Kıssalar

YECÜC VE MECÜC KİMDİR ?

Kur'an'ın Yecüc ve Mecüc üzerinden vermek istediği mesaj ve tefsir kitaplarındaki yanlış yaklaşımlar.

Yazımıza başlık olarak aldığımız iki isim, Kur’an’da iki surede ismi geçen ancak tefsir kitaplarında hayli kabarık olarak bilgiler bulmanın mümkün olduğu konulardan birisidir. Yazımızda bunlar ile ilgili olarak tefsir kitaplarındaki bilgiyi eleştirmekten ziyade, Kur’an kıssalarının mesaj vermek gibi bir içeriği olmasından yola çıkarak Kur’an’ın Yecüc ve Mecüc üzerinden vermek istediği mesajı anlamaya çalışacağız. Tefsir kitaplarında Kur’an kıssaları ile ilgili yorumlara baktığımız zaman mesajı anlamaktan çok o günkü yaşanmışlık ve kıssadaki şahsiyetlerin kim ve ne oldukları şeklinde yorumların sayfalarca yer tuttuğu görülmekte olup bu tür yorumların kıssaların mesajını anlamaya yaramadığını aksine kıssaların mesajını ıskalamaya yaradığını görmekteyiz.

Yecüc ve Mecüc ismini, Kehf Suresinde anlatılan Zülkarneyn kıssasında onun yaptığı yolculukta görmekteyiz. İlgili ayetleri okuyarak Yecüc ve Mecüc üzerinden verilmek istenen mesajı anlamaya çalışalım.

[18.93]Sonunda iki seddin arasına varınca setlerin berisinde nerede ise hiç söz anlamayan bir toplumla karşılaştı.

Kehf 93. Ayetinde, Zülkarneyn’in kıssada anlatılan son durağı iki dağ arası olarak tabir edilen coğrafi bir mekândır ve orada bir kavme rastlar, bu kavmin özelliği olarak ayette “la yekadune yefkahune kavlen” şeklinde bir cümle ve o cümlenin meal ve yorumlarında, kavmin söylenen sözü anlamadığı veya dili yabancı olduğu gibi iddialar olmasına rağmen bu konuda bizim düşüncemiz o kavme daha önce “kavl” olarak ifade edilen vahy şeklinde bir bilgini onlara ulaşmadığı yani o zamana kadar vahiyden habersiz olarak yaşadıklarıdır.

[18.94] Dediler ki ey Zülkarneyn! Muhakkak Yecüc ile Mecüc bu Arzda fesad yapıp duruyorlar, onun için onlarla bizim aramıza bir set yapman şartı ile sana biz bir haraç versek olur mu?

Zülkarneyn’in ulaştığı yerdeki kavim ondan, Yecüc ve Mecüc’ün fesadına karşı ücret karşılığı onlardan koruması için bir set yapmasını istemektedir. Burada bunların kim olduğundan çok fesatçılara karşı yapılan bu önlemin bizler için taşıdığı mesaj üzerinde durarak kıssadan hisse çıkarmak gerektiğini düşünmekteyiz. Yecüc ve Mecüc ismini sadece belli bir zamana has fesad çıkaranlar olarak değil, kıyamete kadar yeryüzünde fesad ve bozgunculuk çıkaranların genel bir ismi olarak okursak bunlar için yapılan seddi ve yapanlar üzerinden verilen mesajı daha doğru anlamak mümkündür.

[18.95] Dedi ki: «Rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar daha hayırlıdır; haydi siz bana bedenen yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım.

Kavm’in Yecüc ve Mecüc fesadına karşı Zülkarneyn’e haraç karşılığı set yapması isteğine karşı onun verdiği cevap elinde güç ve iktidar bulunanların, mazlumlara karşı zalimleri engellemek için yapması gereken şeyin ne olduğunu öğretmektedir. Zalimi engellemek için haraç karşılığı bir engel yapmak yarın o engeli yapanın zalim olmasına sebep olacaktır ve başka bir zalim doğuracaktır. Yaptığı engeli mazlumlara karşı kullanarak, “ya haracı çoğaltırsınız ya da engeli yıkarım” gibi tehditlerle mazlumları her zaman diken üzerinde tutarak onları sömüren bir güç sahibi dün bugün ve yarın dünya üzerinde mevcut olup her an yaptıkları zulüm örneklerine şahid olmaktayız.

