan belli bir güne, kıyamete kadar müsaade istedi ve suçu Allaha atmıştı ‘’ MADEM Kİ BENİ AZDIRDIN’’ Araf 16.ayet,diyerek, Allah onu azdırmış gibi davrandı. Şimdi bizde aynı şeyi savunursak şeytanlık yapmış oluruz. Yada ‘’BENİ SEN HİDAYETE ERDİRDİN’’ gibi diğerlerinin hidayetine engel olmuş ve torpil geçmiş gibi anlam ortaya çıkıyor. Allah bizi imtihan için yarattı(Zariyat 56) bize doğruyu ve yanlışı ayırt eden furkanı verdi. Akıl ve irademizle seçimimizi yaparak, kaderimizi biz belirliyoruz. Bu belirlemeye göre de mükafatımızı mahşerde alacağız inşaAllah. Rabbim bizi iyilerle birlikte yaz.
Demek ki kurandaki kadercilik ifadelerinin, islama fitne sokanların iddalarıyla asla uyuşmamaktadır.
Faturayı Allaha değil kendimize çıkarmalıyız. Çünkü bu suçlama uslubu iblisin özelliğidir.
YASİN DAĞITMAK, ÖLÜYE OKUMAK DOĞRU MU?
Konuya dair yazılmış bir Hadisle başlayalım.
Hastaya, ölüye talep olarak,
-Hasta yatağında yatan yakınım için yasin dağıtıyorum almak istermisin?
-Ailemde geçimsizlik var iyi olması için yasin dağıtıyorum.!
-Ev alacağım ama param yetersiz bunun için yasin dağıtıyorum.!
-Ölmüş olan yakınım için kabirde rahat etsin diye yasin dağıtıyorum.
-Çocuğum olmuyor bunun için yasin dağıtıyorum.! v.s
Bunları duymuşsunuzdur.
Birde uydurulmuş hadis olarak ;
"Yâsin, Kur'ân'ın kalbidir. Allah'ı ve ahiret gününü arzu ederek Yâsin okuyan kimsenin geçmiş günahı affedilir. Onu ölülerinize okuyunuz." (Ebû Davud Cenâiz 20; İbn Mace, Cenâiz 4; İbn Hanbel, Müsned V, 26, 27).
Yasin okumanın geçmiş günahlarının af olunacağına dair hiçbir ayet yoktur. Ayet hükmü olmayan bir konuda resulun, birşey söylemesi hakka 45~46 ya terstir.
Ölülere okuyun ifadesi zaten resule ait olamaz. Yasin 70 ayette dirileri uyarsın diye indirdik der, bu ayete rağmen, Muhammed a.s ölüye kuran okuyun der mi? Dirilerin uyarılması esastır. Bu ruhçuluğa olan meyil şamanizm inancından gelmektedir.
Çünkü bu topraklara ölüler, atalar ve ruhlar ile bağ kuracak bir şey lazım. Madem İslam da “dinlerden bir din”, o zaman o da bunu sağlamak zorunda . Çünkü sanıldığının aksine bu toprakların dipten akan asıl dini hala Şamanizm…
Şamanlıkta din, esasen ölüler, atalar ve ruhlarla ilgilidir. Yeryüzü, diriler ve gerçek hayatla ilgili değil…
Oysa ki kur'an hayat kitabıdır. Bu tür inanç sistemlerini ibadet şekillerini reddeder.
Bunları neden diriler için değil de ölüler için okuyorsunuz? İyi, güzel okuyorsunuz da, cenaze evine gelenler için, mezarın başında toplananlar için, o anda sizi dinleyenler için okusanıza!
Oysa ölen ölmüştür. İstersen bin ihlas, 10 bin fatiha, 100 bin Yasin oku ölüye hiçbir faydası yoktur. Mezarlardakilere duyuramazsın!
Muhammed a.s bu kuranı mezarlara okumadı. Ölülerin başına gidip yasin okuyun demedi. Sokak sokak, ev ev dolaşıp Allah'ın ayetlerini hayatta olanlara anlattı.
Kur’an-ı Kerim’de çeşitli hitaplar vardır. Bu hitapların tamamı dirileredir. O’nda Müminlere, kafirlere, müşriklere, münafıklara… tüm insanlığa, hitaplar bulunmaktadır. Ama hiçbir zaman ölülere şunu okuyun diye bir hitap yoktur. Çünkü o bir hidayet rehberidir. Ölülerin o rehberden faydalanma, hidayet bulma imkânları ortadan kalkmıştır.