Kavm’in Zulkarneyn’den set yapmasını istemesi onların çalışmayı sevmeyen tembel bir yapıya sahip oldukları ve elimizdeki para ile her şeyi yaptırırız mantığına sahip olan zengin Müslümanları anımsatmaktadır, eğer Zülkarneyn onların bu yönünü istismar edip onları oturtup kendi maiyeti ile birlikte bir engel yapmaya kalksaydı bu engelin yapımında onların hiç bir dahli olmadığı için o engel üzerinde bir tasarruf ve onu istediği gibi kullanma hakkına sahip olabilecek iken bu şekil bir sömürüye yanaşmayan adil biri olarak karşımıza çıkması gücü ve serveti elinde tutanların sömürgecilik gibi bir haklarının asla olamayacağını gösterir. Eğer karşınızdaki muhatabınız sizin elinizde olan imkâna sahip değil ise, siz bu imkâna sahip iseniz bunu zulüm olarak değil insanlara faydalı olmak şeklinde kullanmak mecburiyetindesiniz mesajı verilmektedir.

[18. 96] Bana demir kütleleri getirin. Bunlar iki dağın arasını doldurunca; körükleyin, dedi. Nihayet o, bir ateş haline gelince; bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

Zülkarneyn’in seddi yapmak için kullandığı malzemeler yine bizler için mesajlar içermektedir. Allah (CC) Davud ve Süleyman (as) için onlara demiri ve bakırı emrine verdiğini beyan etmektedir. Onların bu malzemeleri kullanarak güç ve saltanat sahibi olduklarını anlamak mümkün iken bizler onların bu saltanatlarını sanki yattıkları yerden ve bir mucize olarak anında verildiğini düşünmekteyiz, hâlbuki böyle düşünmek bizleri bugünkü tembelliğimize yol açan unsurlardan birisidir.

Allah (CC) Hadid S. 25. Ayetinde şöyle buyurmaktadır.

Celâlim hakkı için biz Resullerimizi beyyinelerle gönderdik ve beraberlerinde kitab ve miyzân indirdik ki insanlar adaletle tutunsunlar, bir de demiri indirdik, onda hem çetin bir sertlik hem de insanlar için birçok menfaatler vardır ve çünkü Allah kendisine ve Resullerine gıyabında yardım edenleri belli edecek, şüphe yok ki Allah kavidir azizdir

Ayette dikkatimizi çeken 3 unsur Kitap-Mizan-Demir olup bunların üçünün bir arada olması ile insanlar arasında fesad ve bozgunun önlenebileceği haberi verilmektedir. Demir ayette bir güç sembolü olarak anlatılmakta ve onun ikram edildiği ancak bu ikramı kitap ve mizan gözetilerek kullanması gerektiğini bildiren Rabbimizin bu beyanına karşılık, demir bugün kitap ve mizan ikilisini arkaya atıp sadece demirin gücü ile dünya üzerinde insanlara zulmedenlerin elinde kalmıştır.

Zülkarneyn kıssası, Demir-Kitap-Mizan üçlüsünün bir arada

kullanılarak insanları sömürmeden hak ve adaletin hâkim olduğu bir düzenin nasıl tesis edilebileceğini gösteren bir kıssa olarak evrensel bir mesajı olan kıssadır.

[18.97] Artık ne onun üstüne çıkmaya kâdir oldular ve ne de onun için delik açmaya güçleri yetti.

Kitap-Mizan-Demir üçlüsünün bir araya gelerek fesada karşı yapılan her türlü set kıyamete kadar bak, kalacak olup bunu hiçbir fesatçı aşamayacaktır, bu vaad Allah (CC) nin vaadi olup gereği yerine getirildiği takdirde gerçekleşecek olan bir vaattir. Bizler bugün Müslümanlar olarak bu üçlüyü kullanmaktan aciz olarak küfre karşı koymamız gereken silahı bile kâfirlerden almak zorunda kalmamız ne durumda olduğumuzun bir göstergesidir, bu durumda olan bizlerin bırakın fesada karşı koymayı fesatçıların elinde oyuncak olmaktan başka bir işe yaramadığımız ortadadır.