Şimdi Allah’ın kitabında ölen kardeşlerimiz için ne yapabileceğimize bakalım. Haşr suresinin 10. ayetinde “…Rabbimiz!, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla…” buyrularak müminlere yapacakları açıklanmıştır. Yani ölmüş olanlara dua edeceğiz.
Sadece Mümin olanların affı için dua edebiliriz. İnanmayan kimseler için asla dua edemeyiz. Onların yerine hayr ve yardım edemeyiz. İbrahim suresi 41 ayet buna örnektir.
Bu tür yanlışların din adamları ve dini kurumlar tarafından sürdürüldüğü bizi oldukça üzmektedir..
Mezheplerin cemaatlerin vs bu hurafenin öncülüğünü yapmaktadırlar. Topluma bir virüs gibi bulaşan bu inanç kuran'ın amacı dışında değerlendirilmesine yol açmaktadır. Dirilerin uyarılmasını esas alan islam dini bu bidatlerle yara almıştır. Ölüye kuran okumanın akli bir yanı olamaz.
NASIL DUA ETMELİYİZ
NASIL ETMEMELİYİZ.
1- Dua, Çağrı yakarış ve yöneliştir.
2- Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin Furkan 77
3- Rabbinin yoluna davet etmek Yusuf 108
4 - Rabbinize boyun bükerek gizlice dua etmek Araf 55
5- Duada haddi ve sınırı aşmamak yüksek sesle yapmamak. Haram veya sıradışı şeyler istememek.
6- Allah'a korku ile dua etmek Araf 56
7- Yalnız ona kulluk edip Yalnız ondan istemek Fatiha 5 önce kulluk görevini yerine getirmek sonra da dua etmek.
8- Kendi nefsinde korkarak boyun bükerek zikret bağıra çağıra değil Araf 205
9- Allah'a isimleri ile dua etmek İsra 110
10- Dua etmek iman tazelemektir.
11- Güven duyarak yönelmek
12- bizi en iyi anlayan Allahtır bilinci ile dua etmek.
13 - Dua ederken istediğimiz şey bizim için hayır ya da şer olabilir, bizim için hayırlısını Allah bilir. Bakara 216
14- Hayra dua eder gibi şer'e dua etmemek aceleci davranmamak İsra 11
15 - Allah'ın dualara icabet etmesi fakat hepsinin kabulü olmayabilir Çünkü bizim için dua da neyin hayırlı olduğunu en iyi o bilir Bakara süresi 186/ Mümin 60 ayetler.
16- dua için çaba ortaya koymak sonra hayırlısını dilemek.
17- Duamızı kabul olmayacağını düşünmek Mümin duruşu değildir.
18- Duada elleri kaldırmak, Allah'ın makam ve yüceliğine işaret etmektir. Bu ellerle yaptığım işler için senden istiyorum demektir. Fedakarlık Ortaya koymuş ellerle yakarmak.19- Duada kelime seçimi yaparak tertemiz duygularla Allah'a yükseldiğini düşünüp Salih amellerle bunu Allah'a yansıtmak ispatlamak Fatır Suresi 10
Hz. Nuh örneği Sen gemiyi yap suyu getirmesi yüzdürmesi bizden.
20- En güzel sözlerle dua etmek Allah'ın kelamı ile Kur'an ile dua etmek. Başarının Allah'ın yardımıyla, dilemesiyle olması emek ve dua... Zümer 23
21- Allah var deyip yokmuş gibi yaşamak duaya yönelmemek.
22- Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'tan, muhtaçlığımızı ona yönelerek arz ederek dua etmek.
Not ; Muhtaçsız olan Allah'tır, muhtaç olan insandır.
23- gerçek dua Allah için yapılandır Allah'ın peşi sıra dua ettikleri hiçbir şeye Vakıf olmayanlardır. Örneğin iki avucunu suya açıp suyun ona gelmesini bekleyenlerin durumu gibidir Rad suresi 14
24- Allah'tan başkasına dua ettikleri bir çekirdeğin zarına bile sahip değillerdir, onları işitmezler, işitseler bile onlara cevap veremezler, Onların bir ihtiyacını gideremezler. Fatır suresi 13-14
25- Allah'ın peşi sıra yardım istedikleri ve dua ettiklerinden daha sapkın kimdir Ahkaf 5
26- Birbirimizin affı için dua edebiliriz, ama birbirimiz için tövbe edemeyiz.
Genel açıklama;
Bazı konular için aynı ayetler tekrar kullanılmıştır.
Yorumlar