[18. 98] Dedi ki: «Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi geldiği vakit ise onu dümdüz etmiş olacaktır. Ve Rabbimin vaadi bir hak olmuştur.»

Zülkarneyn o kavim ile yapmış olduğu set için, “bu benim gücüm ile yaptığım bir şeydir” şeklinde bir gurur ve kibre kapılmayıp “rabbimin rahmeti” diyerek güç ve servet sahibi olanların özellikle hiç unutmaması gereken sözleri söylemiştir. Seddin dümdüz olmasını, gücü elinde bulunduranların Kitap-Mizan-Demir üçlüsünü bir araya getirerek fesada karşı yapılan setlerin kıyamete kadar ayakta kalacağının haberi olarak anlayabiliriz.

[18. 99] Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur’a da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toparlamışız.

Enbiya 95 Bizim helâkına karar verdiğimiz bir toplumun artık geri dönüşü mümkün değildir.

Enbiya 96 Nihayet o toplumun helakı için Yecüc ve Mecüc serbest bırakılır, her tepeden dalga dalga yayılırlar.

Enbiya 97 İşte gerçekleşecek olan vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman inanmayanların gözleri korku ve dehşetten fal taşı gibi açılacak ve: – Yazıklar olsun bize, bundan önce biz bunu hiç umursamıyorduk, aslında biz kendimize zulmedip yazık etmişiz, diyecekler.

Enbiya Suresi ayetlerinde ise yeryüzünde kıyamet gününe kadar fesatlarını devam ettirmek için çalışan ve evrensel fesatçılara verilen bir isim olarak okumanın daha doğru olacağını düşündüğümüz Yecüc ve Mecüc gerçekleşmeden önce red ettikleri, fakat gerçekleştiği vakit pişmanlıklarını gizleyemedikleri kıyamet ve hesap ve cehennemi gördükleri zamanki halleri beyan edilmektedir.

Sonuç olarak; tefsirlerde kim oldukları ve onlar için yapılan seddin nerede olduğu şeklinde yapılan yorumları okuyarak veya kıyamet alametleri ile ilgili rivayetler içinde yerini bulan Yecüc ve Mecüc konusunu, Kur’an kıssalarının mesaj içerikli okuma metodu içinde yapılan bir okumada bunların belli bir zaman ve mekâna has bir kavim değil, evrensel fesatçıların bir isimi olarak görürüz. Kur’an Zülkarneyn kıssası üzerinden bunlara karşı koymanın yollarını öğretmekte olup bizlerinde bu yolu takip ettiğimiz takdirde Allah (CC) nin bir vaadi olarak bu fesatçıların önüne çekilen seddin kıyamete kadar yıkılmayacağını bildirmektedir. Bu setlerin, demir sembolü üzerinden maddi gücü kitap ve mizan ile birleştirerek yapılacağı ve bu üçlü güç ile yapılan seddin kıyamete kadar yıkılmayacağının bildirilmektedir. Kıyamet gününe kadar bu fesadı devam ettirenlerin o gün gelince pişmanlıklarının fayda etmeyeceği ve ebedi olarak cehennem ile cezalanacakları da bildirilmektedir, bizler maalesef bugün bu fesatçıların zulümleri altında kıyameti veya kurtarıcı mehdileri bekleyerek onların alt edilmesini beklemekten başka bir eylemde bulunmamaktayız. O fesatçılara yaptıkları nasıl sorulacaksa bizlere de onlara engel olmak için eli kolu bağlı oturup gökten medet ummamızın hesabı elbette sorulacaktır, gökten yardımın sebeplere tevessül etmeden gelmeyeceğini öğreneceğimiz günlerin yakın olmasını umut ediyoruz.

EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

Yorumlar

← YUSUF AS MUCİZELERİ Yakub'un Körlüğü ve Gömleğin Sırrı